Önemli
olan, farklı şeyleri anlayabilmek için okumak,
bilgilenmek, konuşmaktır. ‘Nereden saldırabilirim de
yandaşlarıma selam gönderebilirim’ demek değildir.
Geleceğimiz için bunu başarmak gerekiyor. Ayrıca,
konuşmaya başlamadan önce, ortaklaşa anlaşacağımız
konuların seçiminde büyük titizlikle durmak, sormak ve
öğrenmek zorunluluğu söz konusu. Değerli okurlarım! Bu
bölümde yine paylaşacağımız birçok şeyin olduğunu
görecek ve hissedeceksiniz.
Soru:
İnnAllahe ve MelaiketeHU yusallune alen Nebîyya
eyyühelleziyne amenü sallu aleyhi ve sellimu tesliyma.
(Ahzâb-56)
‘Muhakkak ki Allah ve O’nun melekleri, O Nebî’ye salat
eder... Ey iman edenler, siz de O’na salat edin ve
teslimiyet ile selam verin (namazınız
salavattır?).
!’ (Kurân “B” Meâli)
Bu ayeti nasıl anlamalıyız?
Cevap:
Allah
ve meleklerinin Nebiye salâtı ibaresinde sıkışmak
zorunda değiliz. Burada bahsi geçen “Salât” kelimesini
farklı bakış açısıyla ‘rahmet’ manasında
kabullenmek gerekir. Ancak, ayetin ikinci bölümü
Rasulullah’ a yapılan salât ile ondan ancak ‘yardım
isteme’ anlamını taşır.
Soru:
‘Ey
O Nebî!... Muhakkak ki biz sana ecirlerini (mehirlerini)
verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak
verdiklerinden sağ elinin malik olduğunu (cariyeleri)
ve seninle beraber hicret eden: amcanın kızlarını,
halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin
kızlarını ve bir de eğer nefsini (kendini)
O Nebî’ye hibe etmiş, O Nebî de onu nikâhlamayı (onunla
evlenmeyi)
dilemiş ise mü’min bir kadını, diğer mü’minler’den
başka, sana halis olmak üzere (sırf sana)
helal kıldık... Onlara (mü’minlere)
eşleri ve sağ ellerinin malik oldukları (cariyeleri)
hakkında neyi farz ettiğimizi mutlaka biliyoruz... Senin
üzerine bir cünah (günah, zorluk)
olmasın diye (bu hükümleri açıkladık)...
Allah Ğafur’dur, Rahıym’dir.’ (Azhap 50)
Cevap:
Azhap suresinin yorumlanmasında önem arz eden iki temel
nokta bulunmaktadır:
1-
Eş, köle ve cariye ayrımı,
2-
Akraba evliliğinde, Hz Muhammed’in diğer Müminlerden
farklı bir konuma sahip olması.
Birçok
kişinin üzerinde durduğu ve anlayamadığı hatta
sorguladığı husus, Kur’anı Kerim’de, eş, cariye
ve köle ayrımının neden yapıldığı, eş sınıfı dışında
tutulan iki grubun da sonuçta eş alınabileceği
hususudur. Neticede, dışlanmış gibi kabul edilen
sınıfları/hanımları gerçek anlamda eş gibi kabullenmek
gerekir mi? Yoksa başka nedenlerle mi bu ayrıma
girilmiştir?
Bu
soruları aydınlatmak için dilerseniz, önce cariye
ve köle kavramları ile ilgili açıklamalarda
bulunalım.
Cariye;
Para ile satın alınan bir nevi köle halayık, hizmetçi
kız, harpte esir düşmüş veya odalık olarak alınmış kız
anlamına ele alınmaktadır.
Köle
ise
savaşta tutsak olarak alınan, yabancı ülkelerden zorla
kaçırılıp, özgürlükten yoksun bırakılan veya başkasından
satın alınan erkek, kadın esir manasına gelir.
“Eşler”
diye söz edilenler ise bahsi geçen sınıfın dışında
kalan, toplumda bu vasfa layık olanlardır. İslâm her
üçünün de aynı çatı altında bir erkekle evlenmesini
öngörmüş ve eş olarak kabul edilmesini bir hükme
bağlamıştır.
Sebebi, toplumun o günkü şartlarında ırkçı muamele gören
bu sınıfı özcü bir yaklaşımla imtiyazlı bir hale
getirmek ve onların kısıtlılık imkânını ortadan
kaldırmaktır.
