Selam selam ve selamın babasına da selam Selamlar
Nurcihan Demirci
 

Seni anlatıp-yazmayı istedim dün gece... Ve izin istedim senden .
Şimdi seni yazmayı deneyeceğim...İstedim ki yazan sen ol yine seni
Sen bana vadolunmuş olan rehberimdin ..
Anlamını hiç bilmediğim anlamından korkup gizlediğimdin...
Kendimi, şeytan aldatmış sanıp üstünü örttüğümdün.
Şimdi seni anlatmaya çalışacağım...Sadece dile getireceklerim var Asıl hislerimi yazmayacağım sen zaten biliyorsun ..Hatalarım için beni affet.
------------------GÖRDÜĞÜM EN GÜZEL İNSAN’ A--------------------------------------

Kâbe’ deydik hani... Gece sabaha dek Kabe’ yi izlemiştim yeşil ışığın altından. sabah namazı için yukarıda, Hacerül Esved hizasına gelen sütunumun önündeki yerimi almak için telaşla yürüyordum ..
Kabe’nin kapısı karşısında, sıratı müstakim çizgim üstünde, zemzem kuyularının ardından say yapılan merdivenlere çıkışta, tam Ali kapısı hizasındaydın ..

Sen uzanmıştın sol yanına benim sana geliş yönüme doğruydun... Üç basamağa uzanmıştın... O kadar narin ve kırılgandın ki ..O üç basamağa nasıl sığdın sonra çok inceledim ...Dördüncü basamaktan ayakların yere uzanıyordu... İhramlıydın...
Seni gördüm ..Seni gördüm ve sana takılı kaldım .. Böyle ihrama girmiş erkek görmemiştim... O iki parça dümdüz ve bembeyaz havluyu hiç kimse sen gibi bürünemezdi... Biri sadece yüzünü açıkta bırakacak şekilde başından aşağı sarılmıştı... Ellerin ve gül yüzün açıktı... Diğeri belinden sarılmıştı ve inanılmaz güzel ayakların gözüküyordu...
Sen öylesine uzanmıştın ki merdivenler üzerine yere değdi değecektin... Sanki görünmez iplerle havada asılıydın... Hiçbir yerinde zemine değme işareti yoktu...

Sen uyuyordun Öyle bir uyuyordun ki , tüm masumluğunla beni esir aldın Başında öylece kalakaldım Neden kimse sendeki bu olağanüstü güzelliği seyretmeye gelmiyor diye sürekli insanlara bakıyordum Ama kimse dönüp sana bakmıyordu Yanına oturdum...Ve senle konuşmaya başladım içimden...
O kadar dayanılmaz güzeldin ki, yanına uzanmak ve sana sarılmak istedim... Uyanırsın, ihramlısın diye korktum.
Sürekli ayağa kalkarak kardeşim ve yeğenimi gözlüyordum... Gelip senin fotoğrafını çeksinler diye umuyordum... Dünyadaki en yakışıklı ve güzel insanı herkes görsün istiyordum...

Senin yüzün anlatılamaz güzellikteydi...sakalın sadece çenendeydi,
sen Arapların en güzeliydin...fakat hiçbir Arap sana benzemiyordu ..Kaşların ve uyuyan kapalı gözlerinde sanki muziplik vardı.
Gözlerin kendinden sürmeliydi Kaşların simsiyah yaydı... Dudakların anlatılmaz güzellikteydi... Sen yaratılmışların en mükemmeliydin sanki
İçimden sana, güldüğünü biliyorum uyan bana selam ver, kimsin... ? . Hem de yalvarıyordum...
Tenin hiçbir tene benzemiyordu...
Sen hiç nefes almıyordun...Sana o kadar dikkatle bakıyordum ki nefes alacak mısın diye ...Ama nefessizdin sen ..
Hiçbir uyuyan insanın duramayacağı yan pozisyonda, bedenin merdivenin basamaklarına değdi değecek duruyordun Ayakların yere değdi değecek .Sol elin yana uzanmış merdivene değdi değecekti...Parmakların ne kadar zarifti...Utançla ellerimi sakladım...Aman Allah’ım ben ne kadar çirkin ve kabaydım...Bu alemde yaratılmış herkes inanılmaz çirkin ve kabaydı...Kendi hantal ve kaba görüntümden utanç duydum ve hiçbir insanı artık güzel bulamayacaktım...Bu aylarca sürdü ..Aylarca .Ne zaman ellerime gözüm ilişse uzun zaman onları sakladım :)
Sağ elin o kadar zarifti ki baş parmağın ve işaret parmağın değdi değecek bana bir işaret yapıyordun Bu kadar güzel hiçbir el ve parmaklar olamazdı...O işareti anlamaya çalışıyor ama anlayamıyordum
Bunun mesaj olduğunu anlamıştım , çözemiyordum...
İçimden sürekli sana selam veriyordum... eğer Hz. Muhammed’sen bana selam ver, eğer Hızır’san bana selam ver, diyordum... Bu selamlara bir resulün hemen selamla karşılık vereceğini düşünüyor ve umutlarım yavaş yavaş kırılıyordu İçimden senin bana güldüğünü düşünüyordum Ama umursamıyordum.
Yarım saat belki senin başucunda oturdum... Birden ayakucundaki sütunun önündeki sandaletlere gözüm ilişti Bu kahverengi bantlı sandaletler zarif bir biçimde, taban tabana konmuş ve sütuna yan-diklemesine dayanmıştı.
Yanında bir bez tabure vardı...
Vehim işlemeye başladı...Senin medreseli bir öğrenci olduğunu, çok yorulduğun için orada uyuyakaldığını düşünmeye başladım ..
Senden ayrılamıyordum, ama bu düşünce ile seni rahatsız ettiğimi düşünüp utanmaya başladım
Birden sabah ezanı okunmaya başladı... Sen öyle bir can havli ve silkelenişle uyandın ki...

