Şehadet Mertebesi
Nazım Akpınar
 

Şehid, şuhud, müşahid, müşahede, meşhud, şehadet gibi kelimeler hemen hemen aynı mânâya delalet etmektedir. Şehadet mertebesi de Allah yolunda, din, vatan ve mukaddes değerler uğrunda ceht ve gayretteyken vefat eden insanın vasıl olduğu mertebeyi ifade eder. Bu noktada farklı derecelere haizdir. Kuranı Kerimde 15e yakın ayette şehitler övülmüş, ilahi lütuf ve ikramlara mazhar oldukları beyan edilmiştir. Bu mertebe, derece olarak nübüvvetten sonra gelmektedir. Cennete nail olmayı, rahmet melekleriyle birlikteliği, ilahi rahmet ve gufranı, rahmet nazarının sürekliliğini, manevi olarak rızıklanmayı ve pek çok nurları ve feyizleri temin etmektedir. Nisa 69.  ayette, Allah ve Resulüne itaat edilmesi durumunda bir insanın resuller, sıdıklar, şehitler ve salihlerle birlikte olacağı müjdelenmiştir. Bu da bize gösterir ki Allah’a ve onun yarattığı sistemini açıklayan veli resullere ve açıkladıkları gerçeklere teslim olup hayata geçirenler, manevi açıdan yükselerek dünyada yaşarken berzah boyutu ve ehliyle iletişim kurabilecek seviyeye gelmektedirler. Bu birliktelik, mevt denilen boyutsal dönüşümle berzah boyutunda da devam etmektedir. Rableri katında hay olarak diri olan şehitler, ilahi feyiz ve inayete mazhardır.

Şehadet mertebesinin farklı dereceleri bulunmaktadır. En önde gelen derece ise Allah’a dünyada iken nefis mücahedesiyle yakin elde etmeyi sağlayan Şuhut derecesidir. Ölmeden önce ölme sırrına eren Şuhut ehli veliler, Karib esması gereği özlerindeki yaratıcı cevhere kurbiyet sağlamışlardır. Bu yakınlık derecesi, Allah’ın Ahadiyeti ve Vahidiyetinin daimi müşahedesidir ki tüm manevi lezzetlerin fevkindedir. Nazarları yükseklerde ilahi veche yönelmiştir. Bu hali yaşayanlara müşahede ehli denir. Şehid esmasından sürekli olarak feyiz alırlar. Dünyada yaşarken cemal tecellilerini esma mertebesinde müşahede ederek ahrette de rüyete mazhar olurlar. Onlar, Allah’ın sonsuz ve sınırsız tekliğine şahit olmuşlardır ve bu mutlak gerçeğin hazzını yaşar, zevkini sürerler. Bedensel kayıtlardan, zorlu bir mücadele neticesi arınabilmeyi başarmışlardır. Nefislerinin hakikati olan nura vasıl olabilmek için uzun bir tezkiye sürecinden geçmişlerdir. Nihayetinde özlerindeki eşsiz hazineye kavuşmuşlardır. Kendinden gayrı olmadığına Şehadet eden Allah’ın bizatihi kendisidir. Şehadet mertebesine ulaşan insanın, yaratılış sırrına erdiğini söyleyebiliriz. Zira alemlerin varlığı, Allah’ın ilmiyle ilmini yine ilminde seyretmesinin sonucudur. Bu noktada seyir ve müşahede işlevlerinin aynı olduğu sonucuna varırız. Başka bir deyişle Tek’in kendi varlığını seyretmesiyle Tek’in seyredilişi(müşahede) aynı gerçeği ifade eder. Sen, Tek varlığın açığa çıkış özelliklerini esma mertebesinde müşahede ederken –sen-de kendi varlığını seyreden O’dur. Rabbimiz bize adeta”Hayatımı kendi gözlerinden göreceksin. Ben de senin hayatını gözlerimle göreceğim. ”demektedir. Tüm bu verileri bir arada değerlendirdiğimizde, Şehadet mertebesini ifade eden Allah yolunda öldürülme işlevinin, mutlak tekliği müşahede anlamında ölmeden önce ölme sırrına ermek, içselliğe dönük yaşam haline geçmek olduğu ve bu halin başka insanlarca da yaşanması için mücadele etmek ve hakikati dillendirmek olduğu neticesine varırız. Şehit olarak ifade edilen birim de bu farkındalığı yaşayabilen ve Allah’ı tanıma ceht ve gayretinde olandır. Allah bizlere de Şehadet mertebesine ulaşmayı kolaylaştırsın.

 “Allah, Tanrının varolmadığına, sadece kendisinin var olduğuna, bizatihi kendisi şahittir. Varlığın özündeki meleki kuvveler ve hakikati dillendiren ilim sahibi ulular(ulul ilm) da bu hakikatle kâim olduklarının hakkını(vahdet müşahedesiyle) her an vermededirler. Tanrı yoktur, sadece Allah mevcuttur. Aziz ve Hakimdir(İzzet ve hikmet sahibidir. ).  Ali İmran 18”

 

 

 
 
Samsun - 10.06. 2009
ahad103@hotmail. com
http://sufizmveinsan. com