Kime İtaat Edeceğiz

Dr. Hüseyin Emin Sert
 

Fitne zamanında insanlar kime itimat edeceklerini şaşırırlar. İlim, amel, hidayet ve ihlas üzere olanlarla beraberlik, bu fitneden kolay kurtulmaya yardımcı olabilir.

Son zamanlarda bilhassa temel dini mevzularda yapılan farklı ve çelişkili açıklamalar, halkımızın kafasını ciddi şekilde karıştırmış gibi görünüyor. Bu durum daha önce de kısmen var olan, önemli bir problemin net bir şekilde gündeme gelmesine sebep oldu. “Kime itimat edeceğiz?”

Bu noktada, İslam Dini’yle ilgili temel bilgiler noktasındaki eksikliklerimiz, kendisini daha da çok hissettiriyor. Çünkü çoklarımız, ilmihal seviyesinde, bilinmesi farz olan hususlardan dahi habersiz gibiyiz. “Beşikten mezara kadar ilim talep ediniz”, “İki günü birbirine müsavi olan zarardadır” ve “İlim talep etmek kadın erkek her Müslümana farzdır” sözleriyle “hayat boyu sürekli eğitim”in temellerini atan bir Peygamber’in (sav) ümmeti olduğumuzu iddia etmemize rağmen, zarurat-ı diniye denilen, iman, İslam, edille-i şer’iye, efâl-i mükellefin gibi konulardan habersiz, mirasyedi bir müslümanlıkla hayatımızı devam ettirmeye çalışırken, belli bir İslâmî bilgiyle halledebileceğimiz konular, büyük bir problem haline dönüşüyor.

Fitne zamanında müslümanca yaşamak ve hüsnü akıbetle ruhumuzu teslim etmek istiyorsak, temel dini bilgilerimizi tamamlayıp güncellememiz gerekiyor. Kitap, dergi ve sohbet gibi bilgi kaynaklarının günlük hayatımızda önemli bir yeri olmalıdır.

Günümüzde tartışılan birçok husus karşısında rasgele edindiğimiz, sıradan bilgilerle tam Müslüman olunamaz. “Din nasihatle kaimdir” diyen bir Peygamber’e (sav) tabi inananlar olarak, hayat sermayemizi, dini sohbetler ve güvenilir kitaplarla ziyadeleştirip kazanca dönüştürerek, bazı hususları öğrenebilelim ve ruhumuzun gıdası olabilecek bazı hazlara erişebilelim.

Bir dini hüküm, neye göre, nasıl ortaya konulur, kaynaklar nelerdir, neticede kim hüküm verebilir? Gibi soruların cevabı zihnimizde netleşmelidir.

Edille-i şer’iye yani, İslam dininin hüküm kaynakları dörttür. Birincisi Kitap; kitap denilince mutlak olarak Kur’ân-ı Kerîm akla gelir. Ancak, her konu açıkça Kur’ân-ı Kerîm’de yer almayabilir. Bu mevzuda Kur’ân-ı Kerîm’in yönlendirmesiyle, ikinci kaynak olan sünnete müracaat ederiz.

Sünnet, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, sözleri, yaptıkları ve tasvipleri gibi hususları içeren bir derya gibidir. Bunları bilip değerlendirebilmek de usûl (metodoloji) bilgisine ihtiyaç gösterir.

Dini bir hususta, bir devirdeki İslam alimlerinin birbiriyle görüşmeksizin, aynı kanaati belirtmeleri şeklinde ifade edilebilecek, “icma-ı ümmet” de üçüncü bir hüküm kaynağıdır.

İslamî ilimlerde mahir fakihlerin, hakkında hüküm olmayan bir konuyu, hüküm olan hususa benzeterek ortaya koydukları değerlendirmeler de dördüncü kaynak “kıyas-ı fukaha”yı oluşturur.

Dolayısıyla konuşan kişilerin isminin başında veya altında şu veya bu vasıflar bulunması, kesin hüküm vermeye yetmeyebilir. Bu hususta da, şuurlu Müslümanlar uyanık olmalı, güvenilir temel dinî kaynaklardan, ehliyetli  kişilerin açıklamalarına itimat etmelidirler.

Nefsine galip gelemeyenlerin, ne kendilerine ne de toplumlarına faydası olabilir. Her şey kontrolüne verilen insanın, cahillik ve dikkatsizlikleri sonucu meydana gelen yozlaşmalardan şikayet hakkı yok gibidir.

Rabbimiz Kitabında kime uyulacağını beyan etmiş, en önemli vasıf olarak da hidayet üzere olmanın yanında söz ve davranış uyumunu ön plana çıkarmıştır. İtimat edeceğimiz kişi, bilgisiyle amil ve ihlaslı olmak durumundadır. Medyatik veya meşhur olmak için aykırı şeyler söyleyenlere fazla itibar edilmemeli, makbul kaynaklardan bilgi tazelenmesi yoluna gidilmelidir.

Dünya hayatının imtihanlığı, müslümanların içine düştüğü çeşitli hususlardaki kaos ortamıyla bir daha ciddi şekilde gündeme gelmiş oluyor. Sırat-ı müstakime erişmek ve o yolda devam edebilmek için, temel İslamî bilgilerimizi tazeleyip, doğruları öğrenme ve teyit etmek için, çaba harcamak gerekiyor. Bilgilerine itimat edebileceğimiz, ilmiyle âmil ve ihlâslı kişileri arayıp bulmamız ve asli kaynaklarla aramızdaki engelleri kaldırmamız gerekiyor.

 

 
 
Elâzığ - 10.04.2007