Soru
sormak bir hüner, incelik ister; soru, bilmenin
göstergesidir. Laf ola beri gele şeklindeki yönlenmeler
ise sırıtır. Öğrendikleriyle yetinmek, daha iyiyi, daha
doğruyu aramamak, geleceğini hesaba katmayan
bireylerin/toplumların işidir. Onların sonları bir
felaket olur.
Soru:
İsa as. : “Bedenim, babamın kızının oğludur. Ben
babamın, annemin ve ikisinin oğlunun ruhuyum.” demiştir.
Bu sözü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap:
İlk kısmı şöyle; fiziki annem, bildiğiniz gibi
Meryem’dir diyor Hz. İsa.
İkinci bölüme gelince; Babam (Cebrail), Annem (Meryem)
ve Ben, Kudsi ruha (Ruhul Kuds) sahibiz.
Soru:
Âdem cismiyette Hz. Muhammed’in, İsa’nın ve bizim
babamızdır. Hz. Muhammed sav. ise ruhaniyette Adem’in,
bizim babamız ve İsa as.’ ın dedesidir. Çünkü İsa as.’
ın babası bedenlik makamında ve temsil âleminde Ruhul
Kuds’tür. Ruhul Kuds ise Ruh olması hasebiyle Hz.
Muhammed’in oğludur. Dolayısıyla, bu akıl almaz sistem
çerçevesinde Hz. Muhammed sav. İsa as.’ ın dedesidir.
Eğer İsa as.’ ın bedenselliğine teveccüh etseydi, o
zaman her nutfenin istiva etmesi gibi istiva etmiş,
bürümüş olmayacaktı. Bu teveccühle de ona ruhaniyet
verip bizim olduğumuz gibi onun da babası olacaktı. (M.
Arabi)
Bu sözü nasıl anlıyorsunuz?
Cevap:
Arabî, bu cümlelerle şunları anlatmak istemiştir: Daha
iyi takip edebilmeniz açısından metin içinde parantezler
açarak izah etmek istiyorum.
Âdem, cismiyette Hz. Muhammed’in, İsa’nın ve bizim
babamızdır.
(Cismaniyet açısından ele alındığında beden yaşı
itibariyle gerçek budur. Böyle olması mantıklıdır)
Hz. Muhammed sav. ise ruhaniyette Adem’in, bizim babamız
ve İsa as.’ın dedesidir.
Ancak, konu ruhaniyet açısından ele alındığında
Efendimiz, mevcut bir algılamaya istinaden hem Hz.
Âdem’in hem Arabî’nin babası konumundadır. Nitekim, buna
işaretle, “Âdem suyla çamur halinde karılı iken ‘Ben
Nebiydim” demektedir.
(…
Ben
yaratılışça Nebilerin ilkiyim sözüne gelince... Buradaki
‘yaradılışça’(halk) kelimesi ‘TAKDİR’ manasınadır...
‘İCAD’,
yaratıp vücutlandırma manasına değildir. (İmam GAZALİ -
Ravzatüt Tâlibin)
Metinde geçen ‘Âdem’in ve bizim babamız’ tabiri Âdem
Nebi, Arabî ve benzeri evliyaullah için
kullanılmaktadır.
İsa
a.s’ ın ise dedesidir,
Çünkü İsa
as.’ın babası bedenlik makamında ve temsil âleminde
Ruhul Kuds’dür. Ruhul Kuds ise Ruh olması hasebiyle Hz.
Muhammed’in oğludur.
(İsa a.s’ın babası, Cebrail a.s’dır. Bu melek bedensel
ve ruhsal yapı –aslında tek bir bütün, yekparedir-
itibariyle Ruhul Kuds olduğundan ve Ruh’un ürettiği bir
varlık, onun bir özelliği olması dolayısıyla Hz.
Muhammed’in oğlu konumundadır.)
Dolayısıyla, bu akıl almaz sistem çerçevesinde Hz.
Muhammed sav. İsa as.’ın dedesidir.
(Bu kurala göre Cebrail as. Hz. Muhammed’in oğlu, Hz.
İsa da onun oğlu olduğuna göre Hz. Muhammed Hz. İsa’nın
dedesi olmaktadır.)
Eğer
İsa as.’ ın bedenselliğine teveccüh etseydi,
(Şayet gözlemler ruha değil bedenselliğe yönlendirilmiş
olsaydı)
o zaman her nutfenin istiva etmesi gibi istiva etmiş,
bürümüş olmayacaktı.
(Her nutfenin istiva etmesi gibi bir istiva olsa,
kalıtsal özelliklerin babadan oğula geçmesi dikkate
alınacak ve buna göre Hz. İsa’nın bireysel anlamdaki
ruhu esas alınması gerektiğinden Cebrail a.s. devre dışı
kalacak ve Orijin ruhun bürünmesi söz konusu
olmayacaktı)
Bu teveccühle de
ona ruhaniyet verip bizim olduğumuz gibi onun da babası
olacaktı.
(Şayet böyle olsaydı
İsa’nın bireysel
anlamdaki ruhu esas olacağından Hz. Muhammed İsa’nın da
babası olacaktı).
