Karanlık Madde ve Karanlık Enerji -2

Fiz.Müh. Kenan Keskin
 

“Karanlık Madde” sahip olduğu çekim etkisiyle evrenin genişlemesine engel teşkil ederken, “Karanlık Enerji” ise bunun tam tersine, evrenin genişlemesini sağlamaktadır (1). “Karanlık Enerjinin”, “Beşinci Kuvvet” olarak adlandırdığımız “Boşluk Enerjisi” olduğu düşünülmektedir. Bildiğimiz gibi, evrendeki tanecikler, o tanecikleri temsil eden “alanların” belli düğümler arasında yoğunlaşmış enerji bloklarıydı. Mesela, pionlar, bir “Pi Mezonu Alanının”, fotonlar bir “Elektromanyetik Alanın”, “pozitronlar” da bir “Pozitron Alanının” Kuantlarıdır. Parçacıklara karşılık gelen “Alanlar” farklı şekillerde de tanımlanmaktadır. Bu arada bu Alanları, Tek bir “Alan” adı altında birleştirme işlemine ise “Büyük Birleşik Alanlar Teorisi” ya da “Her şeyin Teorisi” adı verilmektedir.

Haysenberg’in “Belirsizlik İlkesine” göre de “boşluğun tamamen boş olmasının, boşluğun tanımlanması” anlamına geldiğinden o boyutta “boşluk” un tamamen “Enerji Alanları”, dolayısıyla taneciklerle dolu olması gerekir. Bu yüzden “boşluk” olarak düşündüğümüz “gerçek vakum” ortamı (boyutu) ilk bakışta bile, bir “Enerji Alanının” ya da “Alanlarının” asla “Sıfır” olamadığı böylece, “Sıfırın” üstünde, ancak en alt enerji seviyesinde (0,1 gibi) bir gitarın telleri gibi sonsuz olası şekillerde titreşen dalgalar ve onların bir görünümü olan parçacıklarla tıka basa doludur. Sıradan bir hesaplamayla bile bu en alt enerji düzeyine denk düşen “boşluk enerjisi”, çok düşük enerji seviyesine sahip “Kuantum Alanlarını” barındırmış olsa da, sonsuz sayıdaki titreşim biçimlerine karşılık gelen (çünkü sonsuz sayıda enerji (dalga) olasıdır, yani “Süperpozisyon” ilkesi) bu küçük enerji seviyelerini üst üste koyduğumuzda sonsuz bir değer elde ederiz.

Dolayısıyla, evrenin her yerinde bulunması nedeniyle çok küçük bir alandaki toplam “Vakum Enerji” miktarı, evrenin bilinen tüm enerji miktarının toplamından (ya da enerji kütle eşitliğinden ötürü, toplam kütlesinden) çok daha fazla olmaktadır. Mesela, birtakım şeyleri ihmal ederek bu toplamı yaptığımızda bile, bir santimetreküpteki “Vakum Enerjisinin” ya da enerji, kütle eşdeğerliliği formülünce kütlesinin, evrenin bilinen 10 üzeri 50 ton olan ağırlığından, kıyasa gelmeyecek ölçülerde çok daha yüksek olduğu görülmektedir.

Bu “Boşluktaki Alandan” yaratılan tanecik çiftleri, belli bir süre titreştikten sonra tekrar birleşerek bu “Alana” geri dönüp yok olurlar. Serbest hareket edememelerinin nedeni ise gerçek (kararlı) parçacıklar arasında tanecik türüne göre geçerli olan kuvvetlerin, bu “fermion türü” sanal parçacıklar arasında da geçerli olmasıdır (“boson çiftlerinin” bir araya gelmesi ise, fermionlardan farklı olarak “belirsizlik ilkesinin” sonucu olarak oluşur). Bu “Uzay Boşluğundaki” parçacıklar, maddesel dünyamızı oluşturan parçacıklar gibi “Kararlı” olmadıklarından, belli bir süre içinde var olmaları nedeniyle sanal, edimsiz (kararsız) parçacıklar ismini alırlar. “Boşluktaki” bu sanal parçacık çiftleri bir taraftan, belli bir kütleye sahip olmalarından ötürü yığınsal etkileri, “Kütle Çekim” etkisi yaratırken, diğer taraftan da “boşluktan” yaratılmaları nedeniyle, oluşturduğu “Kütle Çekim” etkisinin çok çok üzerinde “Negatif” bir basınca sebep olarak “Kütle Çekimine” karşı büyük bir güçle ters itim oluşturmaktadır. Böylece “Vakum Enerjisi” yeni “Uzay - Zaman Alanı” yaratarak evreni genişletmekte, evren hacmi genişledikçe de “Boşluk Enerjinin” miktarı artmaya başlamaktadır.