Köle
ve cariye ile evlenmek, önce itiraz eden, ama sonuçta
‘Gerekirse biz de yaparız’ diyen karşı kutba
verilecek güzel bir örnektir.
Anımsarsanız, Hz Muhammed (s.a.v) çoğunluğu
ilkel, cahil düşünceye sahip toplumların bulunduğu bir
topluluğa Nebi/Rasul vasfı ile gelmişti. Kız
çocuğu, o günün şartlarında ‘ar-namus’ meselesi
gibi kabul görüyor ve diri diri kuma gömülüyordu. Kadın
bir mal gibi kabul edilirken hiçbir sosyal hakkı
bulunmuyordu. O topluma hitap edebilmenin tek yolu zaman
içinde nitelikleri, seviyeleri kaldırmak olacaktı. Başka
türlü bir saygınlığa kavuşturulmaları ise imkânsızdı. Bu
uygulama, yorulmak bilmez bir uğraş, emek ve katkı ile
istenilen seviyeye gelmiştir. Esasen, sonuçlanmak
zorundadır da. Çünkü bir hükümdür.
Aksini
düşünmek, farklı teoriler yürütmek Kur’an-ı Kerîm’
in, yani İslam’ın ruhuna ters düşer. Böyle
algılayanların serinkanlı ve rasyonel bir analiz
yaptığını söyleyemeyiz. Bu hususta dini rencide edecek
sözcüklerden kaçınmalıyız derim.
Sonuç:
Şayet köle ve cariye ile nikâh kıyılmışsa bu “eş”
kapsamına girer.
Akraba
evliliğine gelince: Bu noktada önce okumak, bilgilenmek,
sonra da konuşmak zorundayız. Her biri ayrı birer
değer olan kaynakçalar bizlere bu konuda fikir
vermektedir.
Hz.Rasulullah’a
çok eşlilik ve akraba evliliği ile ilgili ayetler
geliyor. Ancak, onun dokuz hanımla evlenme ve akraba
evliliği yapabilmesi hususunda özel izni var. Bunu açık
ve seçik anlıyoruz. Nedeni, arazları olmayan salt bir
genetiğe ve güce sahip olmasıdır.
Bu
hususa şüpheci, uzak görüşlülükten yoksun bir açıdan
bakan insanlar da bulunmaktadır. Birbirlerine sadece
çıkarlar temelinde yandaş olan bu gibilerden Allah
insanları korusun.
Soru:
Fe Bi eyyi alai Rabbiküma tükezziban;
(Rahmân 55)
‘Rabbinizin nimetlerinden (Bi-)
hangisini yalanlarsınız?’
(Kurân “B” Meâli)
Bu ayetin neden 31 defa tekrarı vardır?
Cevap:
Bildiğiniz gibi rakam sıfırdan başlayarak dokuza kadar
uzanan işaretlere denir. Sayı da rakamların bir araya
gelmesiyle oluşur. Aynen harflerin bir araya getirdiği
sözcükler gibi. Ancak belirli sayı tekrarı ile elde
edilen yoğunluk veri tabanında insanları uyarıcı/ikaz
edici bir noktaya ulaştırabilir. Örneğin, Hac döneminde
8 gün içinde mutlaka Mescitte kılınması zorunlu 40
vakit namaza karşı Allah Resulü’nün şefaatçi olması
gibi. Ne demek istediğimi anladığınızı umuyorum.
Soru:
Muhiddin İbn-î Arabi (k.s.a) bir eserinde ‘Allahû
Teala'nın Mudil (dalâlete götürücü) ismi, küfrü ve
günahı sever’ buyuruyor.
Bu ne demektir? Açıklaması ALLAH ismiyle işaret edilene,
Allah'ın ahlakına ters düşmez mi? Nasıl
yorumlayabilirsiniz?
Cevap:
1.
Ve men yehdillahu fema lehu min mudıll eleysellahu Bi
Aziyzin Zintikam.
(Zümer–37)
‘Allah kime hidayet ederse, artık onun için bir
saptırıcı yoktur... Allah (Bi-)
Aziyz, Züntikam (intikam sahibi)
değil midir?’
(Dikkat ederseniz bu ayetin orijinalinde “mudil” ismi
geçiyor)
2.