(M. Arabi)
Soru: H.İsa (as.) 'nın sözlerinden ve İncildeki
anlatımlarda ALLAH’TAN 'babamın veya baba'' şeklinde
bahsetmesindeki amaç ne olabilir? Risalet makamının
zirvelerine yaklaşan bir mahal, BABA ifadesi ile bizlere
ne anlatmak istiyor?
Cevap:
“Baba”dan kasıt, birimliliğini/terkibiyetini var eden
boyuta işaret etmektir. Tasnif yaparsak bu kategoriye
Rububiyet boyutu dememiz doğru olur. Rububiyet boyutunda
varlığını sürdüren varlık Rab yani, Allah’tır. Hz. İsa,
“Rab” kavramını kendine has üslubuyla ‘Baba’ olarak
dillendirmiştir.
Soru:
De ki: “Eğer Allah isteseydi O’nu(Kur’an’ı) size tilavet
etmezdim (telaffuz
edip okumazdım) ve (O da) O’nu size
bildirmezdi... O’ndan önce sizin içinizde gerçekten bir
ömür kaldım... Akletmiyor musunuz?”.(
H.Güler Meali)
Bu ayeti nasıl yorumlayabilirsiniz?
Cevap:
Yunus 16 Yorum; “Kuran’ın bireysel bir telaffuz
(söyleyiş) anlamı ile değil, B’ nin sırrı ile nüzul
ettiğini, bu sırra vakıf olabilmeniz ve bu doğrultuda
yaşayabilmeniz için inzal olunmazdan evvel aranızda bir
ömür yaşayarak buna hazırlanmanızı, eğitimli olmanızı
temin ettim.
Hâlâ fark etmiyor musunuz?” diyor Allah Rasulü, vahiy
kanalı ile.
Soru:
“Ve
in hıftüm ella tuksitu fiyl yetama fenkihu ma tabe leküm
minen nİsai mesna ve sülase ve ruba'a, fein hıftüm ella
ta'dilu feVahıdeten ev ma meleket eymanüküm zâlike edna
ella teulu.”
(Nİsa-3)
‘Eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı
adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden
diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar
evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten
korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin
altındakiyle (sahip olduğunuz cariye ile) yetinin.
Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir.’
(Elmalılı Meâli)
‘Şayet öksüz (kızlarla evlendiğiniz takdirde) onlar
hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden
korkarsanız, size helal olan kadınlardan ikişer, üçer,
dörder alın. O(kadı)nlar arasında da adalet
yapamayacağınızdan korkarsanız bir tane alın; yahut
ellerinizin altında bulunan(cariye) lerle yetinin. Cevr
(ve haksızlık) etmemeniz için en uygun olan budur.’
(Süleyman Ateş Meâli)
Bu ayeti nasıl değerlendirebiliriz?
Cevap:
Burada özellikle yetimlere doğru dürüst davranılması ön
görülmektedir. Normal insana yapılan bir davranış ile
yetime yapılanlar arasında mutlaka fark vardır, ‘size
yazık olmasın, kaybolup gitmeyin’ denmeye getiriliyor.
Bir atasözü vardır; ‘Alma mazlumun ahını çıkar
aheste aheste ‘ derler. Sanırım, ayeti anlamada
bize faydası olur. Şayet bu uyarılara rağmen acıma
duygusu ile bir yetim ile evlenen, ancak zaman geçtikçe
gerçek kimliğini gösterip davranışlarında korku ve
endişe duyuracak olan varsa yani bu ayrıntıya dikkat
edemeyecekseniz, izdivaç yapmaktan kaçının demeye
getiriyor. Ve evlenmek için beğendiğiniz cariyelerden
dörde kadar olmak kaydı ile eş seçebilirsiniz deniyor.
Yorum: Söz ile davranışlarını aynı düzeyde tutan ve bunu
başaran insan sayısı çok azdır. İyi eğitim almamış
kişilerdeki bu zaaf dikkate alınmış ve söz konusu hüküm
konmuştur.
Soru:
Feiza ferağte fensab. (İnşirâh-7)
‘O halde boş kaldın mı, yine kalk
(başka bir iş ve ibadetle) yorul.’ (Elmalılı
Meâli)
(Yorgunluk hükmü olmayan işinden) fariğ olduğunda,
yorul (yorgunluk hükmü olan işini ifa et) !(Kurân
“B” H Güler Meâli)
Cevap:
Bu ayet bizlere küçük başarılardan fariğ olmamız (yani
vazgeçmek) gerektiğine dikkati çekerken, daha ziyade
köklü/düşündürücü şeylere dönük bir yaşamı seçmemiz
tavsiye ediliyor. Çünkü yüzlerce binlerce insan bu
kolaylık illetinden kendini kurtaramamıştır. Takdir
edersiniz ki arzu edilen niteliklere sahip insanlar
Dünyada çok az yetişiyor. Bu da önemli bir konudur.
Soru:
‘Bize iki ölü ve iki kan helal kılınmıştır. Ölüler balık
ve çekirge; kanlar da ciğer ve dalaktır.’
