ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI - 11
Nur Cihan

bu yazı Ehl-i Beyt-i MUSTAFA ya adanmıştır..

Merhaba Sevdiğim ve Merhaba …nasılsın?.11. masalımızdayız yani iki karşılıklı 1’in muhabbetindeyiz..ben meşreb-i halimize bir ek yapmak zorundayım ..çünkü asabiyette ki zirve halim beni perişan etti:)bak, yeni halimiz şöyle oldu:asabiyeti sekine-i lezzetçiler:)tedbiren başa yazdım ki ,cemal vakti tez gelsin.. ne kadar eliyle ovalasa da bir türlü  düzeltemediği, haftayı ona dar eden alnındaki yarım lamelif i, ağlatmış.. yani insan bu halde bile tefekkürde uçabilir mi ?.. Zülkarneyn in seddini..vehmi idealarıma bir set çekemeyişim ki, Sana karşı olan kıskançlığım benim en zayıf,en zelil yanım..oysaki bu masalın çocuğu eskiden nasıl kıskanılır onu bile akıl edemezdi biliyor musun?hep o yedirilen hannas yüzünden .. tek ümidim o sonradan olduğu için, geldiği gibi gitmesi tabii..taa en başından beri,  Senle alakalı gördüğüm ve öğrendiğim o şeyler..Sen herkese aşıksın.. tabii ki haklısın.bense sadece Sana..tabii ki haksızım…buna henüz dayanamıyorum bence..yani bu alemde.o zaman, gözlerimi kapatıp sema  sahasına dönüyorum..

O Gönle sahip çıkamayacağım için, onu baştan sahibine yani Sana iade etmiştim hatırlatırım..tuzla buz olan bir gönlüm  yeni bir kalbim olamadığı içinde incinmedim tabiii?!!! neden, Sen kıskanma hakkına sahipsin bense değilim? bak ne anladım.. işte bunun bio kimyasal sebebini buldum.. aslında bir iki yıl evvelki idrakimin belki kanıtlanışıdır.şimdi iki kat kızıla bürünmüşü ve kuru kara üzümleri düşündüm.( o kızıla büründüğü gün gelen kara üzümlü  tarifi şırayı yapmaya karar verdim..)kansızlık sınırında olan yapım sanırım ki daha çok düştü..hayallerim bile  çikolata-incirli kek ve yeşil üzümlü.. ben yapmışım ,hem de Sana :)işte birde o set çekme işinde şunu da düşündüm.. hatta çok hüzünlü buldum..büyümesi gereken biri var .. artık onu besleyen kaynak ,kendi kaynağını bulabilmesi için ona bu seddi çekmek zorunda..O, yapmak istemese bile, O na bunu yaptıranı  anlamak lazım değil mi Sevdiğim..ANLAMIYORUMMM .. iki güneş olmaz ya hani..o yüzden belki de.. şimdi canım anlatmak istemiyor.. .. nasılsa Sen anlıyorsun..ve  acımasız bir özleyişin kıskanç kıskaçlarında bir çırpınış var..nasıl biri biliyor musun gördüğüm;bir latif esnek zarın içinde ayağa kalkmış ve o zardan çıkabilmek için çırpınan bir adam??..sanki hiç bilmediğim yeni bir ölüm gibi..

 yazdıkça yeni yeni çuvalla yazılmak için sıraya giren harflere sahip oluyorum. ben bunları istemiyorum ki..umurumda bile değil bilmek..ben sadece Seni istiyorum Seni.. ama çoook ağladım .. ve Sevdiğim bu gece ben bir şarkı sözü kadar yumuşak ve zarif sözleri söyleyerek uyandım..bunları yazabilmek içinse bir daha uyumadım..o sözleri hiiç hatırlamıyorum, bir salavatın anlamı gibiydi-görmekle alakalı sanki..tabii ki bende, onu kendi kabımca anmak ve hatırlayabilmek için bu yazıyı yazıyorum..inşallah ona layık olmasa da benim insan olabilmem için, kendime bir faydası olur ve amin..

