Hoşgören ne gördü?
Meryem Irmak
 

“Şeriat tarikat yoldur varana

Hakikat marifet andan içeri...”

Abdülkâdir Geylânî (k.s) şeytanı nasıl tanıdı?

Rivayete göre şöyle oldu:

Bir kere Abdülkâdir Geylânî şöyle bir ses işitti: " Ey Abdülkâdir! Ben senin Rabbinim! Sana haramları mubah, serbest kıldım. Başkasına yasak olan şeyleri sana helâl kıldım." diyordu. Bunun üzerine Abdülkâdir Geylânî "Eûzübesmele" çekti.  "Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Sus ey mel'ûn!" diye bağırdı. Bunun üzerine aynı ses; "Ey Abdülkâdir! Rabbinin izni ile çeşitli yerlerde bana aldanmayarak, şerrimden, kötülüğümden kurtuldun. Halbuki ben bu yolla yetmiş kişiyi yoldan çıkarmıştım." dedi. Onun şeytan olduğunu nasıl anladığını sorduklarında; "Sana haramları helâl ettim, sözünden anladım. Çünkü Allah böyle şeyleri emretmez." buyurdu.

“Bir ayağımız pergelin sabit ayağıdır.” Hz. Mevlana.

İnsanın nefsini tanıması kolay iş değil. TEK nefes, ama upuzun bir soluk yaşamak! Bu yolculukta rüzgârın önüne kattığı yaprak olmamak için ayağın yere çok sağlam basması gerekir. İşte o sağlamlık, pergelin sabit noktası şeriattır! Cevizin kabuğu… Taş gibi… Kırması zor… Ne iyi! Ya bu kadar sert ve sağlam olmasaydı?  Kolayca kırılıp dağılsaydı? Yoldan çıkmak da bir o kadar kolay olurdu…

“Şeriat tarikat yoldur varana / Hakikat marifet andan içeri” Yunus

Madem şeriat yoldur, yoldan çıkmamak gerekir. Yoldan çıkana “yoldan çıkmış” denir.

O halde, Abdülkâdir Geylânî (k.s), şeytanı şeriat ile tanımıştır, bir anlamda. Çünkü helal haram şeriatın konusudur. Orada senlik benlik vardır. Şerîatte; "senin malın senin, benimki ise benimdir." Tasavvufta; "senin malın senin, benimki de senindir." Hakîkatte ise; "ne seninki senin, ne benimki benim; hepsi Allâh'ındır." Senlik benlik olmasa helal haram niye olsun, kime olsun? Sen varsan, ben varsam helal haram vardır. Sen varsan, ben varsam şeriat vardır! Gaye nefsinin hakikatini bilmek olsa da, bir hakikat var ki, insan yaşadığı müddetçe bu dünyanın malıdır. Zahir âlem. Ve zahirin sünneti, nizamı, düzeni şeriattır. Ayak o noktadan çıkarsa, insan zanna uyar, ruhu duymaz!

Zaman zaman bir konu hakkında konuşurken muhtelif insanlardan “o şeriatta öyle, hakikatte başka” kabilinden sözler duyup şaşırıyorum... Hakikat şeriatın dışında mı? Koca derviş, Yunus ne diyor:  Şeriat tarikat yoldur varana / Hakikat marifet andan içeri...

Şeriatı kötülemek, onu zul görmek henüz şeriat ehli dahi olamamışlığın alameti olabilir ancak. Kerhen uymak, “ehil” olmak değildir. “Din tamam olucak/ Muhabbet doğar” Yunus

Ancak ondan sonra denize dalabilir insan.

En çok suiistimal edilen ve şeriatla tasavvufu karşı karşıya getiren konulardan biri “hoşgörü.” Yaratılanı Yaradandan dolayı hoş görmek nedir? Hoş görmek, şeriata boş vermek midir? “Benzemek” midir? “Şeytan sizi Allah’ın affına güvendirir” ayeti uyarınca ve emri bil maruf gereğince neyi ne kadar hoş görmek gerekir? Yoldan çıkmakla hoş görmek arasındaki ince sınır nerededir? Ehlullah engin hoşgörüsüyle şeriatın dışına mı çıkmıştır, yoksa içine mi girmiştir?