(İBN KESİR CİLT V S/2473)
Bu hadisi açıklar mısınız?
Cevap:
Allah Rasulü bu hadisi şerifinde özellikle zaruri
koşullarda ölü haldeki bu yiyeceklerin
kullanılabileceğini/yenebileceğini vurguluyor. Ancak yenecek balığın
pişirilmeden önce derisinin ve yüzeydeki yağlarının
uzaklaştırılması, ciğer ve dalağın iyice pişmesi
öneriliyor.
Soru:
Abdülkadir-i Geylânî
Kuddise Sırrahu Hazretleri şöyle demiştir: ‘Recep,
cefayı terk ayıdır; Şaban, amel ve vefa ayıdır; Ramazan
ise, sadakat ve safa ayıdır.’
Gavs-ı
Azam’ın sözü acaba nasıl yorumlanabilir?
Cevap:
Diğer aylarda savaşan kabileler, haram ayı girince
savaştan, öldürmekten vazgeçerler, güvenlik içinde
istedikleri yere gider, ticaretlerini yaparlar. Allah
Kur’an’da bu aylara saygılı olunmasını ve uyulması
gerekli yasakların çiğnenmemesini ve haram ayların
yerlerinin değiştirilmemesini açıklıkla emretmiştir.
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) de veda haccındaki
hutbesinde bu ayların önemine vurgu yapmış, yapılmaması
gerekenler konusunda ashabı uyarmıştır.
Abdülkadir-i Geylânî
Hazretleri ise Recep ayının haram aylardan biri olması
hasebiyle “Recep cefayı terk ayıdır” demektedir.
Anlaşılacağı üzere, tuzaklardan uzak, sıkıntılarla
uğraşmayan, sağlıklı bir insan, ibadetlerine daha hız
verir.
Pozitif yaşayan da her an salih amel işler. O ayrıca iyi
bir dosttur, vefakârdır.
(Şaban ayının getirisi)
Bütün bu yapılanlar bireyde imanı arttırır, sadakati
getirir. Sadık olan da hızla tırmandığı basamakların
yani amelinin/yaşamının huzurunu bulur ve bu halinin
sefasını sürer. İşte bu hallerde rahmet kapısı
‘Ramazan ayına denk gelmektedir’ diyor Gavs-ı
Azam’ın müşahedesine göre.
Soru:
‘Kulluk
iki şekildir; Hakk'ın kulları, Hakikât’in kulları.
Hakk'ın kulları “Ya Rabb Hışmından Hoşgörüne sığınırım”
manasındadır. Hakikat kulları ise “Ya Mevlam Senden sana
sığınırım” manasındadır.’
(Cüneyd-i Bağdadi)
Bu sözün anlamı nedir? Biraz açar mısınız?
Cevap:
Bağdadi Hazretleri “Hakk’ın kulu” dediğinde bunu “Rabbin
kulu” diye anlamak gerekiyor. Gizli de olsa ortada bir
şirk hali vardır. Nitekim, hakikate ermiş kulların
dileği, söylenilenleri teyit eder görüştedir
Soru:
Bağlamalı, peş peşe iftarsız oruç yasak mı?
Ahmet Bey, Ramazanda sizin Akşam gazetesinde çıkan bir
yazınızda bazı ashabın bağlamalı oruç tuttuğunu
okumuştum. Ayrıca, bildiğimiz Hz, Rasulullah
Aleyhisselam’ın bazen üç günde bir iftar ettiği, bunu
kendisinden başka ümmete yasakladığı hadis kitaplarında
mevcut, her gün orucu bile tavsiye etmemiş. Ehlisünnete
göre ve o görüşe tabi olan Arifler de savmı visal
yapmamışlar, yasak diye, caiz değil diye. Sizin alıntı
yaptığınız kaynak hangi kitap? Örneğin yedi günde bir
dondurmalı oruç tutanlar, kimisi üç beş günde gücü
yettiğince v.s yazmışsınız alıntı yaptığınız kaynağı
bildirir misiniz? Ve de bağlamalı orucu Üstad da tavsiye
ediyor yapabilenlere, o zaman Ehli Sünnet neye göre
harama yakın yasak diyor? Yani iftar etmeden peş peşe
günlük, haftalık, aylık ya da aylar boyu oruç tutanlar
yanlış mı yapıyorlar? Bu konuda yardımcı olmanızı rica
ederim. Hayırlı günler!
Cevap:
Değerli dostum. Normal oruç, genele yaygın bir şekilde
belirlenmiş. Bahsedilen bağlamalı oruç ise bünyesi
kapasiteli, sağlam insanların tutabileceği bir oruçtur.
Yasaklanmasının sebebi adet haline getirilmemesidir.
Allah Rasulü bağlamalı oruç tutmuştur. Efendimizin
yaşamını dikkatlice incelerseniz bunu gözlemlemiş
olursunuz.
Soru:
Attention Deficienncy Hyperactivity Disorder
hastalığının anlamı nedir?
Cevap:
Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik hastalığıdır.
Sevgi ile kalın. Allah’a emanet olun. |