Kimileri
hazmedemeyebilir,
ama ben
insanların
kılık
kıyafeti
ile
uğraşmayan,
genelde
kendine
dönük
yaşam
tarzına
sahip
bir
ülkeden,
İngiltere’den
[Londra]
döndüm.
Bu kez,
daha
önce
görmediğim
yerlere
ulaşmakla
birlikte,
yeni
dostlarla
kucaklaşmak
beni
daha çok
mütehassis
etti. Bu
arada,
çok
sevdiğim
bir
insanın
ölümü
nedeniyle
yakınlarına
taziyede
bulunma
fırsatını
yakaladık.
Allah
rahmet
etsin,
diyorum.
Kriz
orada da
hükmünü
sürüyor.
Niteliksiz,
eğitimsiz
işçiler
Londra’yı
istila
etmiş.
Burada
umutsuzca
dolaşan,
iş
arayan
insanları
gördüm.
Düşünün,
Polonya’nın
AB
ülkesi
olarak
kabul
edilmesiyle
kısa
sürede
250.000
işsiz
İngiltere’ye
giriş
yapmış.
Belki
inanmayacaksınız;
işsizliğin,
sefaletin
ağır
dramları
yaşanıyor.
Ama
kimse
spekülasyonlara
girip
“dağdaki
çobanın
oyu ile
benimki
aynı
değil”
demiyor,
çözüm
aramaya
çalışıyor.
Müslümanlar,
Hıristiyanlar
ve
Yahudiler
homojen
bir
kitle
değil.
Bunu
biliyoruz.
Ancak
orada
sohbet
imkânı
bulduğum
bir
Yahudi
dost,
paylaştıklarımızın
kendi
felsefesi
ile
örtüştüğünü
söyledi.
Çok
fazla
derine
giremedik,
vakit
dardı.
Ona
“İngiltere’de
Güneş
battı”
isimli
yazımı
verdiğimde,
siteyi
tümüyle
okuyacağını
söyledi.
Çok
şükür ki
İslâm’ın
geçirdiği
dönüşümlere
burada
da şahit
oldum.
İslâmi
çevrelerde
çok
yaygın
olan
“yanlış
okuma”
ya da
“ideolojik
okuma”
yavaş-yavaş
terk
ediliyor.
Kulaklara
eski
moda
gelebilecek
bir
terim
sönmek
üzere.
“Komşusu
açken
tok
yatan
bizden
değildir”
mealindeki
hadisin
bir
fazilet
sayılması
ile
birlikte,
Allah
Resulü’nü
daha
derin
boyutlarda
tanımak
arzusunda
olanlar
var.
Bugün
artık
iyiden
iyiye
pekişmiş
bir
hegemonya,
benim de
üzerinde
epeyce
durduğum
yenilenme
modellerine
ışık
tutuyor.
Gözlemlediğim
kadarı
ile
İslâm,
bireylerin
sabit
çalışma
ürünü
olmaktan
çıkarak
toplumların
uğraş
alanı
içine
girip
filizleniyor.
Umarım,
hızlı
bir
değişim,
insanların
buluşma
noktası
haline
gelebilir.
Edindiğim
bilgiye
göre
Oxford
Üniversitesi’nde
büyük
sufi
Evliyaullah
Muhittin
Arabî’ye
ait bir
kürsü
açılmış.
Ve takip
edenleri
de büyük
bir
yoğunlukta
imiş. Bu
şu
anlama
geliyor:
Din,
pozitif
bilim
sayesinde
algılama
yönü
itibariyle hızla
değişiyor.
İlk
bakışta
görünen
bu.
Gelişmeye
göre
varacağı
yer ise,
kaçınılmaz
olarak
bahsini
ettiğimiz
şekilde
yenilenme moduna
ulaşması
olacak.
Çünkü
çok
enteresandır,
hayat
insanları
bu
noktaya
itiyor.
Bir
önemli
ayrıntı
da
şöyle:
Klasik
anlamda
dahi
olsa
İslam’ın
en
rahat
yaşandığı
ülke
İngiltere’
dir. Bu
husustan
bahsetmeden
geçemeyeceğim.
Zira
toplumun
şartlanmaları
bizdeki
gibi
değil.
Bir
kere,
kimse
ama hiç
kimse,
başta da
söylediğim
gibi
kılık
kıyafetle
uğraşmıyor.
Tabulara
ayak
direyen
yok.
Kimse
kimseyi
‘yobaz’
‘irticacı’
‘dinci’
olarak
vasıflandırmıyor,
tescillemiyor.
(Bu
arada
bana,
yazılarımda
bol bol
“molla”
tabirini
kullandığımı
hatırlatabilirsiniz.
Açıklamak
isterim.
Bu tip
yaklaşımlarım
küçük
görmek
için
değil,
dini
orijin
haliyle
anlamak
istemeyen,
bu
konuda
inat
edenlerle
alakalıydı.
Ancak
yine de
sürçü
lisan
ettiysem
özür
dilerim.)
İlginç
olan
şudur
ki,
anlatmak
istediklerimin
özü de
işte hep
bu
noktada
toplanıyor.
Bildiğiniz
gibi
hangi
beldeye
gitsem
orada
hâkim
olan
sosyal
yaşamdan
çokça
bahsetmem.
Bu benim
tarzımdır.
İlgi
alanım
daha
ziyade,
mistisizm
olmuştur.
Bu
bakımdan
paylaşımlarımızla
ilgili
şeyleri
size
küçük
notlar
halinde
yazmayı
uygun
gördüm.
Bir
kere,
buradakiler
dışlanmışlık
duygusu
ile
yaşamıyorlar.
Tabi
bunu
mistik
konularla
ilgili
olarak
ile
getiriyorum.
Hemen
herkes
her
türlü
dokümana
sahip.
Ortak
bir
kanaat
var her
şeyden
önce.
İnanıyorlar,
inançlılar.
Kendi
kendilerine
yeteceklerine
kendilerini
inandırmışlar.
Bu ne
kadar
güzel
bir
yaklaşım,
sizce de
öyle
değil
mi?
Yaşam
biçimlerine
sıkı
sıkıya
sarılmışlar.
Bilindiği
üzere,
malum
kaynaklı
yazılarla
yenilenmeye
adımlarını
atmışlar.
Bunun
örneklerini
karşımızda
buluyoruz.
Çok
ilginçtir
ki eğer
hazırlıklı
değilseniz
sordukları
sorular
karşısında
bunalabilirsiniz.
Böyle
olunca
dönüşümlerin
ekseni
de
okunabiliyor.
Bir
bakıma
“ilgisiz
gibi
görünen
insanların
yaşam
derinliğinde,
birbirinden
ayrık
gibi
duran
dalların
birleştiği
kök
misali
bu
netlik”
görünüyor.
Tabi
bütün bu
anlattıklarım,
benim
düşüncelerim.
Umarım
Allah
beni
yanıltmaz.
Ancak,
bugünün
Londra’
sına
baktığımda
romantik
deneyimlerin
bir işe
yaramadığını,
asıl
olana
sarılmanın
gerekli
olduğuna
inananları
görüyorum,
biliyorum
ve şahit
oluyorum.
(Devamı
var)