öğlen.. yine  yarım lamelifim..acıyorum..bir ses ..LİNTEHUUU diye bağırmış...LİNTEHUUU..(onu bir yerden tanıyorum..omuzlarındaki kuzguni saçları muazzam güzel..)birde şu çizimlerin altındaki iki nokta zehrin panzehir-derdin ise deva olması demek mi?şimdi tüm zehirli mürekkebim buraya aktı, bakalım panzehire nasıl dönüşecek..Sevdiğim tıbbi özürlerim,hissi duygulanımlarım beni bu derece tavan yapmış bir edepsizliğe yine mahkum etti..Sence bu hallerde, içinde bulunduğum halden dolayı  sakıtlık olur mu?:)

zor işler zooor.çook zorr.ben Seni özledim.. kanatlarım atık büyüyemiyor bile biliyor musun?..istemiyorum!..yanii bravo Sana, başardın!..başardın..tebrik ediyorum.. artık ne seviniyorum nede üzülüyorum..olsa da olur, olmasa da sanki..nasılsa biri olunca otomatikman diğerini tetikliyor..ben seddin üzerine çıkmayı başarmalıyım Sevdiğim..yoksa Seni bulamam....lütfen yeni bir gönül ama eskisi değil..pota da eritilmiş yeni bir camdan gönül lazım..eğer içinde hiçbir şey olmasa Sevdiğim, o zaman sadece Sen- nefessiz bir Sen mi olurdun?...birde yeni telekler lazım..bence ben nar bekçiliği yapamıyorum.. yapmak da istemiyorum.. öyle Seni seyrederken olur mu yani?o yüzden de Sana en sevdiğim meyve suyunu tarif edeceğim..bu yazıda onu iç tamam mı..2greyfurt,1limon ve 1portakalı sıkıyorsun.. tabii ki soğuk olmalı ..işte çok harika bir içecek bu ..kokusu da olsun..ismi meyveler:)

evet .. konumuz ne idi Ehl-i Beyt-i Mustafa..ve bunu da tabiî ki 7. Masalımız üzerinde gidip gidip gelerek anlamaya –anladıklarımızı da sağa sola seslenerek-SELAMLAYARAK  anlatmayı tefekkür edeceğiz..ilk evvela en eski algılarımdan bahsetmek istiyorum..

çocuk  hayal kitabını istemek üzere Evvel zamana gitmişti..aklından hiç çıkmayan bi şey vardı..iki  elini de ona doğru uzattı ve dedi:Arabi hz okudum ki, insanın sol eli parmakları sırası ile; başparmak hz Ali,İŞARET PARMAĞI hz Peygamber( as),orta parmak hz Fatıma,yüzük parmağı hz Hasan,serçe parmak hz  Hüseyin miş..ve sağ elimizin baş parmağı hz Ali,İŞARET PARMAĞI hz Peygamberimiz,orta parmağı hz Ebu Bekir,yüzük parmağı hz  Osman ,serçe parmağımızda hz Ömer miş.. ve parmaklarım..ve tırnaklarım..gözümü onlardan alamıyorum..bana  “…” hatırlatıyor, neden?..çocuğa ilginç bir gülümsemeyle cevap verdi Evvel Zaman:”evladım siz tasavvuf yapıyorsunuz”..çocuk ama ben tasavvuf ne bilmiyorum ki..Evvel Zaman :”biliyorsunuz “..

Sevdiğim bu gün bunu tefekkür edeceğimizi hatırlayalım istedim.. öğrendik ki Allahın iki elimle yarattım dediği batıni-zahiri; celal- cemal,kahır- lütuf eli demekmiş..ve sol celali -sağ cemali anlatırmış hani.. aslında sadece sağ el varmış yani cemal..tabii bunların hepsi bizim anlayabileceğimiz şekilde sembolize edilmiş manalarmış değil mi?yoksa bizim anladığımız anlamda el felan yok..maksat İŞARET EDiLENE BAKARKEN  İŞARET EDENİ GÖRMEK.(şakk-ı kamer)aynı Kelime-i Tevhid gibi değil mi Sevdiğim?

burada hz Adem as. dan anmak isterim..Ata Dede Babamız..O, Yaratıcısına demiş ki hani..”her yerde bir isim görüyorum..Muhammed..O benim neslimden olacakmış..bana torunumu gösterir misin Ya Rabbi “diye niyaz  edince.. Yaratıcısı: işaret parmağına bak!. demiş hani..ve hz Adem Babamız işaret parmağını kaldırıp bakmış..orada hz Muhammed Mustafa nın Nur u zuhur etmiş ve O da seyretmiş..ve seyrettiği güzelliğe bakarak şu cümleyi ilk söyleyen kişi olma şerefine nail olmuş.. “Eşhedü  en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve rasuluhü.”inşallah anladık umarım.