Yani kendisini besleyen bir sistemle evren sürekli genişlemesini sürdürmektedir. Bununla birlikte bu “Boşluk Enerjisinin” neden olduğu itici kuvvet, değişiklik gösterdiği zaman da olmuştur. Öyle ki bu güç, “Enflasyon Teorisi” olarak da bilinen yaratılışın 10 üzeri (-35) sn’ de bir an için evrenin 10 üzeri (50) kat büyümesini sağlamıştır. Evreni çok hızlı genişletmesine rağmen “boşluk enerjisi”, evrenin her yerini eşit miktarda genişletmiş, evrenin homojen kalmasını sağlamıştır. Ancak bu ani genişleme çok özel bir durumdur. Genelde ve şu anda, “Karanlık Enerji” evrenin her yerinde yine “uniform şeklinde” (eşit düzeyde) yaratılmakta olup “kararlı” bir biçimde aynı güçte evreni genişletmektedir. Ayrı bir deyişle bilinen evrendeki madde ve enerji yani dev galaksiler, “Karanlık Enerji Denizi” üzerinde tıpkı denizde oluşan (veya yüzen) küçücük köpükler gibi birbirlerinden çok yüksek hızlarla uzaklaşacak şekilde hareket etmektedirler.

 

Oluşumu ve yapısı gereği “Karanlık Enerji”, “Karanlık Maddenin” galaksilerin etrafında olduğu gibi bir yerde (bölgede) kümeleşmemektedir. Dolayısıyla “Karanlık Enerji”, “Karanlık Maddeden” epeyce farklıdır. Eğer “Karanlık Enerji” evreni eşit ve değişmez bir biçimde genişletmeseydi, farklı deyişle, kontrolsüz olarak davranış sergileseydi, bu Boşluktaki sonsuz Enerji oluşumu, galaksileri, yani yıldızları, gezegenleri biz canlıları, sıradan nesneleri, dolayısıyla evreni atomlarına, temel yapıtaşlarına kadar çoktan ayrıştırıp (parçalayıp) yok etmesi gerekirdi, ama olmadı. Evren yine hassas bir değerde genişlemesini sürdürmektedir (2). Bu da bize, Evrenin daha derin boyutta yer alan “Mutlak Bir Bilinç” tarafından inceden inceye hesaplanarak yaratıldığını açıkça göstermektedir.

“Boşluk Enerjisi”, evrenin genişlemesini açıkladığı gibi, aynı zamanda evrenin ivmeli (artan bir hızla) genişlemesine rağmen, “Hiperbolik Modeli” değil, “Düz Evren Modelini” vermesini de bize açıklamaktadır. Çünkü evrende bilinen madde miktarına “Karanlık Maddeyi" eklediğimizde bile yine üçte ikilik büyük bir açıklık giderilemiyordu. “Karanlık Enerjinin” bir üstte ifade ettiğimiz üzere aynı zamanda bir kütleye sahip olması dolayısıyla, evreni genişletmekle birlikte evrenin yoğunluğunu kritik yoğunluğa getirmekte, böylece evrenin “Düz Evren Modeli” şeklinde geometriye sahip olmasını sağlamaktadır (3). Evren yoğunluğunun kritik yoğunluğa yaklaşık eşit olması, ayrı bir değişle birbirlerine olan oranın ‘bir’e eşit olması, String Teorisinin öngördüğü “Plaka Evren Modelini” de ispatlamış olmaktadır (4).

