M. İbn Arabî Hz. Hikmette Son Nokta‘dan Yansımalar: -17-

www.sufizmveinsan.com
 
 

Kitabın Adı:   Hikmette Son Nokta

                     El-Bulga Fi’l Hikmeh

Müellifi    :     Muhyiddîn İbn Arabî (M: 1164-1240)

Mütercim :     Vahdettin İNCE

Yayınevi  :     Kitsan Yayınları

                     0212 513 67 69                  

                     www.kitsan.com

                    
Yansıtan  :     Hamdi CENİK

www.sufizmveinsan.com
 

Onyedinci Bölüm:

15- el-Azim: Hâkimiyet sahibi olan büyük (kebir), ondan da üstün bir makama sahip olana azim denir.

16- el-Fatır: Hissedilen veya makul bir şeyi ilk kendisi başlayarak açan ve yaran.

17- el-Bedi’: Yaratması aletsiz olan. Bu şekilde yaratmak da sırf O’na hastır. Çünkü bütün araç ve aletler O’nun yarattıklarıdırlar. O, eşyayı aletsiz yaratmış, eşyayı illetsiz var etmiştir. (276)

18- el-Ahad: Birlikte mübalağa anlamını ifade eder. Birçok açıdan kullanılmaktadır.

A) Cins olarak bir anlamında. İnsan ve at cinsi gibi.

B) Tür olarak bir. Aynı türden iki şahıs için.

C) Kemiyet olarak bir. Eşit iki çizgi gibi.

D)Herhangi bir ayanın şahıs olarak bir olmasa.

E) Sayı olarak bir.

F) Zat olarak bir. Nokta gibi, fert cevher gibi cüzü olmayan bir şey için. (277)

19- el-Ferd: ‘Bir’e göre daha özeldir. Çünkü bir olmanın yanı sıra bölünmeyi ve parçalanmayı da kabul etmez. Çünkü bazı birler bölünürler. Bu ikisi ise yer kaplayan cevher gibi fiilen bölünmeseler de mutlak ferd, kaplayan, ama bölünme-yendir. Dolayısıyla O, cüzü olmayan ferd, parçası olmayan küldür. Ama diğer küller için bu durum söz konusu değildir.

20- es-Samed: Hem ‘bir’in hem de ‘ferd’in anlamını içerir. Çünkü samed, boşluğu olmayan seyyid demektir. Mutlak seyidin üstünde başka bir seyyid yoktur. Bu ise aynı zamanda vacip demektir. Çünkü vacip, bütün mümkünlerin üstündedir. Dolayısıyla birdir. Ayrıca boşluğu da yoktur, bu yüzden ferdir. Çünkü boşluğun olmaması, hacmin olmaması demektir. Şu halde Allah her iki anlamda da Sameddir.

21- el-Ganiy: Zatı, sıfatları ve fiilleri itibariyle başkasından müstağni olan. Fakir (muhtaç) ise, bu üç hususlardan biri itibariyle başkasına bağlı olandır. Vacibu’l vücudun mutlak gani olduğunda kuşku yoktur. Çünkü bu hususlarda mutlak olarak her şeyden müstağnidir. Başkası ise bu hususların tümü itibariyle Ona muhtaçtır.

Allah zengindir, siz ise fakirsiniz.” (Muhammed/38)

Rabbin zengindir, rahmet sahibidir.” (Enam/133) (278)

22-el-Cevad: Cömert. Olması gerekince başkalarına karşılıksız olarak bahşeden. Gerekmeyince bahşeden kimse cömert değil, beyinsizdir. Olması gereken bir şeyi herhangi bir gaye için bahşeden kimse cevher veya nimet ya da cevher veya araz gayesiyle bahşetmektedir. Dolayısıyla karşılıklı etkileşim içindedir. Bilindiği gibi yüce Allah mevcudat için gerekli ve olması gereken zatları ve sıfatları gayesiz ve karşılıksız bahşeder. O,

Her şeye hilkatini (varlık ve özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir. (Taha/50) O halde Allah mutlak cömerttir.

