|
Allah
Rasulü’ne
(s.a.v)
Kur’an
inzal
oldu. Ve
ilk
olarak
“İkra”
dendi.
Söz
konusu
aşamada,
bildik
manada
tartışma
şu; O’na
‘Oku’
dendiğine
göre,
acaba
Hz.
Muhammed
(s.a.v)
okuma-yazma
biliyor
muydu,
bilmiyor
muydu?
Şayet
iman
dairesinden
meseleye
bakarsak
“Âlemlere
rahmet
olarak
gönderilen
bir
Nebinin”
okuma-yazma
bilip
bilmediği
hususunda
asla bir
tereddüt
olamayacağını
düşünürüz.
Buna
rağmen
önyargılılar,
“hayır!”
okuma
“bilmiyor”
şeklindeki
tavırlarını
fütursuzca
sürdürüyor.
Gerekçe
olarak
da
Efendimizin
(s.a.v)
“Ben
okuyabilenlerden
değilim!”
şeklindeki
açıklaması.
Acaba bu
sözü ile
ne
anlatmak
istemiştir?
Yakın
zamana
kadar bu
“anlamsızlık”
karşısında
boynumuz
bükülü
kaldı.
Ama bir
“Allah
Kulu”
bu
çaresizliği
yaptığı
açıklama
ile
kırdı ve
şöyle
tasvir
etti.
“Hz.
Muhammed’e
(s.a.v)
,‘İkra’
dendiğinde,
eline
bir
yazılı
kâğıt
verildi
mi?
Hayır!
Gökten
bir
kemik,
kâğıt,
bir
yazı,
bir şey
verildi
mi?
Hayır
Eline
böyle
bir şey
düştü
mü?
Hayır
Sadece
‘Oku’
sözü
var.
Ama
eline
geçmiş
bir
yazılı
metin
yok!
Böyle
bir şey
söz
konusu
değil. O
zaman
“buradaki
‘Oku’
sözünün
anlamı
ne?”
diyerek
kafaları
karıştırdı
ve
olmayan
bir
konunun
tartışılmasının
imkânsız
olduğunu
vurguladı.
Eline
verilen
bir
metin
olmadığına
göre,
olmayan
şeyi
okuma
çok daha
farklı
bir
anlam
içeriyor.
Efendimizin
(s.a.v),
Cebrail’e
(a.s)
verdiği
cevapta
da
esasen
bu var.
“Okuyabilenlerden
değilim!”
Okunması
istenilen
şey;
Evrensel
Sistem!
Esasen
günlük
hayatta
geçen
anlaşılamaz
durumlarda
ki
olaylarda
bu okuma
isteği
geliyor
insanın
aklına.
Çünkü
toplumda
okuyabilenlerin
sayısı
bir elin
parmakları
kadar.
Beş duyu
boyutu
ile
bakanlar
ise en
alt
noktada.
Ancak en
uç
noktaya
da
uzanmak
olanaksız
değildir
diye
düşünüyorum.
Bu
nedenle
okuyabilme
yolunu
tutuyorum.
Örneğin
bir
filmin
seyredilişi,
bir
romanın
ne anlam
içerdiği,
bir
metnin
doğru
biçimde
yorumlanışı
için,
evet
okumak
gerekiyor.
Bir
teknik
direktörün
oyunun
gidişatına
göre
gerekli
tedbirleri
alması
yine bu
özellikle
ilgili.
Ancak
asıl
olanı,
insanın
beyni ve
bedeni
arasında
ki
ilişkiyi
çözebilmesi.
İşte
okumak
denen
şey bu.
Biliyoruz
ki
okumada;
limbik
sistemin
ve
epifizin
varlığı
ön
sırada
yer
alıyor.
Neden
insan
bir anda
duygusal
olabilirken,
kimi
zaman
mantıklı
oluyor.
Bu
rasyonel
ve
irrasyonel
hareketlerinin
izahı
gerekmiyor
mu?.
Okuyabilen
insanın
bedeni,
beynine
tabi
olurken,
okuyamayan
beynini
çöplüğe
dönüştürüyor.
Bu
şekilde
bir
arınma
söz
konusu
olamıyor.
Lakin
kendi
körlüğümüz
yüzünden
göremediklerimiz
üzerinde
ısrar
ettiğimiz,
üzerinde
bir an
bile
düşünme
gereğini
duymadığımız,
“gördüğüm
bu işte”
mantığı
ile
hareket
ettiğimiz
içindir
ki,
okuyamıyoruz.
İşte o
zaman
fena
çuvallıyoruz.
Herkes
insan
olmak
için
doğuyor
aslında.
Sonra
bir
beden
olduğunu
düşünüp,
onun
saltanatını
sürdürme
çabasına
giriyor.
Çıkarları
üzerine
bir
hayat
kuruyor.
Beynindeki
duvarları
yıkamaz
iken,
haliyle
gerekli
aktiviteyi
de
gösteremiyor.
Evet,
yukarıda
söylediğim
gibi bir
anahtar
gerekiyor.
Bu
anahtar
beynin
çalışma
sistemini
çözüyor.
İşte o
zaman
insanoğlu
“ikra”
diyebiliyor. |