Bana Sorulanlar -2-
Ahmet F. Yüksel
 

Soru sormak bir hüner, incelik ister; soru, bilmenin göstergesidir. Laf ola beri gele şeklindeki yönlenmeler ise sırıtır. Öğrendikleriyle yetinmek, daha iyiyi, daha doğruyu aramamak, geleceğini hesaba katmayan bireylerin/toplumların işidir. Onların sonları bir felaket olur.


Soru: İsa as. : “Bedenim, babamın kızının oğludur. Ben babamın, annemin ve ikisinin oğlunun ruhuyum.” demiştir.
Bu sözü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap: İlk kısmı şöyle; fiziki annem, bildiğiniz gibi Meryem’dir diyor Hz. İsa.
İkinci bölüme gelince; Babam (Cebrail), Annem (Meryem) ve Ben, Kudsi ruha (Ruhul Kuds) sahibiz.

Soru: Âdem cismiyette Hz. Muhammed’in, İsa’nın ve bizim babamızdır. Hz. Muhammed sav. ise ruhaniyette Adem’in, bizim babamız ve İsa as.’ ın dedesidir. Çünkü İsa as.’ ın babası bedenlik makamında ve temsil âleminde Ruhul Kuds’tür. Ruhul Kuds ise Ruh olması hasebiyle Hz. Muhammed’in oğludur. Dolayısıyla, bu akıl almaz sistem çerçevesinde Hz. Muhammed sav. İsa as.’ ın dedesidir. Eğer İsa as.’ ın bedenselliğine teveccüh etseydi, o zaman her nutfenin istiva etmesi gibi istiva etmiş, bürümüş olmayacaktı. Bu teveccühle de ona ruhaniyet verip bizim olduğumuz gibi onun da babası olacaktı. (M. Arabi)
Bu sözü nasıl anlıyorsunuz?

Cevap: Arabî, bu cümlelerle şunları anlatmak istemiştir: Daha iyi takip edebilmeniz açısından metin içinde parantezler açarak izah etmek istiyorum.

Âdem, cismiyette Hz. Muhammed’in, İsa’nın ve bizim babamızdır.
(Cismaniyet açısından ele alındığında beden yaşı itibariyle gerçek budur. Böyle olması mantıklıdır)
Hz. Muhammed sav. ise ruhaniyette Adem’in, bizim babamız ve İsa as.’ın dedesidir. Ancak, konu ruhaniyet açısından ele alındığında Efendimiz, mevcut bir algılamaya istinaden hem Hz. Âdem’in hem Arabî’nin babası konumundadır. Nitekim, buna işaretle, “Âdem suyla çamur halinde karılı iken ‘Ben Nebiydim” demektedir. (… Ben yaratılışça Nebilerin ilkiyim sözüne gelince... Buradaki ‘yaradılışça’(halk) kelimesi ‘TAKDİR’ manasınadır... ‘İCAD’, yaratıp vücutlandırma manasına değildir. (İmam GAZALİ - Ravzatüt Tâlibin) Metinde geçen ‘Âdem’in ve bizim babamız’ tabiri Âdem Nebi, Arabî ve benzeri evliyaullah için kullanılmaktadır.

İsa a.s’ ın ise dedesidir, Çünkü İsa as.’ın babası bedenlik makamında ve temsil âleminde Ruhul Kuds’dür. Ruhul Kuds ise Ruh olması hasebiyle Hz. Muhammed’in oğludur. (İsa a.s’ın babası, Cebrail a.s’dır. Bu melek bedensel ve ruhsal yapı –aslında tek bir bütün, yekparedir- itibariyle Ruhul Kuds olduğundan ve Ruh’un ürettiği bir varlık, onun bir özelliği olması dolayısıyla Hz. Muhammed’in oğlu konumundadır.) Dolayısıyla, bu akıl almaz sistem çerçevesinde Hz. Muhammed sav. İsa as.’ın dedesidir.  (Bu kurala göre Cebrail as. Hz. Muhammed’in oğlu, Hz. İsa da onun oğlu olduğuna göre Hz. Muhammed Hz. İsa’nın dedesi olmaktadır.)  Eğer İsa as.’ ın bedenselliğine teveccüh etseydi, (Şayet gözlemler ruha değil bedenselliğe yönlendirilmiş olsaydı) o zaman her nutfenin istiva etmesi gibi istiva etmiş, bürümüş olmayacaktı.
(Her nutfenin istiva etmesi gibi bir istiva olsa, kalıtsal özelliklerin babadan oğula geçmesi dikkate alınacak ve buna göre Hz. İsa’nın bireysel anlamdaki ruhu esas alınması gerektiğinden Cebrail a.s. devre dışı kalacak ve Orijin ruhun bürünmesi söz konusu olmayacaktı)
Bu teveccühle de ona ruhaniyet verip bizim olduğumuz gibi onun da babası olacaktı. (Şayet böyle olsaydı İsa’nın bireysel anlamdaki ruhu esas olacağından Hz. Muhammed İsa’nın da babası olacaktı). (M. Arabi)

Soru: H.İsa (as.) 'nın sözlerinden ve İncildeki anlatımlarda ALLAH’TAN 'babamın veya baba'' şeklinde bahsetmesindeki amaç ne olabilir? Risalet makamının zirvelerine yaklaşan bir mahal, BABA ifadesi ile bizlere ne anlatmak istiyor?

