İlham ve vahiy
Ahmet F. Yüksel
 

Eğri oturup doğru konuşalım. Düşünce dünyasının kapılarını yıllarca dışarıya kapamış biri, doğal olarak yalnızca kendi kültürü, örf ve adetleri, şartlanmaları, buna bağlı değer yargılarıyla yaşarken, zanlar, vehimler, yakıştırmalar, varsayımlar, korkulu ve öfkeli tepkisellikler, saplantılar, kurduğu ürettiği hayali teoriler düşünce dünyasının ana temasını oluşturuyorsa, gerçekleri bulma, bunun yanı sıra gaybi âlemlere, bilgilere ulaşma şansı var mıdır?

Fikri değerlendirmeler yapma potansiyeli, yetişkin olmayanların oyunları düzeyine inmişse; asıl derdi, dünyevi değerlerle dopdolu bir hayat yaşamak ise, var oluş amacının aksine bir hayatı benimsemiş ve kabullenmiş demektir.

O nedenledir ki koskoca profesörler; zahir yanlı düşünceleri ile bilimsel açıdan objektif yaklaşımlarda bulunsalar da insanlığa çok şeyler katmalarına karşın, büyük bir özveri ve arınma ile ulaşılması gereken ‘sistemi okuma’ işlevinden mahrum kalırlar.

Nerede kaldı ilham türü bilgilere ulaşabilmeleri!

Ayrıca bazı insanların merakını gördükten sonra, çevresinde olup bitenlere anlam vermeye çalışmadan yaşayıp giden, gününü gün etmekten başka bir şey düşünmeyen insanlara şaşmamak mümkün değil; Onlar bu tür olaylara boş gözle bakabilir mi? Çıkarılacak bir anlam yok mudur?

İnsanın; mana yönlü değerlendirmelere odaklanma şansından yoksun adam sendeciliği ve yalnızca bir korunma içgüdüsüyle yaşama tutkusu söz konusu ise şuurunu nelerin kapattığı ve neleri kaybettiği üzerinde bir analizde bulunması, uzun uzun düşünmesi icap eder.

Bütün bunları yok sayan, her türlü “inceliği ve farklılıkları” göremeyen, dışlayan bir beynin üretim alanı daralır ve alıcılarının devreye girememesinden ötürü, özden gelen ihbarları/mesajları haliyle değerlendiremez.

Bu sinyaller, etrafımızda süregiden ve her zaman mevcut olmuş ve olabilecek olayları önceden bilme anlamına gelir ki buna dini literatürde “ilham” adı verilir. İlahi dinlerde Allah’ın elçisine ulaşan hükümler bütünü ise “vahiy” şeklinde tanımlanır.

Oysa günümüzde nebiliğin ve resullüğün sona ermesi ile vahiy yoluyla elde edilen bilginin teorik olarak kapandığını söylemek mümkün.

Şimdi, geçerli olan işlev, ilham yoluyla bazı bilgilere ulaşabilmektir.

Bir açıdan bakıldığında “vahiy ve ilham” aynı şeydir diyenler yanılır. Bireyin kendini bulma aşamasında, mücahede sırasında aldığı ilham türü mesajları, vahiy yolu ile gelen bilgilerle karıştırmak ve somut örneklerle anlatmak doğru olmaz. Bunları vahiy niteliği ile özdeşleştirmek de sakıncalıdır.

Çünkü vahyin varlığı ancak nebi ve rasullerle ilişkilidir. İnsanlar arasında onların mutena bir yerinin olması, Allah ile kul arasında elçi görevini yüklenmeleri anlatılanları teyit eder.

Sadece bir boyut itibariyle nebi ve rasullerin dışında, “Allahın kulu” vasfında olanların aldığı ilham türünün vahiyle eşdeğer düzeyde olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak bu fevkalade hal; özel, seçilmiş mahallerle ilgili olup, istisnai bir oluştur. Ve işin ilginç yanı, tanısı “vahiy” değil, “ilham” şeklinde olmaktadır.

 

 

 
 
Şanlıurfa - 09.09.2008
sufizmveinsan@gmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com