5. Sene evvelden, şimdi hatırlamadığım bir hayalim için Latif Sultanın” siz Hüccürat Suresini okuyunuz”  demesini hatırlıyorum..akabinde  bir arkadaşımın beni Fatih’e götürmesini..o pazara gitmek isterken, benim Fatih Camiine gitmem..ve içeride küçük bir erkek çocuğunun, sonra daha büyük bir erkeğin okuduğu Kur’an eşliğinde neden ağladığını bilmeden gözyaşlarıyla kılınan bir namaz..sonra Fatih Sultan hz.türbesi..orada daha şiddetli bir ağlayış..ve birkaç hafta sonra umre hediyesi… yolun resmi başlangıcıydı.o gün anladığım hüccüratı ancak kelimelerimin kısır anlatımı ve bugünkü anlayabildiğim kadarı ile Sana aktarabilirim.. lakin onu tamamlayacak ve kusurlarımı da örtecek tek bürüyücü örtünün Sen olduğunu da bilirim..

Sevdiğim 7. Masalın bana ilk anlattığı şey hep şuydu..KÜN EMRİ İLAHİSİ İLE DİLENEN nin aslında bir DUA olduğunu ve FEYEKÜN  ile murat edilenin AMİN nin de  bu yönelişin huzuru olduğunu..huzur bulan ise ;tek bir mutlak vücuda tüm hücre-i saadetlerin secdeleri faslında, Senin varlığın yanında, Senden gayrı her varlığın BOŞ ama HOŞ  haliydi..Hüccurat Suresi  :sesinizi Habibimin Sesinin üzerine çıkartmayın yoksa amellerinizi yok farz ederim” der hani..işte ben semahaneden  her daim bunu anlıyorum biliyor musun..(çünkü ortalığı kasıp kavurarak esen o sabah nefesinin içinde, tüm seslere baskın olan Azrail Kudreti Sesin; tüm zerreleri yakalayan-alan- bir arada tutan Senin Nefesindi.)

bunu bir tek asli vücud olarak düşünmek lazım..işte O Vücud hz Muhammed as. dır..ve onun da hakikati, Hakikat-i Muhammedi dir.. tüm varlığın nuru-gayesi-sebebidir..tüm varlık O açığa çıksın,O bu alemi şereflendirsin ,O bu toprağa bassın diyedir..belki de asıl mirac; O’nun bu cihana ayak basmasıdır ki, O cihan toprağı ,O bu aleme ayak bastığı için göklerden bile üstün sayılmış ve her zerresi mescit hükmündedir..O bu aleme ayak bastığı için, tüm varlık” ben O’nun ayağının bastığı yerdeki toprağın tozuyum” deme şerefine erebilmiştir ..işte o yüzden de edeb tasavvufun ilk ve son şartı olmuştur..hiç bir kimse ben yeni bir şey söylüyorum diyemez..ben ondan daha iyi anladım ve öğreteceğim diyemez..neden?çünkü hz Peygamber: ben size yeni bir şey getirdim ve yeni bir şey söylüyorum dememiştir..ben eskilerden daha iyi biliyorum dememiştir…o sadece Allah Teala nın dilediğini- emirlerini yerine getirmiş ve yaşantısı ile de bunun fiili halini bize miras olarak bırakmıştır..O Canlı Kur an olduğu ve yaratılmış en numune şahsiyet olduğu için de, O’nun  her hal ve hareketi ayettir..