Cevap: “Baba”dan kasıt, birimliliğini/terkibiyetini var eden boyuta işaret etmektir. Tasnif yaparsak bu kategoriye Rububiyet boyutu dememiz doğru olur. Rububiyet boyutunda varlığını sürdüren varlık Rab yani, Allah’tır. Hz. İsa, “Rab” kavramını kendine has üslubuyla ‘Baba’ olarak dillendirmiştir.

Soru: De ki: “Eğer Allah isteseydi O’nu(Kur’an’ı) size tilavet etmezdim (telaffuz edip okumazdım) ve (O da) O’nu size bildirmezdi... O’ndan önce sizin içinizde gerçekten bir ömür kaldım... Akletmiyor musunuz?.( H.Güler Meali)
Bu ayeti nasıl yorumlayabilirsiniz?

Cevap: Yunus 16 Yorum; “Kuran’ın bireysel bir telaffuz (söyleyiş) anlamı ile değil, B’ nin sırrı ile nüzul ettiğini, bu sırra vakıf olabilmeniz ve bu doğrultuda yaşayabilmeniz için inzal olunmazdan evvel aranızda bir ömür yaşayarak buna hazırlanmanızı, eğitimli olmanızı temin ettim.
Hâlâ fark etmiyor musunuz?” diyor Allah Rasulü, vahiy kanalı ile.

Soru: “Ve in hıftüm ella tuksitu fiyl yetama fenkihu ma tabe leküm minen nİsai mesna ve sülase ve ruba'a, fein hıftüm ella ta'dilu feVahıdeten ev ma meleket eymanüküm zâlike edna ella teulu.” (Nİsa-3)

‘Eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle (sahip olduğunuz cariye ile) yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir.’ (Elmalılı Meâli)
‘Şayet öksüz (kızlarla evlendiğiniz takdirde) onlar hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. O(kadı)nlar arasında da adalet yapamayacağınızdan korkarsanız bir tane alın; yahut ellerinizin altında bulunan(cariye) lerle yetinin. Cevr (ve haksızlık) etmemeniz için en uygun olan budur.’ (Süleyman Ateş Meâli)
Bu ayeti nasıl değerlendirebiliriz?

Cevap: Burada özellikle yetimlere doğru dürüst davranılması ön görülmektedir. Normal insana yapılan bir davranış ile yetime yapılanlar arasında mutlaka fark vardır, ‘size yazık olmasın, kaybolup gitmeyin’ denmeye getiriliyor. Bir atasözü vardır; ‘Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste ‘ derler. Sanırım, ayeti anlamada bize faydası olur. Şayet bu uyarılara rağmen acıma duygusu ile bir yetim ile evlenen, ancak zaman geçtikçe gerçek kimliğini gösterip davranışlarında korku ve endişe duyuracak olan varsa yani bu ayrıntıya dikkat edemeyecekseniz, izdivaç yapmaktan kaçının demeye getiriyor. Ve evlenmek için beğendiğiniz cariyelerden dörde kadar olmak kaydı ile eş seçebilirsiniz deniyor.

Yorum: Söz ile davranışlarını aynı düzeyde tutan ve bunu başaran insan sayısı çok azdır. İyi eğitim almamış kişilerdeki bu zaaf dikkate alınmış ve söz konusu hüküm konmuştur.

Soru: Feiza ferağte fensab. (İnşirâh-7)
‘O halde boş kaldın mı, yine kalk
(başka bir iş ve ibadetle) yorul.’ (Elmalılı Meâli)
(Yorgunluk hükmü olmayan işinden) fariğ olduğunda, yorul (yorgunluk hükmü olan işini ifa et) !(Kurân “B” H Güler Meâli)

Cevap: Bu ayet bizlere küçük başarılardan fariğ olmamız (yani vazgeçmek) gerektiğine dikkati çekerken, daha ziyade köklü/düşündürücü şeylere dönük bir yaşamı seçmemiz tavsiye ediliyor. Çünkü yüzlerce binlerce insan bu kolaylık illetinden kendini kurtaramamıştır. Takdir edersiniz ki arzu edilen niteliklere sahip insanlar Dünyada çok az yetişiyor. Bu da önemli bir konudur.

Soru: ‘Bize iki ölü ve iki kan helal kılınmıştır. Ölüler balık ve çekirge; kanlar da ciğer ve dalaktır.’ (İBN KESİR CİLT V S/2473) Bu hadisi açıklar mısınız?

