Zihniyet bozukluğu

     Zihniyet, beyinsel fonksiyonların ortaya koyduğu genel bir yaşam tarzı. İyi tarafları da var, kötü yanları da. Olumsuzluk halinde bireyi tehdit eden endişelerin ve korkuların kaynağı olduğu besbelli. Ayrıca bu olgu, tarafların birbirini suçlamasının, kınama ve eleştirmesinin bir aracı gibi de kabulleniliyor.

     Hepimiz bir yerde ne yapıp edip bu tarzın tutsağı oluyoruz. Dışında kalmaksa çok özel ve itinalı bir çabayı gerektiriyor. Bu nedenle, hayatın belirli bölümlerinde akıl almaz işler yapabiliyoruz.

     Şayet aklımıza bozuk bir düşünce gelirse, nedense onu 'dışımızdaki' bir şey gibi tanımlıyor, davranış biçimimizi kati suretle dikkate almıyoruz.

     Örneğin, belli bir konuda adım atıp karşımızdakiyle dalaşmak, adil bir çözüm gibi görünüyor.

Bir tepki gelince, geriye çekilip olayların yatışmasını beklemeyip ve ardından işe tekrar kaldığımız yerden devam edememek bir sistemin değil, olsa olsa basit, bozuk bir zihniyetin eseri oluyor. “Görünen köy kılavuz istemez” derler. Bu tür düşüncenin kökünü kazımadan yaşama-gerçeğe erebilmek mümkün mü? Biz maalesef yaşantı adı altında hep bunu uyguluyoruz.

     Yapılan bir işlevi doğal karşılamak, “gerçek yaşam modeli budur” demek uygun olanı değil mi?

Sevgili dostlar! Bir konu üzerinde hassasiyetle duran, şikâyet eden kimse önce zihniyetini değiştirmeli. Çünkü bu nitelik, yalnız belirli toplumlar için değil, tüm insanlık için de gerçek bir tehlikedir.

     Bu değişikliğin, hayatın önemli bir parçası olduğuna, önce kendisini ikna etmesi şart. O nedenle adımlarını somutlaştırması, oturmuş bir tavır sergilemesi, sonra da topluma benimsetmesi, kabul ettirmesi gerekir.

Mantığın etkinliği bunu zorunlu kılmaktadır. Eğer böyle bir şeye muktedir olamazsa, bundan kimseye hayır gelmez.

     Soran eden, merak eden, güven içinde olan, yanlış yapmaktan korkmayan, ama her söylenene de inanmayan, sıradanlıktan kurtulmuş, başka boyutlara geçme çabası ve arzusu içinde olan insanın böyle bir düzenlemeye ihtiyacı olduğu açık ve kesindir.

     İddia edilenin aksine, abuk- sabuk bir düzene ayak uyduran, başkalaşım evrelerinin ardına saklanmış, tükenişe geçmiş, kendisini izleyenlerin zihinlerini bulandırmış, yaka silktirmiş, karma karışık düşünce yapısına sahip olmuş birinin; yaşama, gerçeğe uzanmasına imkân yok gibidir.

Ne var ki insanoğlu, böyle bir yaklaşım için beklenen adımları da kolaylıkla atamıyor, tabiatı gereği yapamıyor veya tutturamıyor. Tersine bir tavır takınmayı daha makul görüyor. Kişi kendi zaafını inkâr edip 'öyle değil' dese de gelen eleştiriler ve iç dünyasındaki rahatsızlık, anlatılan şekilde olduğunu kanıtlıyor.

     Kimliksiz başıboş bir zihniyetin tek tip, kaygan bir zeminin üzerinde olduğunu, her an değişen köksüz anlayışlara yerini bıraktığını unutmayalım.

     O halde değer yargılarının da etkisiyle büyüyen ve filizlenen böylesi düşüncelerin gerçekleri örtmesine asla izin vermeyelim.

 

Arkadaşına gönder 

 

 

Paylaş