Hz.Kur an üzerine çalışan kişi; ancak O’nun söylediği Ayetlerden ve eylemleri olan Hadislerden,ben  şu manaları anladım- açığa çıkardım diyebilir..çünkü asıl maksat bilmek değildir..bütün ilimler onları asıl bilen tarafından zaten yaratılmıştır..tereciye tere satmak?.istenen şey idrak etmek-anlamak ve anladığını hal olarak fiiler de yaşamak ve yaşatmaktır..Yaratıcı ,kullarına verdiklerini onların üzerinde seyretmeyi seviyor ya.. maksat, istenilen erdemlere sahip adam gibi adam olabilmek.. yeni olan şey manalar değildir.. yeni yaşam tarzlarına göre şekillenmiş suni kelimelerdir..aynı yeni moda giysilerimiz gibi..bugün yeni dediğin kelime eskiden de vardı biliyorsun..  bugünkünden daha derin ve çok daha kapsamlı anlamda üstelik..bugün yeni en son ilim dediğin şey, yarın bir başka yeni  suni söyleyişli lakin  eski manalı kelimeye devrolmayacak mı sence?teknolojik ilimlerin ne kadar çabuk yanılsadıklarını ve yeni  zanlarla her gün değiştiğini unutmayalım lütfen..ilim en değerli şey tabii ama kesinlik kazanmadığı zaman sürekli değişen ilaçlara ve deprem raporlarına benzemiyor mu?..tüm bunları geç..hz Peygamber ben size yeni bir din getirdim,ben size yeni bir şey söylüyorum demiş midir peki?hayır değil mi?hepsinin bildiği bir dini tekrar o zamanın şartlarına ve ondan sonraki şartlara göre en geniş şimdiki zamanlı anlatmıştır..bizim sıkıntımız bence kibrimizde.. Allah’ı ,Peygamberini ,İslam ı beğenmeme tarzımızda..iman bence bir kereliktir..o öyle bir iman olmalı ki ne olursa olsun, o konudan kuşku duyamazsınız ..işte hz Peygambere sahabesi böyle iman etmişti ama böyle iman eden haslar ise ehl-i biatlerdi..yanı O’na manen en yakın daire dememiz lazım sanırım..tüm ashab ehli biat değildir ..çoook az kişiymiş bunlar..ben bunun bugün ve gelecekte daima o kadar kişiyle sınırlı olacağına iman ediyorum mesela..böyle olduğu halde hz Peygamberi bir defa gören, sözünü duyan herkes bizim için ashaptandır..hepsi bir yıldız hükmündedir..çünkü İslamın zirvesi ve mirac ,O güneşin tam zuhur ettiği zamandı diye düşünüyorum..O,” 0 “noktası misali..sağı ve solu var gibi..dairesel bir zaman gibi..iki yay gibi..Zülkarneyn gibi..O’nun bu alemden ayrılışı ile başlayan özlem hatırlamaya duyulan istek ve O’nu bir şeklide bulmak..

evet nerede kalmıştık..Hüccurattta ve Fatiha da tabii..yani bana göre vahdet-i vücud denen mananın çalışma sisteminde.ancak  tüm insanlığın tek bir vücud olduğunu idrak eden kelebek etkili bir algıya sahip kişiler belki de  bu manaya  erebilir..ermek başka mananın kendisi olmak tabii ki başka..bizzat  o mananın ta kendisi ise hz Peygamberimiz Efendimizdir.. Fatiha: fettah-FÜTÜVVET SAHİBİ-açan genişleten-fetheden-hidayet eden-medeniyet getiren-yiğit-mert ..çünkü Yaratan O’nu dilemiş ve O’ndan kendisini göstermiştir..kendisine ayna olarak O’nu seçmiştir..O asıldır..diğer tüm varlık O’nun hücreleri gibidir..hücre odacıkları, bir evin odaları,bal peteğindeki bal kovanları,kendi madde bedenimizdeki hücreler, hava zerreleri misali gibide tefekkür edebilirsiniz..bu ufku açar değil mi?sınırları zorlamak lazım ki Vücud nefes alsın..biz bu manaları anlayamıyorsak eğer “fetih” nedir onu da anlayamayız bence..eski çağı kapatıp yeni bir çağı da başlatamayız..yani Zülkarneyn  olamayız..celalden cemale gidemeyiz..zülcelali  vel ikrama eremeyiz..miracımızı tamamlayıp tekrar sağlıklı bir şekilde aşağıya inip yeni yeni farkındalıklar la başka miraçlar için yol alamayız..