Cevap: Allah Rasulü bu hadisi şerifinde özellikle zaruri koşullarda ölü haldeki bu yiyeceklerin kullanılabileceğini/yenebileceğini vurguluyor. Ancak yenecek balığın pişirilmeden önce derisinin ve yüzeydeki yağlarının uzaklaştırılması, ciğer ve dalağın iyice pişmesi öneriliyor.

Soru: Abdülkadir-i Geylânî Kuddise Sırrahu Hazretleri şöyle demiştir: ‘Recep, cefayı terk ayıdır; Şaban, amel ve vefa ayıdır; Ramazan ise, sadakat ve safa ayıdır.’
Gavs-ı Azam’ın sözü acaba nasıl yorumlanabilir?

Cevap: Diğer aylarda savaşan kabileler, haram ayı girince savaştan, öldür­mekten vazgeçerler, güvenlik içinde istedikleri yere gider, ticaretlerini yaparlar. Allah Kur’an’da bu aylara saygılı olunmasını ve uyulması gerekli yasakların çiğnenmemesini ve haram ayların yerlerinin değiştirilmemesini açıklıkla emretmiştir. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) de veda haccındaki hutbesinde bu ayların önemine vurgu yapmış, yapılmaması gerekenler konusunda ashabı uyarmıştır.

Abdülkadir-i Geylânî Hazretleri ise Recep ayının haram aylardan biri olması hasebiyle “Recep cefayı terk ayıdır” demektedir.

Anlaşılacağı üzere, tuzaklardan uzak, sıkıntılarla uğraşmayan, sağlıklı bir insan, ibadetlerine daha hız verir.

Pozitif yaşayan da her an salih amel işler. O ayrıca iyi bir dosttur, vefakârdır.  (Şaban ayının getirisi)

Bütün bu yapılanlar bireyde imanı arttırır, sadakati getirir. Sadık olan da hızla tırmandığı basamakların yani amelinin/yaşamının huzurunu bulur ve bu halinin sefasını sürer. İşte bu hallerde rahmet kapısı ‘Ramazan ayına denk gelmektedir’ diyor Gavs-ı Azam’ın müşahedesine göre.

Soru: Kulluk iki şekildir; Hakk'ın kulları, Hakikât’in kulları.
Hakk'ın kulları “Ya Rabb Hışmından Hoşgörüne sığınırım” manasındadır. Hakikat kulları ise “Ya Mevlam Senden sana sığınırım” manasındadır.’ (Cüneyd-i Bağdadi)
Bu sözün anlamı nedir? Biraz açar mısınız?

Cevap: Bağdadi Hazretleri “Hakk’ın kulu” dediğinde bunu “Rabbin kulu” diye anlamak gerekiyor. Gizli de olsa ortada bir şirk hali vardır. Nitekim, hakikate ermiş kulların dileği, söylenilenleri teyit eder görüştedir

Soru: Bağlamalı, peş peşe iftarsız oruç yasak mı?
Ahmet Bey, Ramazanda sizin Akşam gazetesinde çıkan bir yazınızda bazı ashabın bağlamalı oruç tuttuğunu okumuştum. Ayrıca, bildiğimiz Hz, Rasulullah Aleyhisselam’ın bazen üç günde bir iftar ettiği, bunu kendisinden başka ümmete yasakladığı hadis kitaplarında mevcut, her gün orucu bile tavsiye etmemiş. Ehlisünnete göre ve o görüşe tabi olan Arifler de savmı visal yapmamışlar, yasak diye, caiz değil diye. Sizin alıntı yaptığınız kaynak hangi kitap? Örneğin yedi günde bir dondurmalı oruç tutanlar, kimisi üç beş günde gücü yettiğince v.s yazmışsınız alıntı yaptığınız kaynağı bildirir misiniz? Ve de bağlamalı orucu Üstad da tavsiye ediyor yapabilenlere, o zaman Ehli Sünnet neye göre harama yakın yasak diyor? Yani iftar etmeden peş peşe günlük, haftalık, aylık ya da aylar boyu oruç tutanlar yanlış mı yapıyorlar? Bu konuda yardımcı olmanızı rica ederim. Hayırlı günler!

Cevap: Değerli dostum. Normal oruç, genele yaygın bir şekilde belirlenmiş. Bahsedilen bağlamalı oruç ise bünyesi kapasiteli, sağlam insanların tutabileceği bir oruçtur. Yasaklanmasının sebebi adet haline getirilmemesidir. Allah Rasulü bağlamalı oruç tutmuştur. Efendimizin yaşamını dikkatlice incelerseniz bunu gözlemlemiş olursunuz.

Soru: Attention Deficienncy Hyperactivity Disorder hastalığının anlamı nedir?
Cevap: Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik hastalığıdır.

Sevgi ile kalın. Allah’a emanet olun.

 

 
 
İstanbul - 04.01.2007
sufizmveinsan@gmail.com
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com

http://sufizmveinsan.com