Velilerin hoşgörüsü öyle bir anlatılıyor ki insan sormadan edemiyor: “Mübarekler şeriata uymadılar mı?” Hoşgörü şeriata uymamak mıdır? O zaman şeriat kime ve niye gelmiştir?  Şeriat hoşgörüsüz müdür? Şeriat yolsa, şeriatın dışına çıkıp da yoldan çıkmamak nasıl olacak? İyiliğin hoşgörüye ihtiyacı olmadığına göre, hoş görmek kötülüğü, zalimliği hoş görmek midir? Bu işin ölçüsü nedir? Ölçüyü hoşgörü abidesi, büyük Veli, Pîr Hz. Mevlana’dan alalım:

“Zalimleri affetmek, mazlumlara zulmetmektir!

Hırsızlara ve her türlü kötü insanlara acımak; zayıf insanları dövmek, onlara merhamet etmemektir!

Aklını başına al; merhamete kapılıp da kötü bir kişiden intikam almaktan, canını yakmaktan çekinme! Onun uğrayacağı zahmete, eziyete pek bakma; suçsuz halkın, başkalarının düşeceği zahmeti, eziyeti düşün!

Bütün vücudun zehirlenmesini önlemek için yılanın ısırdığı parmağı kes, at! Sen kesilen tek parmağı değil, bütün bedenin helak olacağını gör, düşün!”

****

Şeriat tarikat yoldur varana

Hakikat marifet andan içeri...

Allah ehli, kesinlikle şeriatın dışına çıkmayıp bilakis içine girmişlerdir. Hoşgörü de tıpkı hakikat gibi şeriatın içindedir, dışında değil. Affetmek, hoş görmek sadece tasavvuf ehline mahsus da değildir. Allah kısasa izin verirken dahi yine de affetmeyi tavsiye etmiyor mu? Ama işitip anlamak için garip kulağı gerektir!

Marifet, şeriatın dışına çıkmak değil, çünkü “marifet andan içeri...”

Hakikat şu ki, Ehlullah şeriatın dışına çıkmayıp, bilakis “içine “ girmiştir. Çünkü “hakikat andan içeri..”

                                               ***

Allah’ın akıl verdikleri olduğu gibi bir de “hikmet” verdikleri vardır. Hikmetin bildiğini akıl bilmez. Hikmet ehli işin iç yüzünü bildiğinden şeriata “bilerek” uymuş, zul ve abes bir şey görmemiştir. Şeriat ehli olamayanlar ise şeriatı “kitapta yeri var” deyip kendi nefisleri için uygulamaya kalkmış, adeta şeriatla nefislerine zulmetmişlerdir. Her konuda olduğu gibi burada da, şeriata uyma ve uygulama konusunda da karşımıza yine “o” çıkıyor: Nefis. Mesele daima nefsini bilmek meselesidir. “Sen seni bil sen seni...” Şeriatı nefsi için uygulayan, şeriat uygulamış olmaz. Hz. Ali (k.v), afakta cihad ederken yüzüne tükürene kılıcını indirmekten tereddütsüz vazgeçebiliyor. Nefsini bilmeyen biri böyle bir durumda daha da hınçlanıp, elinde olsa “iki kere” öldürmeye kalkar karşısındakini. Hınç varsa işin içinde bir kere öldüren zaten aslında iki kere öldürmüştür! Ya, Ali (k.v) ? O enfüsi cihada hiç ara vermiyor ki. Nefsinin emriyle Allah’ın emrini karıştırmıyor! İşte ehlullahın hoşgörüsünü bu minval içinde aramalı ve anlamalı.

Öyleyse, Ehlullahın hoşgörüsünün sırrı şeriata değil, nefse uyup uymamakla ilgilidir! Onlar şeriata uymuş, fakat nefislerine uymamışlardır. Bizler ise çoğu kere şeriata uyuyorum diye, nefsimize uyuyoruz da ruhumuz duymuyor!

“Nefsim emrediyorsa affederim, Allah emrediyorsa uygularım”. Denebilir ki nasıl bileceğim kim emrediyor? Eh, işte bütün mesele de bu! Arif olan anlıyor!

Men arefe nefsehu, fekad arefe rabbehu!

İnsan ister şeriatta yol tutsun, ister tarikatta el tutsun, nefsiyle cihad etmek zorundadır ki tuttuğu yolun “ehli” olsun. Cihad etmeyen, taklid eder ki bununla ancak taklid ehli olunur!

Hoş görmek, şeriata boş vermek değildir, nefsini bilmektir.

İlahi Yarabbi!

Bizleri de nefsine arif olanlar zümresine ilhak eyle! Şeriata uyuyorum diye, nefsimize uymaktan; şeriata uymayıp da yoldan çıkmaktan Âlemlerin Rabbi Azimüşşân Sana sığınırız!

 

 
 
İstanbul - 08.04.2008
meryemirmak@gmail.com
http://sufizmveinsan.com