23- el-Hay: İki anlamı vardır: Birincisi, hayâ sahibi. İkincisi, idrak eden, faal. Birincisine gelince, hayâ, nefsin kendi-sinden sadır olan bir şeyden dolayı etkilenerek çirkin olan bu şeye bir daha dönmeme duygusuna kapılması. Vacibu’l vücud, etkilenmekten münezzehtir.

İkincisine gelince, yani hayat sahibi olması. Bu da idrak eden ve faal olması anlamındadır. Hiç kuşkusuz yüce Allah’ın ilmi her şeyi sayı olarak kuşatmıştır. Bütün varlık O’nun fiilidir. Bununla beraber ölmez ve yok olmaz. O mutlak diridir. Ondan başka ilah yoktur. Mizacında terkip olmadığı gibi eksikliğinin giderilmesine de ihtiyacı yoktur. (279–280)

24- el-Cemil: Dış suretin ve iç suretin güzelliği anlamında kullanılır. Vacibu’l vücud hakkında hissedilir suretin olma-sı muhalin muhali olduğu için bunu akli suret şeklinde yorumlamak gerekir. Dolayısıyla O en güzel ve en kâmil şeydir. Daha doğrusu bütün güzellikler, kemaller, parlaklıklar, ışıklar, nurlar, zuhurlar, sürurlar, sevinçler O’ndan kaynaklanmışlardır. (280)

25- er-Rezzak: Rızık, âlem ehlinin ruh ve cisim olarak taksim edilmiş olmasına bağlı olarak ruhani ve cismani olmak üzere iki kısma ayrılır. Ruhun ve cismin her birinin rızkı vardır. Ruhların rızkı ilim ve irfan, cisimlerin rızkı ise hububat ve ettir. Cisim, rızkından alıkonduğu zaman öldüğü gibi ruh da akli rızıklarından yoksun bırakıldığı zaman ölür. Bu yüzden yüce Allah cahilleri vasfederken onları ölüler diye isimlendirmiştir:

Dirilerle ölüler bir olmaz.” (Fatır,/22) Bu iki rızık türünün de kaynağı Allah’ın katındadır. Dolayısıyla Rezzak O’dur. (280)

26- el-Kayyum: Kendi zatı ile kaim olup başkası da kendisiyle kaim olan. (281)

27- el-Hak: Bu isim çeşitli anlamlarda kullanılır:

Birincisi: Sadece varlık niteliği hak eden şey anlamında.

İkincisi: Varlığının sebatı anlamında.

Üçüncü: Baki olması anlamında.

Dördüncü: Devam etmesi anlamında.

Beşincisi: Yok olmayan anlamında. Vacibu’l vücud, bu mertebelerin tümüne sahip olandır. (281)

Hatime:

Ey doğru yolu bulmaya çalışan kimse, eğer bu vasıfların benzerlerini nefsin için elde ettiysen, kapasiten ve gücün oranında, aczinin ve ihtiyacının kaldırabileceği miktarda ameli ve nazari olarak bu niteliklere sahip olduysan bilmelisin ki kul asla mabuda dönüşmez. Ama kulun nefsi mabudun marifetinin nuruyla aydınlandığı zaman onun sıfatlarıyla sıfatlanır. Bu yüzden Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

Ey kalpleri nurlandıran! Kalbimi marifetinin nuruyla nurlandır.”

Nitekim Ariflerden biri şöyle demiştir:

Allah’a hamdolsun ki ne ayrılık var ne de birliktelik…

Muallim-i evvelin, âleme hayat veren ve felekleri idare eden kudrete ilişkin bir soruya cevap mahiyetindeki şu sözünün anlamı da budur: “Âlemleri ve felekleri doldurduğunu da söyleyemem, onlardan hali olduğunu da.” Allah münezzehtir, O, uludur, büyüktür.

Evet, yukarıda söylediğimiz gibi eğer bu sıfatları ve nitelikleri belirttiğimiz tarzda üzerinde taşıyorsan, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmışsındır. Bu takdirde Ona yakın olmayı hak etmiş, onunla buluşma nimetini elde etmiş, onun bekasıyla beka bulmuş olursun. Çünkü Allah güzeldir, ancak güzeli kabul eder.

“O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah'a amel-i sâlih ulaştırır.” (Fatır/10) (283)

 

 

 
 
Yansıtan: Hamdi Cenik
İstanbul -19.08.2010
hamdicenik@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com