Big-bang sonucu “Karanlık Maddeyle” birlikte yaratılan “Karanlık Enerji”, bundan beş milyar yıl önceye kadar “Karanlık Madde” karşısında etkinliğini gösteremiyordu. Çünkü evren daha küçük, dolayısıyla yoğunluğu ve haliyle çekim gücü daha fazla idi. Evrenin genişlemesiyle birlikte yoğunluğunun da bununla ters orantılı olarak azalması, yavaş yavaş öncelikle bu zıt kuvvetin birbirleriyle eşitlenmesini, daha sonra da hâkimiyetin “Karanlık Maddeden”, “Karanlık Enerjiye” geçmesini sağlamıştır. Bundan on milyarlarca yıl sonra ise galaksiler birbirlerinden öyle uzaklaşacaklardır ki, birbirlerine en yakın galaksiler bile (bizim araçlarımıza göre) milyarlarca ışık yılı olan gözlem ufkuyla ayrılacaklardır. Ve nihayetinde de “Entropinin” öngördüğü “ısıl ölümle” evren yok olacaktır (bkz. Din – Bilim Soru Ve Cevapları – 7 /Arz- Arş –(4)). 

 

Şimdi de “Vakumdaki (Boşluktaki)” durumu, daha derinden anlayabilmek için “Alan Kavramını” göz önüne almamız gerekir. Bildiğimiz gibi, Newton fiziğinde “Madde” ve “Boşluk” iki ayrı kavram olarak ele alınır. Ancak A. Einstein’ın “Genel Rölativite Teorisiyle” birlikte “Çekim” dediğimiz şeyin, “Newton Fiziğindeki” gibi “Boşlukta” hareket eden parçacık etkileşmeleri değil, uzayın kendi yapısındaki eğrilikten kaynaklanan bir durum olduğu ortaya çıkmıştır. Yani, zaman boyutuna doğru uzayın eğim alması (ya da zaman boyutunun, uzayın eğrilmesini sağlaması), “Çekimin” kendisi oluyordu. Bu yüzden cisimlerin çevresine uyguladıkları “Çekim Etkisi”, bu kütlelerin çevresindeki uzayı eğmesinden kaynaklanmaktadır. Tıpkı gerilmiş bir bez üzerine konmuş ağır bir güllenin, etrafında oluşturduğu bezdeki eğrilikte hareket eden bir bilyeyi kendine çekmesi gibi. Daha da ilginci, aslında kütle dediğimiz şey bile, bu eğrilikten ayrı bir yapısı olmayıp aynı uzaydaki eğimden ibaret olmasıdır.

Dolayısıyla “Kütle” ve “Çekim” dediğimiz şey gerçekte, “Tek Boş Bir Alandaki” çeşitli eğriliklerden başka bir şey değildir. Böylece “Madde” ve “Alan” kavramı da tek bir şeye indirgenmiş olmaktadır. Bu “Gravitasyonel Kuvvet” (Kütle Çekimi) ile “Kütle” arasındaki durum, “Kuantum Boyutlarında” parçacık ve ilgili kuvvetler arası ilişkiler için de aynen geçerlidir. Böylece atom altı boyutlarda her şey, sadece “Alanlarla” ifade edilebilmekte mesela, yazının başlarında da belirttiğimiz üzere bir fotona ait “Elektromanyetik Alanı” ya da bir pozitron, bir elektrona ait pozitron, elektron Alanı şekline bürünen, “Tek Bir Alanın” varlığı söz konusu olmaktadır. “Bozon” olarak ifade ettiğimiz “Elektromanyetik”, “Gravitasyonel” (Kütle Çekimsel), “Güçlü” ve “Zayıf Nükleer Kuvvet parçacıkları, o “Alan” üzerinde hareket eden titreşimlerken, parçacıklar da yine aynı titreşim özelliğindeki “Alanın” bölgesel yoğunlaşmaları olmaktadır.

