Bana Sorulanlar -3-
Ahmet F. Yüksel
 

Önemli olan, farklı şeyleri anlayabilmek için okumak, bilgilenmek, konuşmaktır. ‘Nereden saldırabilirim de yandaşlarıma selam gönderebilirim’  demek değildir. Geleceğimiz için bunu başarmak gerekiyor. Ayrıca, konuşmaya başlamadan önce, ortaklaşa anlaşacağımız konuların seçiminde büyük titizlikle durmak, sormak ve öğrenmek zorunluluğu söz konusu. Değerli okurlarım! Bu bölümde yine paylaşacağımız birçok şeyin olduğunu görecek ve hissedeceksiniz.


Soru: İnnAllahe ve MelaiketeHU yusallune alen Nebîyya eyyühelleziyne amenü sallu aleyhi ve sellimu tesliyma. (Ahzâb-56)

‘Muhakkak ki Allah ve O’nun melekleri, O Nebî’ye salat eder... Ey iman edenler, siz de O’na salat edin ve teslimiyet ile selam verin (namazınız salavattır?). !’ (Kurân “B” Meâli)

Bu ayeti nasıl anlamalıyız?

Cevap: Allah ve meleklerinin Nebiye salâtı ibaresinde sıkışmak zorunda değiliz. Burada bahsi geçen “Salât” kelimesini farklı bakış açısıyla ‘rahmet’ manasında kabullenmek gerekir. Ancak, ayetin ikinci bölümü Rasulullah’ a yapılan salât ile ondan ancak ‘yardım isteme’ anlamını taşır.

Soru: Ey O Nebî!... Muhakkak ki biz sana ecirlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden sağ elinin malik olduğunu (cariyeleri) ve seninle beraber hicret eden: amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını ve bir de eğer nefsini (kendini) O Nebî’ye hibe etmiş, O Nebî de onu nikâhlamayı (onunla evlenmeyi) dilemiş ise mü’min bir kadını, diğer mü’minler’den başka, sana halis olmak üzere (sırf sana) helal kıldık... Onlara (mü’minlere) eşleri ve sağ ellerinin malik oldukları (cariyeleri) hakkında neyi farz ettiğimizi mutlaka biliyoruz... Senin üzerine bir cünah (günah, zorluk) olmasın diye (bu hükümleri açıkladık)... Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.’ (Azhap 50)

Cevap: Azhap suresinin yorumlanmasında önem arz eden iki temel nokta bulunmaktadır:

1-   Eş, köle ve cariye ayrımı,

2-   Akraba evliliğinde, Hz Muhammed’in diğer Müminlerden farklı bir konuma sahip olması.

Birçok kişinin üzerinde durduğu ve anlayamadığı hatta sorguladığı husus, Kur’anı Kerim’de, eş, cariye ve köle ayrımının neden yapıldığı, eş sınıfı dışında tutulan iki grubun da sonuçta eş alınabileceği hususudur. Neticede, dışlanmış gibi kabul edilen sınıfları/hanımları gerçek anlamda eş gibi kabullenmek gerekir mi? Yoksa başka nedenlerle mi bu ayrıma girilmiştir?  

Bu soruları aydınlatmak için dilerseniz, önce cariye ve köle kavramları ile ilgili açıklamalarda bulunalım.

Cariye; Para ile satın alınan bir nevi köle halayık, hizmetçi kız, harpte esir düşmüş veya odalık olarak alınmış kız anlamına ele alınmaktadır.

Köle ise savaşta tutsak olarak alınan, yabancı ülkelerden zorla kaçırılıp, özgürlükten yoksun bırakılan veya başkasından satın alınan erkek, kadın esir manasına gelir.

“Eşler” diye söz edilenler ise bahsi geçen sınıfın dışında kalan, toplumda bu vasfa layık olanlardır. İslâm her üçünün de aynı çatı altında bir erkekle evlenmesini öngörmüş ve eş olarak kabul edilmesini bir hükme bağlamıştır.

Sebebi, toplumun o günkü şartlarında ırkçı muamele gören bu sınıfı özcü bir yaklaşımla imtiyazlı bir hale getirmek ve onların kısıtlılık imkânını ortadan kaldırmaktır.

