|
Ahmed Hulûsi,
1945 doğumlu bir Türk araştırmacı - yazar ve dini çağdaş
bilimler eşliğinde inceleyen düşünür. Aynı zamanda
devamlı basın kartı sahibi. Ülkesinde ve dünya çapında
esaslı bir okur kitlesine sahip. Birçok kitabı başta
İngilizceye olmak üzere Fransızca, Almanca ve çeşitli
dillere çevrildi. Geçtiğimiz günlerde son olarak yazdığı
ilginç bir makalesi çıktı.
‘Kur’an’ı neden anlamıyoruz?’.
Bakın yazıda özetle neler diyor:
“Niçin Kur-anı Kerîm’ deki ve tasavvuf
dünyasındaki mecaz ve işaretleri tekrarlamakla avunup
onların işaret ettiği gerçekleri fark edemiyoruz?
Niçin, beş duyu sınırları içinde düşünmekten kendimizi
kurtarıp kozamızın içinden çıkamıyoruz?
Niçin tek kare resim olan stringler boyutunun
algılamasının tasavvufta
‘esma mertebesi’
olarak tanımlanıp ‘ilmi suretler’ meydana
getirdiğini; bunun ötesinin mutlak ‘yok’ luktan
ibaret olduğunu algılamıyoruz?
Niçin Kur’an’a göre ‘necis’ (pis) olan
’şirk’ düşüncesinden temizlenip ‘tahir’
olmayıp kendimizi duş altına atarak ‘necis’ likten ‘şirkten’ temizlendiğimizi zannediyoruz?”
Dileyen, yazının devamını okuyup öğrenebilir…
Evet! Bu açıklamalar, dini anlama yönü’nde
belirli bir farklılaşmanın işareti olarak algılandı.
Dinde değişimi değil, mevcut klasik din anlayışına
yeni yorumlar getirdiğini söylemek yerinde olur.
Herhalde böylesine farklı, beyinleri adeta zonklatan bir
bilgi demetinin varlığından memnun olmayacak tek kişi
yoktur. Anlaşılacağı üzere, yazar toplum olarak tüm
yasaklamalara karşın hak ettiği ilgiyi yıllar
sonrasında da olsa görüyor.
Ne demişler ‘Sezar’ ın hakkı Sezara’.
Devam ediyorum…
Kelime-i tevhidin
tam anlaşılması sonucu Tanrı’nın tedavülden kalkması,
önemli değişiklikleri de beraberinde getirdi denebilir.
Söz konusu bu makaledeki, evliyalar arasında kıyasa,
tartışmalara sahne olan vahdet-i vücud, vahdet-i
şuhud meselesindeki açıklık bunun delili olsa gerek.
Ayrıca, madde boyutunun tümden iptali, boyutların
yeniden ele alınışı, en çok iki, hatta tek bir boyutun
varlığının kabullenilişi, sistemi okumanın pek de kolay
olmayacağı, ancak evliya zümresinin buna muktedir
olduğu, Allah kavramının detaylı olarak yeniden ve
çağdaş bilimler ışığında ele alınıp gündeme
getirilmesi, yazının diğer ayrıntıları olarak göze
çarpıyor.
Tabi bunlar heyecanı arttırdığı gibi, beklentileri bir
hayli güçlendiriyor.
Böyle bir tablo karşısında geleceğe ilişkin
düşüncelerin, bilgilerin şaşırtıcı derecede değişmemesi
mümkün mü?
Elbette ki hayır!
Ne var ki, toplum inanç, iman ve kültür düzeyi açısından
henüz ortak bir noktada buluşamadığından, daha doğrusu,
neyi nasıl kavrayacağı hususunda hemfikir olamadığından,
bu değişimde ciddi bir ‘yön’ bulma sorunu ile
karşı karşıya.
Demek istediğim gayet açık. Ortaya konan harikulâde-
canlı bilgiler eskiden kalma düşüncelerin
karmaşıklığı içinde bocalamayı da getirebilecek ve bir
uyum sorunu yaşatabilecek. Toplum şimdilerde, yeni
fikirlerin-değerlerin mutlak doğruluğunu kabul
etmekle birlikte bunları kendinde bulmaya, oturtmaya
çabalıyor.
Çünkü, ne kuramsal ne de olgusal bir temele sahip.
Öyle ki örneğin, eski ifadesiyle “balçık” daha
sonra onun yerini alan hücre sözcüğü dahi, artık
değerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmış
gibi.
Zira, kesinlikle madde boyutu kabul görmüyor.
Madde üzerine demir atmada inat eden, yaşamını bu boyuta
göre düzenleyen bizlerin de burada biraz mantık hatası
var gibi.
Ama biz tüm ısrarlara rağmen, bu tür sözlere pek dikkat
etmiyor, açıkça itibar etmiyorduk.
Sevgili okurlarım!
Fikir ortamımızın allak bullak olduğunu söylemek doğru
olur. Tabii bu karışıklığın birçok sebebi var. Ama büyük
bölümünün sözünü ettiğim ‘geniş çaplı değişimlerle’
ilgisi olduğu kesin. Kuşkusuz, bazı kavramlar kafamıza
yer etmiş, kazınmış durumda. En değer verdiğimiz
şeyleri, zorlukla edindiğimiz bilgileri birden silip
atamıyoruz. Bunların süratle giderilmesi, yok edilmesi
gerekiyor. Kur’an’ı anlamamıza engel teşkil
edecek ve bizi zor duruma düşürecek bu temel sorunlar
varken bir yere varmamız olası değil. Esasen, yazıda da
toplum olarak artık farklı yönlere girmemiz gerektiğine
işaret ediliyor.
Bu noktada, bir fikri çatışmadan söz etmek, birikimi,
ilerlemeyi ve evrenselliği dışlayıp alışkanlıkların,
geleneklerin ve dar ahlâkın peşinden koşulacağını
düşünmek çok yanlış olur.
Bütün bunlar, toplumun enerjisini yenileyeceği, sağlıklı
düşünme ortamı yaratacağı izlenimini veriyor. Ayrıca, bu
düzeni solumamış insanı, ister istemez başkalarının
aklına muhtaç hale de getiriyor. Artık anlayışlar A
grubu toplumun inisiyatifinden çıkmış, B’ye, C’ye ve
D’ye doğru bir genişleme yapıyor.
Dikkât!
Gördüğüm kadarı ile belki de geç kalınmış bir eğitim
başlamak üzere. Ben yenileme hareketine uyum
gösterileceğine ve bu devrenin kısa sürede
atlatılacağına inanıyorum. Esasen, başka şansımız da yok
gibi. Birbirleriyle diyalog halinde olan kazanır
diyorum. En azından öyle olduğunu düşünüyorum.
Sevgi ile kalın. Allah’a emanet olun. |