Dolayısıyla, parçacıkların kuvvetler aracılığıyla birbirleriyle etkileşimi, yine aynı “Alanda” ama farklı yoğunlaşma ile kendini gösteren parçacıkların birbirlerini aralarındaki aynı özellikli “Alan” dalgalanmalarıyla etkilemeleri şeklinde meydana gelmektedir. Parçacıkların hareketi ise, yine bu bölgesel “Alan” yoğunlaşmalarının, “Alan” üzerindeki hareketiyle oluşmaktadır. Bir parçacığın birden fazla kuvvet alanına ve o alanın yoğunlaşmış şekline sahip olması ise onun içsel özelliklerinin bir sonucudur. Bununla birlikte, parçacıklar yok olabildikleri gibi, “Vakumdaki” farklı parçacıklarla reaksiyonlara girerek farklı “Alanların” parçası da olabilmektedirler. Özetle, her ne kadar “Boşlukta” titreşen “Alanlardan” bahsetmiş olsak da aslında tüm bu “Alanlar”, “Tek Bir Alanın” farklı görünümlerinden, farklı eğim, şekil almalarından başka bir şey değildir.

Bildiğimiz maddeyi oluşturan parçacık ve onların “Alanları”, Kararlı Yapıda iken, “Boşluktaki” Sanal Parçacıklar ve dolayısıyla “Alanları”, Kararsızdırlar. Bu yüzden boşlukta oluşan Sanal Parçacıkların “Vakumda” bir anda var olup yok olmaları, bu “Alandaki” parçacık çifti, dolayısıyla “Alan Çifti” olarak belirip belli bir süre sonra birleşerek yok olmalarıyla oluşur. Mesela bir foton çifti yani, “Elektromanyetik Alan Çifti” böyledir. Ya da bir gulon, graviton gibi “boson çiftleri” veya proton, anti-proton gibi “fermion çiftleri”. Böylece bir “fermion” olan elektron- pozitron çifti, bu “Alanı” dalgalandırıp belli bir mesafe yol aldıktan sonra aralarındaki “Elektromanyetik Çekim Kuvveti” nedeniyle bir araya gelerek alanda yok olurlar. Daha doğrusu “Alandaki” eğrilikleri yok olur. Uzayın her yerinde her an, en hafifinden en ağırına kadar sayısız parçacık türleri ya da Enerji Dalgaları (Alanları)” bu “Tek Alanda” daima mevcutturlar. Aslında, uzay-zamandan bağımsız, ama onu oluşturan bu “Tek Alan”, bilebildiğimiz şeylerin de ötesinde, tüm fotonların da özü olarak herhangi bir şeye bürünmemiş, yoğunlaşmamış, başkalaşıma uğramamış yönüyle, sınırsız bir biçimde her şeyi yapabilecek (gerçekleştirebilecek) Potansiyelle her şeyin kaynağıdır. Bu bölünmez-parçalanmaz “Bütünsel Alana”, çeşitli yönlerden yaklaşan ya da farklı bakış açılarıyla aynı şeyi daha detaylı anlatmaya çalışan başarılı teorilerden biri de David Bohm’un “Hologram Teorisidir” (5).

Dolayısıyla “Hologram Teorisine” göre tüm “madde ve enerji”, en temel düzeyde bulunan bir “Salt Enerji Alanının” dalgalanması ve bu holografik özelliğe sahip olan bu dalgalanmaların kendi içinde olaşan işlevin neden olduğu Projeksiyon sonucu meydana gelmiştir. Bilebildiğimiz, bilemediğimiz, tüm varlıkların meydana geldiği bu “Tek Enerji Alanı”, tüm holografik özellikli girişim dalgalarının da özü olarak bir terkip haline gelmemiş yönüyle, sınırsız bir biçimde düşünebildiğimiz, düşünemeyeceğimiz sonsuz Potansiyeli ortaya çıkartabilecek “Salt Enerji” halinde iken, bu “Enerji Denizi”, tıpkı su üzerindeki dalgalanmalar gibi, sadece bir “an”lık dalgalanmasıyla, sonsuzluğa uzanan varlığı meydana getirmekte ve sonra bu dalgalar yine o “an” içinde aslına rücu etmesi sonucu “Salt Enerji” Okyanusunda yok olmaktadırlar. Bu “Salt Enerjinin Bilinci” olan ve “Nokta’ya (Hu’ya)” ait tüm özelliklere ve vasıflara sahip olan “Kozmik Bilinç”, hayalinde bir şey yarattığı anda, hayal âleminde bu şey “Enerji Dalgası” olarak açığa çıkmaktadır. “Allah’ın Özelliklerinin” sonu olmadığı için açığa çıkanların, ortaya konanların da hiçbir sonu yoktur.

