Tartışma


azı insanlar, yaratılan olaylara kendilerini öyle kaptırırlar ki,  önlerindeki gerçek ortadan kaybolur. Yıllardır uğraş verdiği felsefeyi bir anda unutarak, olan biteni göremez hale gelir. Bu zafiyet, eksiklileri göz önüne serecek fikrî tartışma ortamından kaçınmaktan kaynaklanmaktadır.
Tartışarak karar vermenin mutlaka yararları var. Bir olayı tartışmak, insanı yaptığı yanlışın farkına vardırabilir.
Tartışmanın toplum içinde mutlaka yer alması gerektiğini savunan biri olarak, oldukça yararlı olabileceğini düşünenlerden biriyim. En azından, bir fikrî tartışma sonucu hasım veya düşman olunamayacağını, kin tutulamayacağını kabullenmeliyiz.
Olaylara sırf kişisel açıdan yaklaşarak yanlı kalmak, azami işbirliğini sınırlamak ya da hiç yapmamak neyi getirmektedir ki!..

Tartışmanın ana hatlarını oluşturanlar, iki görüşün aritmetik ortalamasında buluşma noktasını yakalayabilmiş, yaşamı dengelemiş kimselerdir.
Kendini ifade telaşı içinde olan, ama başkalarının ifadelerine açık olmayan belli bir zümrenin, bir zihniyetin; tasavvur edebileceğimiz en kötü senaryosunu -isterseniz ' kâbus ' diyelim- bir tartışma ortamı yaratmaksızın yürürlüğe konmasını isterken, kimileri de o konunun mutlaka tartışılmasından yanadır.
Evet, bir tarafta vıcık vıcık duygusallık kokan, keyfe keder alınan kararlar, diğer yanda dişe diş bir mücadele örneği var.
Bu nokta itibariyle, tartışmaya girmeden gözü kapalı karar verilen konularda, mahkum edilen insanların halini anlayabilme yetisine sahip olunur mu bilemiyorum!..
İşin ilginç bir yanı da, onların söylemlerinin giderek kabul görmesi. Bu durum artık sistemin bile bir deformasyona uğradığının göstergesidir.
Duygularını paylaşamayan, tartışamayan, hırslarına yenik düşüp, yeniden hayata başlama gücünü bulmak isteyenleri yok etmeyi düşünen, bu anlayıştaki insanların medeni olmaları beklenebilir mi?
Bu sorunun cevabını ancak bir tartışma ortamı verebilir.
Böylesi bir boyuta karşı olmak anlaşılabilir bir şey değil. Tartışma etki altında kalmak, bir tarafın, bir başka tarafa saldırmasını başlatmak, inatlaşmak değil; aksine yardımcı olmak, önlemek, görüşleri, fikirleri açıkça serdetmek anlamına geliyor.

Diğer yandan, şu veya bu nedenle tartışma dışında kalmayı yeğleyen ‘içeri’ den ziyade  ‘dışarı’ ya endeksli olup, hayattan hiçbir umudu kalmadığı için, bu ortama bilerek katılmayan, ya da cesareti olmaması nedeniyle girmeyen için, cehennemde değil ama cennette de değil, Araf’ta olmalı tabirini kullanmak  herhalde yerinde olur.
“Ne İsa'ya, ne Musa'ya yaranmak”, “İki cami arasında bi-namaz” gibi çeşitli deyimlerle ifade edilen de bu anlayışa uygun olmalı.

Ülke/toplum olarak yaşadığımız şu zor günler, olayların başlangıcından önce bu ortamın mutlaka gerçekleştirilmesi gerektiğini vicdani bir yük olarak göstermiyor mu?

İstanbul - 27.03.2003
http://gulizk.com


Üst Ana sayfa e-mail