Konumuz hala aynı tabii..yani Ehl-i Beyt-i Mustafa(bu anlamaya çalıştığım şey  Hamse-i Ali Aba değildir)..Mustafa “saflaştırılmış” demekmiş..O saf olduğu için her maddeyle anlaşabilir bence..o yüzden de asıl cazibe O’dur..mıknatıs O’dur..tüm zerreleri bir arada tutan arzın çekim gücü, O’nun Aşk-ı Muhabbetidir..ve O, aşkın her an ter-ü taze yenilenişidir..
hz Peygamberimizin maddi ailesi doğal olarak onun Ehl-i Beyt- i dir..ama O, öyle biridir ki ,aslında tüm varlık O’nun ailesidir.bilsinler bilmesinler..hiiç önemi yok..herkes bilecek ve anlayacak diye de bir şey yokmuş zaten..çünkü Alemlere Rahmet olarak gönderildiği için; nasıl ki O, bu cihana ayak bastığından dolayı tüm alem mescit sayılıyorsa, tüm insanlık ta bilsin bilmesin mescit hükmündedir.. beklide şeytanın anlayamadığı -kabul edemediği mana bir anlamda budur değil mi Sevdiğim..

DÖRT ANA UNSUR-U DİREK

Peygamberimin devlet sistemindeki yönetime bakmak istiyorum..bir elin 5 parmağı misali olanlara..hz Ebu Bekir..hem hz.Peygamberin eşi,müminlerin annesi olan hz Aişenin babası..özelliği sıddıkiyet..yani sadakat ve cömertlik onda en kemal halde ortaya çıkmış..ikinin ikincisi..hz. Ömer…ilim ve adalet manası onda en kemal halini bulmuş..Benden sonra peygamber gelseydi, O, Ömer olurdu hitabına mazhar olmuş..kızı hz  Hafsa, hz. Peygamberin eşi ve müminlerin annesi..hz Ömer, hz. alinin de hz Fatıma dan olan bir kızı ile evli aynı zamanda..tam Zülkarneyn misali:)hz. Osman..ahlakta,takvada,iman da en mükemmelleşmiş isim..hz Peygamber efendimizin kızlarından önce hz. Rukiye ,onun vefatı ile de  Ümmü Gülsüm annelerimizle evlenmiştir. Zinnureyn-iki nur sahibi lakaplıdır…hz Ali..O, hz. Peygamberin anne bir amca çocuğu…annesinin sütünü emmeden hz Peygamberin parmaklarını emmiştir,O’nun himayesinde büyümüştür..hz Fatıma annemizin eşidir..hz Peygamber Efendimizin diğer çocukları kendisinden evvel bu alemden göçmüşlerdir..sadece hz Fatıma ve hz Ali’den soyları=Kevserleri sürmektedir..ve hiiç kesilmeyecektir..hz Ali FÜTÜVVET= yiğitlik,mertlik,gençlik,delikanlılık,organize olup bir konuda harekete en etkin nüfus edebilmek=emaneti devralabilecek eminlikte de kemaldir..o AŞK dır..rengi kırmızıymış..

aslında şöyle karşıdan durup baktığımda Sevdiğim, ilk aklıma geleni Sana yazmak  istedim.. Asr-ı Saadet denen, bir kişi ile başlayıp çok kısa zamanda milyonlara çıkan bir yönetimin başarı için en elzem ihtiyaçlarını tabii..biri Muhammed ül Emin lakaplı= doğduğundan beri sıratı müstakimden hiiç ayrılmadığına, tüm mümin- müşrik ahalinin oy birliği ile karar verilmiş ve O’na böyle hitap edilmiş.. o devletin maddi manevi emanetçisi olmak..gerçek bir mürşidi insan ı kamilde müridlerinin her türlü emanetini-sırrını o olgunlaşıncaya dek alır..hiç kimseye onun manalarıyla ve hali ile öğrendiği kusurlarından bahsetmez.. emanetlerini= esmalarını en kazançlı hali ile işler.. döner sermaye misali olgunlaştırdığı talebesine vakti gelince devreder..Hızır’ın duvarı örmesi misali..demek ki bilinilmek lazım gelen  devletin hazinesi hz Peygambermiş ..bu hazineye  varis-i sahip olan emanetçilerinde;  sadakate,cömertliğe,ilim ve adalete, iman ve edebe,bunu gelecek nesillere aynı iştiyakla taşıyıp yaşatmak içinde fütüvvete-aşka ihtiyaç varmış değil mi Sevdiğim..