İhramın açıldı ..Saçların simsiyah ve kıvırcıktı...
Kapkara delen gözlerin vardı... Uyuduğundaki masum ve munislik daha vahşi bir hale gelmişti
Sen o uyuyan masum ve narin kişi değildin, çok heybetli ve iri bir erkeğe dönüşmüştün... Gözlerin çok sarsıcı idi...
Senden korktum ve çok çekindim Bir an bana baktın sadece bir an... Ve şimdi de bakıyorsun
Bana özenle bakmamaya çalıştığını fark ediyorum... Ellerinle saçlarını karıştırıyor ve başını sallıyordun, ihramını düzeltiyorsun... Ben yanından kalkıyorum...
Hem gidiyorum hem de sürekli arkama dönüp sana bakıyorum Sen hâlâ bana bakmıyorsun...
Ve yukarıda sabah namazından sonra otel de kahvaltı yaptık...
Odama çıkıp uyudum... Uyumamla kralın sözcüsünün o dehşetli sesini duydum kralın sözcüsü megafon benzeri bir şeyden yayılan o elektrik çarpmış gibi yapan sese sahipti...
O ses kişiyi esir edip dehşetinden ağlatıyordu...
O ses Hz İbrahim diyordu
Yataktan korkunç bir titreme ve ağlama ile fırladım öyle titreyerek ağlıyordum...
Hz İbrahim onu nasıl tanımadım diye...
Hemen abdest alıp ağlayarak Ali kapısının önüne gittim
Ve tabure, bana vehim fısıldayan tabure orada duruyordu... Kendime, vesveseme aldanıp ilk ses olan ruh umun sesine kulak tıkayışıma kızdım...
Bekledim bekledim
diğer günler, döneceğim son ana dek, defalarca orada bekledim Mekke’ den ayrılacağımız anlarda üç defa otelden aynı yere gidip baktım... Sen yoktun...
Biliyordum oradaydın, ama gözükmüyordun

Beni o kadar güzel ağırladın ki sana sonsuz teşekkürler ederim...
Bana o kadar büyük hediyeler yaşattın ki o kısacık anlarda.
Bana her gün ayrı bir hediye verdin
..
Ali Amcam o bir anlık görüntünün anlamından başka bir şey olmadığını bana söyledi... Bundan sonra o tek anın anlamını bana açıklayacaktın.

Ve döndüğümde aylarca sağ elinle yaptığın o işaretin anlamını soruşturdum ..Hiçbir yerde bulamadım...Bir gün okyanusum sitesinde, kuantum fizikle alakalı bir yazı çıkmıştı ve paralel evrenlerin işareti ile alakalı olarak o el işareti sembolen başlığa konmuştu...Göz haline gelmiş o iki parmak ve sonsuza giden diğer parmaklar vardı...İçinde de bir göz
Ve geçen TV’ de; Hindistan'da çekilmiş belgesel vardı Oradaki iki Hindu sufisi de aynı el işaretini yapıp ekrana gülümsüyorlardı
(Baş parmak Ali idi, işaret parmağı Muhammed )
Birkaç gün sonra Ali Amca’ma gittiğimde ona da elimi Hz İbrahim gibi yaparak gösterdim, güldü Sana dürbün yapmışlar evladım seyret diye, dedi

Ben seni seyretmeye doyamadığım için hâlâ sende kaldım...
Kurban bayramı geliyor ve bu yazıyı sana hediye yazmayı istedim Sen bana çok hediyeler verdin...Ve hâlâ beni Kabende konuk etmektesin Benim bir yanım sende kaldı Biliyorum, o hep orada kalacak artık... Ve ben ne hatırlayacaksam oradaki esas yanımla hatırlayabilecektim :)
Kurbanın anlamını sen bize öğret
Kurbanın manası sen ve ailende gizli...
Ehli beyt sensin
Kurban bayramımız kutlu olsun
Allah' ın selamı sizlerle olsun ..

 

 
 
22.01.2008
nuralem7@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com