Köle ve cariye ile evlenmek, önce itiraz eden, ama sonuçta ‘Gerekirse biz de yaparız’ diyen karşı kutba verilecek güzel bir örnektir.

Anımsarsanız, Hz Muhammed (s.a.v) çoğunluğu ilkel, cahil düşünceye sahip toplumların bulunduğu bir topluluğa Nebi/Rasul vasfı ile gelmişti. Kız çocuğu, o günün şartlarında ‘ar-namus’ meselesi gibi kabul görüyor ve diri diri kuma gömülüyordu. Kadın bir mal gibi kabul edilirken hiçbir sosyal hakkı bulunmuyordu. O topluma hitap edebilmenin tek yolu zaman içinde nitelikleri, seviyeleri kaldırmak olacaktı. Başka türlü bir saygınlığa kavuşturulmaları ise imkânsızdı. Bu uygulama, yorulmak bilmez bir uğraş, emek ve katkı ile istenilen seviyeye gelmiştir. Esasen, sonuçlanmak zorundadır da. Çünkü bir hükümdür.

Aksini düşünmek, farklı teoriler yürütmek Kur’an-ı Kerîm’ in, yani İslam’ın ruhuna ters düşer. Böyle algılayanların serinkanlı ve rasyonel bir analiz yaptığını söyleyemeyiz. Bu hususta dini rencide edecek sözcüklerden kaçınmalıyız derim.

Sonuç: Şayet köle ve cariye ile nikâh kıyılmışsa bu “eş” kapsamına girer.

Akraba evliliğine gelince: Bu noktada önce okumak, bilgilenmek, sonra da konuşmak zorundayız. Her biri ayrı birer değer olan kaynakçalar bizlere bu konuda fikir vermektedir.

Hz.Rasulullah’a çok eşlilik ve akraba evliliği ile ilgili ayetler geliyor. Ancak, onun dokuz hanımla evlenme ve akraba evliliği yapabilmesi hususunda özel izni var. Bunu açık ve seçik anlıyoruz. Nedeni, arazları olmayan salt bir genetiğe ve güce sahip olmasıdır.

Bu hususa şüpheci, uzak görüşlülükten yoksun bir açıdan bakan insanlar da bulunmaktadır. Birbirlerine sadece çıkarlar temelinde yandaş olan bu gibilerden Allah insanları korusun.

Soru: Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban; (Rahmân 55)

‘Rabbinizin nimetlerinden (Bi-) hangisini yalanlarsınız?’ (Kurân “B” Meâli)
Bu ayetin neden 31 defa tekrarı vardır?

Cevap: Bildiğiniz gibi rakam sıfırdan başlayarak dokuza kadar uzanan işaretlere denir. Sayı da rakamların bir araya gelmesiyle oluşur. Aynen harflerin bir araya getirdiği sözcükler gibi. Ancak belirli sayı tekrarı ile elde edilen yoğunluk veri tabanında insanları uyarıcı/ikaz edici bir noktaya ulaştırabilir. Örneğin, Hac döneminde 8 gün içinde mutlaka Mescitte kılınması zorunlu 40 vakit namaza karşı Allah Resulü’nün şefaatçi olması gibi. Ne demek istediğimi anladığınızı umuyorum.

Soru: Muhiddin İbn-î Arabi (k.s.a) bir eserinde ‘Allahû Teala'nın Mudil (dalâlete götürücü) ismi, küfrü ve günahı sever’ buyuruyor.
Bu ne demektir? Açıklaması ALLAH ismiyle işaret edilene, Allah'ın ahlakına ters düşmez mi? Nasıl yorumlayabilirsiniz?

Cevap:

1. Ve men yehdillahu fema lehu min mudıll eleysellahu Bi Aziyzin Zintikam. (Zümer–37)

‘Allah kime hidayet ederse, artık onun için bir saptırıcı yoktur... Allah (Bi-) Aziyz, Züntikam (intikam sahibi) değil midir?’ (Dikkat ederseniz bu ayetin orijinalinde “mudil” ismi geçiyor)

2. ‘Şayet günah işlemeyen kavimler olsaydı, biz onları zorla günaha sokar, sonra tövbe ettirirdik’ (Kudsi Hadis)

3.‘Allah, kulunun aklını başından alır,  o kul bir fiil işler, sonra Allah aklını iade eder de “ben bu işi nasıl yaptım?” der.’ (Hadis)