‘Şayet günah işlemeyen kavimler olsaydı, biz onları
zorla günaha sokar, sonra tövbe ettirirdik’ (Kudsi
Hadis)
3.‘Allah, kulunun aklını başından alır, o kul bir fiil
işler, sonra Allah aklını iade eder de “ben bu işi nasıl
yaptım?” der.’
(Hadis)
Bizler, toplumu kadın, erkek, genç, ihtiyar, dinci ya da
ateist, solcu ya da sağcı bütün insanlarıyla tek bir
renk, tek bir varlık olarak kabul etmek zorundayız. Bu
Tek’in seyrinde pek tabidir ki, Allah dilediğini
yapacak, dilediği manaları dilediği ölçü ile ortaya
koyacaktır. Ve bu manaları taşıyan mahaller de ister
istemez, “hidayete varan” veya “dalalete” düşen
konumlarla anılır. Böyle olmasına karşın, bir mahal
olumsuz bir fiilinde, Allah ‘beni cezalandırdı ve
bana bunları cebren yaptırttı’ diyemez. Şayet bu ve
benzeri sözleri sarf ederse kurtulmaya çabalarken daha
çok batıyordur. Cehennemdeki yeri de hazırdır. Elbette,
bu dediklerimi erbabı anlar ve ne demek istediğimi
bilir.
Sonuç; M.Arabî bu sözü ile “mudill vasfına sahip
olan birimler küfür ve günah gibi olumsuz nitelikleri
işlemeğe mütemayildir, bu onlara kolaylaştırılmıştır”
demeğe getiriyor.
Soru:
‘Kuran’ın sırrı Fatiha’da, Fatiha’ nın sırrı Bismillah’
ta, Bismillah’ın sırrı başındaki B’ dedir.’
(Hz. Ali)
Bu sözü nasıl yorumlarsınız?
Cevap:
“Ahadiyyet makamına en yakın boyuttayım” denmek
isteniyor.
Soru:
Benim hayalimde canlandırdığım âlemime seni veya farklı
birimleri alarak onlardan fayda temin etmem nasıl
oluyor?
Cevap:
Bugün senin isteklerin nasıl oldu? Nereden bu isteklere
ulaştın? Çeşitli sebepler etkiledi, desek doğru olur
herhalde.
İşte bu sebepler âleminden sana ulaşan bazı veriler de
sana makul geldiğinde senin değişmenin hayal âleminde
yer almasına neden oluyor.
Soru:
Esmâ Bintu Yezid İbnu's-Seken radıyallahu anha
anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm'ın:
"Çocuklarınızı gizlice öIdürmeyin. Çünkü gayl, biniciye
atının üzerinde ulaşır ve atından aşağı atar" dediğini
işittim."
Bu hadisi nasıl yorumlayabilirsiniz?
Cevap: Bu hadise binaen, Efendimiz cahiliye devrinden
kalma tabulara değinerek istenmeyen çocukların
öldürülmesini kesinlikle yasaklamış oluyor. Ayrıca, bir
bebeğin emzikli iken sütten kesilmesine yukarıda
saydığımız nedenlerden ötürü şiddetle karşı çıkarken bu
haldeki bir bebeğin ahının içgüdüsel dahi olsa bir
süvariyi attan düşürecek kadar güçlü olduğunu beyan
ediyor. Çünkü anne sütü bebeğin tüm gereksinimlerini
karşılayan, sindirimi kolay ve bağışıklık sistemini
güçlendirecek doğal antikorlar içerir. Anne sütü dışında
hiçbir besin bu sayılan özellikleri kapsayamaz ve
dolayısıyla onun yerini tutamaz.
Soru: Sütannelikle ilgili kısa bilgiler verebilir
misiniz?
Cevap: Sütanneliği kavramı aslında çok eskilere dayanır.
MÖ 2250 yılında Hammurabi yazıtlarında bile
sütannelikten bahsedilir. Bu yazıtlarda sütannenin
seçiminin önemine değinilir ve bebeğe fiziksel, duygusal
hatta zihinsel bazı özelliklerin süt ile
aktarılabileceği belirtilir. Bu hassasiyet nedeniyle
asırlar boyu sütannelik birçok kadın için iyi bir gelir
kaynağı olmuştur.
Soru: Galactacrasia ne anlama gelir?
Cevap: Anne sütünün yapı ve bileşim bakımından
anormallik gösterişi ile bu ismi alır. (Kaynak:
Açıklamalı tıp sözlüğü Prof. Dr. Utkan Kocatürk)
Sevgi ile kalın.
Allah’a emanet olun. |