Bu yüzden bu “Bilinçli Salt Enerji”, sonsuz “an’lardan” sadece bir “an”lık dalgalanmanın sonucu olarak, tüm boyutlarıyla (içinde bizim de yer aldığımız) sonsuz evrenler dediğimiz “Kuantum Köpüğünü” ve bundan açığa çıkan somut evrenleri meydana getirdiği gibi, bunun yanında, farklı “an’lardan” her biri diğerinden farklı dalgalanmalarla da “her an yeni bir yaratışla” diğer sayısız ama yine sonsuz âlemleri, evrenleri oluşturmaktadır. Ve bu farklı “an’lardan” oluşan dalgalanmalar ise, durmaksızın sonsuza dek devam edip gitmektedir. Ayrıca, bu dalgalanmaların her birinin de kendi içinde bir başka şekilde “an” içere“an’lardan” oluşan sonsuz, ayrı ayrı dalgalanmaları ve bunların yok olması da söz konusudur ki, bu yönüyle de Allah, “her an yeni bir yaratışta” bulunmaktadır. “Kuantum Potansiyeli” itibariyle tüm varlık, gerçekte farklı frekanslara karşılık gelen bu “dalgalardan” ya da “bilinç (enerji) titreşimlerinden”, “bilgi paketlerinden” ibarettir.

Ve her şey o boyutta, yani “Kuantum Potansiyelinde” olup bitmesine karşın bizler, dünyayı, evreni, maddesel bir biçimde gerçekten varmışçasına algılamakta, yaşamaktayız. Başka bir deyişle, bildiğimiz ya da farklı boyutları algılama aracımız olan maddesel beynimiz de dahil olmak üzere şu anda bile o boyutta (holografik özellik dolayısıyla sonsuzluğa açılabilecek) bir “bilinç titreşimi” olarak yer almakta olup yine o boyutta bizlerin (biz bilinç dalgalarının) uzantısı olan (aynı “Potansiyel Alanda” yer alan) “an’sal” hareketli frekansları çözebildiğimiz, deşifre edebildiğimiz ölçüde bu dalgaları, (maddesel beynimizin kendisi de dahil) maddi evrene dönüştürmekteyiz. Bu sistem, ölüm ötesi boyutlar ile farklı boyutlarda yer alan diğer varlık ve algılamaları için de aynen geçerlidir.

Varlığın ve ondaki tüm hareketliliğin, oluşumun kaynağı olan, bir “an” lık açılımdaki “Sonsuz Enerji Okyanusundaki” frekansların, her an değişmesi, dönüşüme uğraması dolayısıyla da “Allah her an yeni bir Şandadır”.

“Allah Esmasının”, yani “Soyut Özelliklerinin”, “Somut” olarak açığa çıktığı ya da bir diğer ifadeyle “Çokluk Boyutu” adı altında “Enerji Yapıya” dönüştüğü sınır olan “Arş’ın”, “Su” üzerinde bulunmasının bir anlamı da bu “Arş” boyutunun “Salt Enerji Okyanusu” üzerindeki bir boyutta yer almasıdır.

Aynı şekilde, “Yer ve Gök (Sema) bitişikken biz ayırdık onları ve her canlı şeyi sudan halk ettik” ayetinin bir anlamı da yine bu “Enerji Okyanusuna” işaret etmektedir.