Bizler, toplumu kadın, erkek, genç, ihtiyar, dinci ya da ateist, solcu ya da sağcı bütün insanlarıyla tek bir renk, tek bir varlık olarak kabul etmek zorundayız. Bu Tek’in seyrinde pek tabidir ki, Allah dilediğini yapacak, dilediği manaları dilediği ölçü ile ortaya koyacaktır. Ve bu manaları taşıyan mahaller de ister istemez, “hidayete varan” veya “dalalete” düşen konumlarla anılır. Böyle olmasına karşın, bir mahal olumsuz bir fiilinde, Allah ‘beni cezalandırdı ve bana bunları cebren yaptırttı’ diyemez. Şayet bu ve benzeri sözleri sarf ederse kurtulmaya çabalarken daha çok batıyordur. Cehennemdeki yeri de hazırdır. Elbette, bu dediklerimi erbabı anlar ve ne demek istediğimi bilir.

Sonuç; M.Arabî bu sözü ile “mudill vasfına sahip olan birimler küfür ve günah gibi olumsuz nitelikleri işlemeğe mütemayildir, bu onlara kolaylaştırılmıştır” demeğe getiriyor.

Soru: ‘Kuran’ın sırrı Fatiha’da, Fatiha’ nın sırrı Bismillah’ ta, Bismillah’ın sırrı başındaki B’ dedir.’ (Hz. Ali)
Bu sözü nasıl yorumlarsınız?

Cevap:Ahadiyyet makamına en yakın boyuttayım” denmek isteniyor.

Soru: Benim hayalimde canlandırdığım âlemime seni veya farklı birimleri alarak onlardan fayda temin etmem nasıl oluyor?

Cevap: Bugün senin isteklerin nasıl oldu? Nereden bu isteklere ulaştın? Çeşitli sebepler etkiledi, desek doğru olur herhalde.
İşte bu sebepler âleminden sana ulaşan bazı veriler de sana makul geldiğinde senin değişmenin hayal âleminde yer almasına neden oluyor.

Soru:
Esmâ Bintu Yezid İbnu's-Seken radıyallahu anha anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ın: "Çocuklarınızı gizlice öIdürmeyin. Çünkü gayl, biniciye atının üzerinde ulaşır ve atından aşağı atar" dediğini işittim."
Bu hadisi nasıl yorumlayabilirsiniz?

Cevap: Bu hadise binaen, Efendimiz cahiliye devrinden kalma tabulara değinerek istenmeyen çocukların öldürülmesini kesinlikle yasaklamış oluyor. Ayrıca, bir bebeğin emzikli iken sütten kesilmesine yukarıda saydığımız nedenlerden ötürü şiddetle karşı çıkarken bu haldeki bir bebeğin ahının içgüdüsel dahi olsa bir süvariyi attan düşürecek kadar güçlü olduğunu beyan ediyor. Çünkü anne sütü bebeğin tüm gereksinimlerini karşılayan, sindirimi kolay ve bağışıklık sistemini güçlendirecek doğal antikorlar içerir. Anne sütü dışında hiçbir besin bu sayılan özellikleri kapsayamaz ve dolayısıyla onun yerini tutamaz.

Soru: Sütannelikle ilgili kısa bilgiler verebilir misiniz?

Cevap: Sütanneliği kavramı aslında çok eskilere dayanır. MÖ 2250 yılında Hammurabi yazıtlarında bile sütannelikten bahsedilir. Bu yazıtlarda sütannenin seçiminin önemine değinilir ve bebeğe fiziksel, duygusal hatta zihinsel bazı özelliklerin süt ile aktarılabileceği belirtilir. Bu hassasiyet nedeniyle asırlar boyu sütannelik birçok kadın için iyi bir gelir kaynağı olmuştur.

Soru: Galactacrasia ne anlama gelir?

Cevap: Anne sütünün yapı ve bileşim bakımından anormallik gösterişi ile bu ismi alır. (Kaynak: Açıklamalı tıp sözlüğü Prof. Dr. Utkan Kocatürk)

Sevgi ile kalın. Allah’a emanet olun.

 

 
 
İstanbul - 15.03.2007
sufizmveinsan@gmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com