|
Krizlerin,
gerginliklerin, sıkıntıların toplumu olduk. Hemen her
duruma karamsar yaklaşıyoruz. Yorumlarımız can sıkıcı.
Bu değerlendirmeler içinde boğulurken, epey zamandan
beri bizi rahatlatacak sağlıklı, sıkı bir yazı yazmak
için kendimi zorluyorum. Çünkü iyi, tok bir açıklama,
keyifli bir makale çıkaramamaktan ben de sıkıldım.
Şimdi,
yaşamınıza yön verip Allah Rasulu’nu tanıtan,
yarınlara umutla bakmanızı gerçekleştirecek, güzel
gelişmelerle dopdolu bir konuya değinmek ve bu hususta
analizde bulunmak istiyorum.
Çünkü kara
bulutlarla kaplı insanı, söz konusu “boğucu havadan”
ancak bu neden kurtarabilir.
Bahsini ettiğim
konu:
Bedensiz
yaşamak, çıplak olmaktır!
Bedene sahip
çıkmak, kendini et-kemik yığını biri kabullenmek… Bu
cümleyi her duyduğumda bunu sarf eden kişilerin toplumu
bir noktaya yönlendirmelerine, ayrıca anlayışlarına olan
aşırı güven beni irkiltir.
Genellikle
hâlimiz şöyle bir manzara arz etmektedir: Belli ki en
önemli alanları duyarlılığımızın dışında bırakmışız. Bu
periyotlarla ilintili hiçbir şeyden haberdar değiliz ya
da olmak istemiyoruz. Ve şu anda dayatılan “yassah
hemşerim” mantığının altında yatan ve asıl amaç gibi
görünen, beden algılamasında kalıp, üst boyutları
düşünemez hale geliyoruz.
Nasrettin hoca
misali dört tarafı açık, kapısının üstündeki asma kilit
komikliğinde acayip işlerle uğraşıyoruz. Kimilerimize
göre gerçekten bedene sahip çıkmak bir hata.
Ancak onlarda teoride kalıyor, yaşama geçemiyorlar.
Doğal olarak
sadece beş duyunun kapsamına giren şeylere ilgi duyup,
vaktimizi geçiriyor, ömrümüzü tüketiyoruz.
Bu arada Görme,
duyma, tat alma ve koklama fonksiyonları
alabildiğince coşuyor. Onlar coştukça veri tabanımızda
mevcut olan beden-şekil imajı daha da yoğunlaşıyor,
coşuyor.
Örneğin;
yaşıtlarının cinsel ilişkiye girdiğini, hamile kaldığını
gören bir genç kız hamile kalmaya özen gösteriyor.
Şişmanlık bulaşıcı olabiliyor. Tam tersi zayıf olan
beğenildiği için çok geçmeden diyete başlamak zorunda
kalınıyor. Sıfır beden hastalığı tüm uyarılara karşın
yayılma gösteriyor.
Ve ne oluyor?
Şartlanmalarla
oluşan temel ilkelerimizin içerdiği anlamlar, özle
irtibatı koparmaya başlıyorlar. Bu koşullarda kendimizi
et-kemik yığını bir yapı olarak hissetmemizi sağlıyor.
Artık tümüyle bedenin emrine amadeyiz. Velhasıl,
taleplerimizi, şikâyetlerimizi, tepkilerimizi
bedenselliğe paralel biçimde dile getiriyoruz. Bütün
bunlar belki zaman zaman geçici bir rahatlık veriyor,
hatta huzur duyar gibi oluyoruz, insanı oyalıyor gibi
görünüyor; ama problemler ila nihaiye “insanın
yakasını bırakacak” gibi de görünmüyor ve birey bu
bağımlılığı yaşamaktan ötürü, durmadan yatay durumda ve
negatif olmak zorunda kalıyor.
Oysa,
bedenden bir nebze değil, alabildiğine sıyrılmak, hatta
onu yok saymakla “geniş ufuklara/sonsuzluğa” yol
almak mümkün. Gerçek olan şu ki: Birey bedeninden
kurtulmayı teorik olarak düşündüğünde dahi, hem çok
iyi şeyler yapar, ayrıca kendini bulur.
Ne var ki,
çoğunluk; hayatın yüzeysel taraflarında çakılı kalarak
şartlanmaları istikametinde kolay yaşamayı ve
basitleşmeyi seçip duruyor, sıradanlaşıyor. Erken ve
zahmetsiz becerilere meyledip "kısa vadeli" var
oluşlarla yetiniyor. Çünkü kolayına gidiyor. Kafası buna
basıyor.
Konsantrasyon
isteyen, meşakkatli olaylara, mahrumiyetlere
katlanmayı
gerektiren, ideal ufuklara bakma şuurunu lüzumlu kılan
seçkinliğe, yani bedensizliğe dayalı olan tercihleri
göze alamıyor, sevmiyor, sevemiyor. Duyduğu anda dudak
büküp “hadi canım sende diyerek” sere serpe
oturmayı benimsiyor.
Evet,
bu konuları düşünmenizi istiyorum sizden.
İnanç
sahiplerine söylüyorum. Sizler; kurtuluşu ilahi emirlere
kapağı atmakta buluyorsunuz. İlahi hükümler,
terkibiyetin hükümlerini bozucudur, buna kesinlikle
katılmak gerekir. Ama yapılan çalışmaların sadece
“zahirde kaldığını” düşünürsek, pek de faydalı
olamadığını gözlemliyoruz.
Bunun en önemli
delili “İslâm âleminin korunanlar” sınıfı olarak
kabul edilen Muttakilerdir. Onlar bütün iyi hallerine,
cennete gidecek olmalarına karşın velâyete adım
atamıyorlar.
Sebebi;
Bedene olan
bağımlılıkları!
Çünkü yapılan
çalışmalar, bedeni terk için oluşturulan gerçekler
değil. Onlarda gerekli, ama esas batına geçmek,
bedensizlik yaşanmak isteniyorsa, batının
değerlerini ve üstünlüğünü kabul etmektir.
Bu
anlattıklarımız bir yana; bireyin tarafsız, âdil,
hakşinas, dürüst, kişilikli talepleri olsa bile
kendinde herhangi bir değişme ve gelişme sağlaması
mümkün değildir. Zira bütün bu hasletler bedenselliği
içeren öğelerdir.
Aslında
sorunların dahası da var. Gaye bedensiz yaşamak ve
öyle olabilecek insanları yetiştirmektir. O halde
yapılması gereken yegâne şey bedensiz hale
gelmesine yardımcı olmaktır.
Unutulmamalı ki;
et-kemik yığınına mahkûm yaşayan bir veli kadrosu
yoktur. Bu zümreden, evrensel DATA/ilim ve
kudretle vasıflanmış, kafa yapısı ile idol
olabilecek önder çıkmaz. Orta seviyede frekans
algılamasından, halifelik özelliği taşıyan bir veliyi
görmeniz de olası değildir. İstediği zaman bedeninden
kopabilecek şartlara sahip olmayanlar velilik kurumu
içinde yer alamaz.
Son söz:
“Biz düşünce
adamıyız, yenilikçiyiz, mana âleminin sarrafıyız”
diyenler, şayet bedene mahkûm yaşıyorlarsa hiçbir şeyi
değiştiremezler, böyle gelir böyle giderler.
|