Bedensiz
Ahmet F. Yüksel
 

Krizlerin, gerginliklerin, sıkıntıların toplumu olduk. Hemen her duruma karamsar yaklaşıyoruz. Yorumlarımız can sıkıcı. Bu değerlendirmeler içinde boğulurken, epey zamandan beri bizi rahatlatacak sağlıklı, sıkı bir yazı yazmak için kendimi zorluyorum. Çünkü iyi, tok bir açıklama, keyifli bir makale çıkaramamaktan ben de sıkıldım.

Şimdi, yaşamınıza yön verip Allah Rasulu’nu tanıtan, yarınlara umutla bakmanızı gerçekleştirecek, güzel gelişmelerle dopdolu bir konuya değinmek ve bu hususta analizde bulunmak istiyorum.

Çünkü kara bulutlarla kaplı insanı, söz konusu “boğucu havadan” ancak bu neden kurtarabilir.

Bahsini ettiğim konu:

Bedensiz yaşamak, çıplak olmaktır!

Bedene sahip çıkmak, kendini et-kemik yığını biri kabullenmek… Bu cümleyi her duyduğumda bunu sarf eden kişilerin toplumu bir noktaya yönlendirmelerine, ayrıca anlayışlarına olan aşırı güven beni irkiltir.

Genellikle hâlimiz şöyle bir manzara arz etmektedir: Belli ki en önemli alanları duyarlılığımızın dışında bırakmışız. Bu periyotlarla ilintili hiçbir şeyden haberdar değiliz ya da olmak istemiyoruz. Ve şu anda dayatılan “yassah hemşerim” mantığının altında yatan ve asıl amaç gibi görünen, beden algılamasında kalıp, üst boyutları düşünemez hale geliyoruz.

Nasrettin hoca misali dört tarafı açık, kapısının üstündeki asma kilit komikliğinde acayip işlerle uğraşıyoruz. Kimilerimize göre gerçekten bedene sahip çıkmak bir hata. Ancak onlarda teoride kalıyor, yaşama geçemiyorlar.

Doğal olarak sadece beş duyunun kapsamına giren şeylere ilgi duyup, vaktimizi geçiriyor, ömrümüzü tüketiyoruz.

Bu arada Görme, duyma, tat alma ve koklama fonksiyonları alabildiğince coşuyor. Onlar coştukça veri tabanımızda mevcut olan beden-şekil imajı daha da yoğunlaşıyor, coşuyor.

Örneğin; yaşıtlarının cinsel ilişkiye girdiğini, hamile kaldığını gören bir genç kız hamile kalmaya özen gösteriyor. Şişmanlık bulaşıcı olabiliyor. Tam tersi zayıf olan beğenildiği için çok geçmeden diyete başlamak zorunda kalınıyor. Sıfır beden hastalığı tüm uyarılara karşın yayılma gösteriyor.

Ve ne oluyor?

Şartlanmalarla oluşan temel ilkelerimizin içerdiği anlamlar, özle irtibatı koparmaya başlıyorlar. Bu koşullarda kendimizi et-kemik yığını bir yapı olarak hissetmemizi sağlıyor. Artık tümüyle bedenin emrine amadeyiz. Velhasıl, taleplerimizi, şikâyetlerimizi, tepkilerimizi bedenselliğe paralel biçimde dile getiriyoruz. Bütün bunlar belki zaman zaman geçici bir rahatlık veriyor, hatta huzur duyar gibi oluyoruz, insanı oyalıyor gibi görünüyor; ama problemler ila nihaiye “insanın yakasını bırakacak” gibi de görünmüyor ve birey bu bağımlılığı yaşamaktan ötürü, durmadan yatay durumda ve negatif olmak zorunda kalıyor.

Oysa, bedenden bir nebze değil, alabildiğine sıyrılmak, hatta onu yok saymakla “geniş ufuklara/sonsuzluğa” yol almak mümkün. Gerçek olan şu ki: Birey bedeninden kurtulmayı teorik olarak düşündüğünde dahi, hem çok iyi şeyler yapar, ayrıca kendini bulur.

Ne var ki, çoğunluk; hayatın yüzeysel taraflarında çakılı kalarak şartlanmaları istikametinde kolay yaşamayı ve basitleşmeyi seçip duruyor, sıradanlaşıyor. Erken ve zahmetsiz becerilere meyledip "kısa vadeli" var oluşlarla yetiniyor. Çünkü kolayına gidiyor. Kafası buna basıyor.

Konsantrasyon isteyen, meşakkatli olaylara, mahrumiyetlere

katlanmayı gerektiren, ideal ufuklara bakma şuurunu lüzumlu kılan seçkinliğe, yani bedensizliğe dayalı olan tercihleri göze alamıyor, sevmiyor, sevemiyor. Duyduğu anda dudak büküp “hadi canım sende diyerek” sere serpe oturmayı benimsiyor.

Evet, bu konuları düşünmenizi istiyorum sizden.

İnanç sahiplerine söylüyorum. Sizler; kurtuluşu ilahi emirlere kapağı atmakta buluyorsunuz. İlahi hükümler, terkibiyetin hükümlerini bozucudur, buna kesinlikle katılmak gerekir. Ama yapılan çalışmaların sadece “zahirde kaldığını” düşünürsek, pek de faydalı olamadığını gözlemliyoruz.

Bunun en önemli delili “İslâm âleminin korunanlar” sınıfı olarak kabul edilen Muttakilerdir. Onlar bütün iyi hallerine, cennete gidecek olmalarına karşın velâyete adım atamıyorlar.

Sebebi; Bedene olan bağımlılıkları!

Çünkü yapılan çalışmalar, bedeni terk için oluşturulan gerçekler değil. Onlarda gerekli, ama esas batına geçmek, bedensizlik yaşanmak isteniyorsa, batının değerlerini ve üstünlüğünü kabul etmektir.

Bu anlattıklarımız bir yana; bireyin tarafsız, âdil, hakşinas, dürüst, kişilikli talepleri olsa bile kendinde herhangi bir değişme ve gelişme sağlaması mümkün değildir. Zira bütün bu hasletler bedenselliği içeren öğelerdir.

Aslında sorunların dahası da var. Gaye bedensiz yaşamak ve öyle olabilecek insanları yetiştirmektir. O halde yapılması gereken yegâne şey bedensiz hale gelmesine yardımcı olmaktır.

Unutulmamalı ki; et-kemik yığınına mahkûm yaşayan bir veli kadrosu yoktur. Bu zümreden, evrensel DATA/ilim ve kudretle vasıflanmış, kafa yapısı ile idol olabilecek önder çıkmaz. Orta seviyede frekans algılamasından, halifelik özelliği taşıyan bir veliyi görmeniz de olası değildir. İstediği zaman bedeninden kopabilecek şartlara sahip olmayanlar velilik kurumu içinde yer alamaz.

Son söz:

“Biz düşünce adamıyız, yenilikçiyiz, mana âleminin sarrafıyız” diyenler, şayet bedene mahkûm yaşıyorlarsa hiçbir şeyi değiştiremezler, böyle gelir böyle giderler.

 

 

 
 
İstanbul - 22.06.2008
sufizmveinsan@gmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com