Sonuç olarak, maddenin boyutsal uzantısında, madde ötesi maddesel boyutların ve tüm bunların kaynağı olan “Enerji Yapının” varlığı, “Karanlık Madde ve Karanlık Enerji” kavramını bilinenin ötesine taşımaktadır.

 

(Yararlanılan Kaynaklar: Yenilen / Evrensel Sırlar / Tekin Seyri / Sistemin Seslenişi II – Ahmed Hulusi / Evrenin Kısa Tarihi - Joseph Silk / Evrenin Evrimi Ve Yıldızların Oluşumu - W. J. Kauffman  / Fiziğin Taosu -  Fridjof Capra / Son Üç Dakika - Paul Davies / Evren Ve Yaratılış – Prf. Cengiz Yalçın / Tubitak Bilim Ve Teknik- Temmuz 99 / Ocak 2004 / National Channel – Bilinen Evren)

Not: Konunun daha iyi anlaşılması açısından Birinci Bölümdeki “Bu da, şu anda görünen evrende, kritik hızın biraz üzerinde genişlemesini sağlayacak düzeyde fazladan bir maddenin, yani görünmeyen Karanlık Madde ve Enerjinin var olduğunu bize göstermektedir” ifadesi, Bu da, şu anda görünen evrende, kritik hızın biraz üzerinde evreni parçalanmadan genişlemesini sağlayacak düzeyde fazladan bir Maddenin, yani görünmeyen “Karanlık Madde ve Enerjinin” var olduğunu, üstelik bu Maddenin de, genişleyen evren hacmini her an dolduracak şekilde yaratıldığını bize göstermektedir şeklinde olacaktır.

(1) Bazı ifadelerde “Karanlık Enerji” ve “Karanlık Madde”, “Karanlık Madde” adı altında ortak da ifade edilebilmektedir.

(2) “Karanlık Enerji” bilinen sabit genişleme ivmesinden çok daha büyük olsaydı o zaman evrenimiz “ısıl ölüme” uğramaksızın beklenenden çok, çok kısa süreler içinde parçalanırdı. Ayrı bir deyişle, maddi temel yapıtaşlarına ayrışarak yok olurdu. Ancak yapılan hesaplamalar evrenin böylesine bir yok olmak yerine çok daha uzun sürede ve daha yumuşak bir şekilde yavaş yavaş donarak “Karadelikler” tarafından yok edileceğini göstermektedir (bkz. Din – Bilim Soru Ve Cevapları – 7). “Alan” Kuramınca (ya da Stringler açısından) bu durum, dalgalanan evrenin tekrardan durulması şeklinde ortaya çıkacaktır.

(3) http://www.lsst.org/files/img/Universe_fate.jpg

(4) Stringlere göre evrenin yapısı 7 boyutu, “Planck Boyutlarında” kıvrılmış, 4 boyutunun ise, açılmış olarak toplamda 11 boyutlu “Alan (Plaka)” şeklindedir. Big- bang dediğimiz şey ise, Hiper Uzayda birbirlerine çok yakın olarak duran ve hafif ve düzensiz yalpalanan iki evren plaka yüzeyinin bir noktada birbirleriyle çarpışması sonucu bunun oluşturduğu enerjiyle (ki bu da Planck enerjisine karşılık gelmektedir) “Alanı” dalgalandırması ve nihayetinde dalgaların çeşitli frekanslara karşılık gelen madde ve enerjiyi meydana getirmesi şeklinde açıklamaktadırlar. Evrenin sonun ise, bu enerjinin plaka yüzeyine dağılarak tekrardan eski haline dönmesi biçiminde olmaktadır.

http://img268.imageshack.us/img268/3133/
plakaarpmasi.jpg

(5) “Hologram Teorisi” fizik dışında tıptan, psikolojiye, sosyolojiye kadar birçok bilinmeze de açıklık getirmektedir.

Bu yazı “Evrenin Geometrisi, Karanlık Madde ve Boşluk Enerjisi” makalesinin yeniden düzenlenmesiyle elde edilmiştir. 

 

 
 

Kenan Keskin
İstanbul - 12.10.2011
hologramk@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com