Hz peygamber tek ve yegane EKMEL olandır..O eşsiz ve biricik DÜRR-İ YEKTA  dır..O’ndan gayrı herkes, O’ndan aldıkları nurla kendi nisbi yetenekleriyle kendilerinde açığa çıkartarak yükseltebildikleri manalar kadar kıymetlidirler..O ana hazinedir..mutlak miras odur ve varisleri vardır..hep de olacaktır..çünkü O bitmez tükenmez tek hazinedir..bilinmek isteyen tüm manalarının O’ndan seyretmeyi dilemiştir çünkü, hiç kimse tam ve kemal hali ile O olamayacağı için, kendisindeki en yüksek esma-en kolaylaşmış yeteneği-kabiliyeti,insanlığa en güzel hizmet edebileceği manası ile varisidir..O’na  hizmeti-muhabbeti oranında da Ehl-i Beyt-i n dendir..biriyle kan bağınız olmasa da ,gönül bağınız varsa bu akrabalıktan çook daha özel bir şeydir..

bu dört halife de, hz Peygamberimize kan ve yol akrabalıkları ile bu yakinliği  olabilecek tüm imkanlarla arttırmayı seçmiş ve yapmışlardır..bize nasıl davranacağımız hususunda örnek olmuşlardır..her biri bir savaşçı –siyasetçi-ehl-i sanat-ve eylem adamıdır..onlar Kabe nin 4 direği gibidirler..ÇADIRI kubbe-i  onlar tutarlar..aslında bizim onları daha çok tanımaya ihtiyacımız var..hz Ali’den yani fütüvvetten-aşk dan geçebilen bir kişi ancak hz  Osman’ı anlayabilir..onu geçen ancak hz Ömer’i bilebilir..onu geçen biri ancak hz Ebu Bekir’i tanıyabilir..ve onu da geçebilen bir kişi ancak hz Peygambere varis olabilir sanırım, değil mi Sevdiğim..bunu bugün de kendinizde deneyimleye bilirsiniz..bir iş yapacağınız zaman, konumuna göre kaç kademe- kaç kişi ile o makama ulaşabildiğinizi düşünün..hedef kişiniz varsa birde, ona yakın olabilmek için yapabileceklerinizi de düşünün lütfen olur mu?yaaa!!..tabii birde muhabbet var..ehli olmak var..onlar aracısız direk hattan o makama ulaşabilirler değil mi?...”onları sevenlerde onlar gibidir…sevdikleri ile beraber haşr edileceklerdir”. .

bugün bizim Muhammedi olabilmemiz için kendimizde bu anasırı Erbaa yı 4 temel olmazsa olmaz erdemi kendimizde ne kadar çıkartabildiğimize bakmalıyız ve bunu tefekkür edebilmeliyiz bence..karşılaşacağımız şeylerde hiiiç hoşlanmayacağımızı biliyorum ..çünkü ben kendimin ne menem bişey olduğumu biliyorum..ve herkeste  en iyi kendisini bilir aslında..manasını bile bilir..ama hep örter, hep kapatır..kendinden kaçar değil mi?o yüzden de başkalarının hayatlarına o kadar burnumuzu sokarız.. başka hayatları mahvetmek için oyunlar oynar, tezgahlarız..hiç kimsenin bizden daha iyi olmasını kabullenemeyiz değil mi?hz Yusuf un kuyuya atılması işte bunu anlatır..kardeşler bile böyledir..bu gücü kontrol edebilmek sağa sola sapmadan sıratımüstakim üzere kalabilmek marifettir..sıradan ve basit olarak her şeye kolayca sahip olmak..bunun en güzel tanımı bence TEVAZU..ama o gösteriş tevazusu değil..takva-ahlak – adalet-cömertlik-feta-ahilik..kişi kendisinde ortaya çıkardığı manalarda bile cömert olabilmelidir..zekatını sadakasını elindeki mal değeriyle ödemeyi bilmelidir.. feta bence asıl bu demek..her şeyi hak ettiği hali ile hakkını vermek ödemek..maddeyi maddeyle –manayı manayı karşılayabilmek..en büyük zenginlikse ikisine de sahip olup, ikisini de umursamamaktır..sana onları vereni görmek..sana tüm hazinelerini vakfetmiş olanı selsebilin kaynağını fark edebilmektir..işte fütüvvet  asıl beklide budur değil mi Sevdiğim..ben Senii Çooook Özledim biliyor musun?.....

 

 
 
Nur Cihan
10.11.2010
nuralem7@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com