Günün Yorumu

81- KADİFE PERDELER

Öğrenciler yeni bir şey öğrendiklerinde alır onu yerli-yersiz hemen kullanırlar. Yeter ki kavramı konuşmuş olsunlar. Yeri, uygunluğu hiç önemli değildir. Lisede Mantık Dersi için yapardık bunu. Pek  keyif alırdık önerme kurarken; <Gerçekler acıdır/Soğan da acıdır/O halde gerçek soğandır!..>

Değerli Dostum,
”Tasavvuf; arınmak, benlikten, Allah’tan Gayrı her şeyden soyunmaktır” diye çok hoş anlatıyorsun da Allah Ehlinin hallerini, temel terimleri yerli yersiz alıp kullanmakta da mahir olduğunu bilmem fark edebildin mi?..

Geçen gün öfkeden deliye döndün, adına Celal Tecellisi dedin. Hz.Ömer de pek asabi imiş hani. Allah o gün sende Celal dilemiş de onun için öyle davranmışsın!.. Hem yıldızların konumu da pek bir sertmiş!..

Bir başka defa resmen arkadaşına haksızlık edilirken sustun. Savunmak bir yana iki kelime dahi etmedin. Hz.Osman da edep sahibi imiş, açıktan tavır koymazmış pek .O gün sende Hak, Cemal dilemiş!..

Ekonomin düzeldiğinden beri epey lüks yaşar oldun. “Allah nimetini kulunun üstünde görmek diler” hadisini okuyorsun eleştiri alınca!…

Randevuna geç kaldın, bu geç kalmanın da ezelde bir kitapta yazılı olduğunu söyledin bekleyenlere!..

İyisin maşallah!.. Öfkenin kılıfı Celal, pısırıklığın örtüsü Edep, Dünyevileşmenin kamuflajı Nimetin Hakkını Vermek, Egoistliğin sığınağı Kader ise biz ne diyebiliriz ki?!..

***

Tasavvuf; perdelerden arınmakmış. Hani şu malum eski perdeler canım. Sen sakın üstüne alınma, senin perdeler kadifeden ve pek fiyakalı!... Yakışmış da hani! Sen bakma bize, belki biz perdeliyiz de seni de öyle gördük. Anlayamadık herhalde..

İşine geldiği gibi çek perdelerini, devam et yaldızlı kavram fırçaları ile Vahdet Tuvalini boyamaya!..

(08/02/2006)

(Mehmet Doğramacı)

82- TOPLUM TARTIŞIYOR

Yıllar öncesine gidelim. Toplum Bülent Ersoy’un kadınlığını tartışıyordu. Ben kendimi ‘kadın olarak’ hissediyorum diyen sanatçı bu duygularından ötürü ameliyat bile olmuştu. Ne var ki sahneye çıkmasına izin verilmedi. Uzun süre üstünde konuşuldu. Sonra bir şekilde işi halloldu.

Yine çok iyi anımsarım. Ulus olarak yıllarca ekranda dansöz yasağı yaşandı. Tv ye dansöz çıkar-çıkamaz tartışmalarından insanlara bıkkınlık geldi.

Sonra serbest bırakıldı. Rakkaseler arzı endam etmeye başlayınca fal taşı gibi açılan gözler şimdiler de onları görünce kanal değiştirir oldu.
Bizler uzun süredir farklı bir şey tartışmıyorduk
Ama müjdemi isterim..!
Artık yeni bir yeni bir alan bulduk!

Kamu çalışanlarına "kamusal olmayan alanlarda" da türban veya başörtüsü yasağı getirilmesine ilişkin bir tartışma bu söylemek istediğim.

İlgili merciler tarafından alınan karar "son derece" ilginç.
Bu kararı "garipsediğimi" söylemeyeceğim…

Sadece pes diyeceğim.
Türkiye, kamusal alanda başörtüsü ile ilgili uygulamaları çözemezken, şimdi saha genişlemiş/ileriye taşmış durumda. Demek ki tartışmada epey yol almışız.

Güler misiniz, ağlar mısınız?
Türkiye 20 yıla yaklaşan bir süredir "türbanı ve başörtüsünü" tartışıyor. Bu tartışma bir uzlaşmayla sonuçlanmak yerine, giderek keskinleşen cepheler oluşturuyor.

Bu hiç önemli değil yeter ki tartışalım arkadaşlar.

(11/02/2006)

(Ahmet F. Yüksel)

Geçtiğimiz haftalarda Fenerbahçe, Rize ile 1-1 berabere kalınca, yanımda bulunan ve bu işlerden anlayan arkadaşa dönüp “GS, bu hafta nerde oynuyor?”  diye bir soru yönelttim. Arkadaşım,“Malatya ile, ama yabancı sahada” deyince, Fener’in neden berabere kaldığını çok iyi anladım!.

83- BENZER OLAYLAR

Geçen hafta da benzer olayları yaşadık diyebiliriz. Samsun maçında alınan farklı galibiyetin izlerini Ahı gitmiş vahı kalmış G.Antep karşısında da gördük. GS’ı tebrik etmek lazım. O da Fenerbahçe gibi on kişi kalan rakibini adeta sürklase etti. Ancak, bu maçın bir ölçü olamayacağını düşünüyorum.

Benim bu müsabaka sırasında dikkâtimi çeken iki genç isim oldu: Ferhat ve Aydın.

İkisi de alışılmışlığın dışında, 17 yaş civarında ve maşallahları var. Sanki kırk yıllık topçular gibi oynuyorlar. Anlaşılan o ki babalarının sulbünde de futbolcu imişler.

Bu çocukların yaşına bakmadan hemen Milli Takım'a alınmaları lazım. Küçümsenmeleri, burun büyüklüğü gibi olur. Mutlaka ilk 22 içinde olmalılar.

Şimdi izin verirseniz, biraz onlardan bahsedeyim.

Önce Ferhat'tan başlayacağım... Hazırlık maçları dahil, oyun boyunca bir tek hatasını görmedim diyebilirim. İyi kanat bindirmeleri yapabildiği gibi, en belirgin özelliği olan kademe anlayışı da mükemmel. Değişen, direnen bir yapısı var.

Aydın'a gelince, Konya maçında GS’ı kurtaran isimdi. Sol ayağına çok hakim. İçeri kaydığında depar yeteneği güçlü olan futbolculara çok iyi paslar atıyor. Ayrıca, attığı bu gollük pasların yanında, rakipten kolay sıyrılma gibi bir yeteneğe de sahip. En önemlisi, başı yukarıda oynuyor. Daha ne olsun!

(15/02/2006)

(Ahmet F. Yüksel)

 

84- DOZU AYARLAMAK

Allah Sistemi; insan aklını durduracak, hayrete salacak biçimde ölçülü-yerli yerinde işliyor. Kainatta düzensizlik söz konusu değil. Aşırılıklar; ölçüyü aşan davranışlar her zaman ve her kişi için telafisi güç sonuçlar doğurur .İslam; Orta Yolu önermiş; İfrat(pozitif yönde aşırılık) ve Tefrit(negatif yönde aşırılık) şeklindeki yönelişleri hoş görmemiştir

Danimarka’da başlayan, Norveç’le devam eden süreçte kitlelerin aşırı davranışlarını hayıflanarak izliyoruz. Tepki; ölçülü olduğu takdirde gayesine ulaşır. Şiddet, hakaret ve cana, mala kast içeren tepkileri bir müminin onaylaması mümkün değil.

Karikatürleri gördüm.Görmeyenlere öneremeyeceğim kadar çirkin ve üzücü oldukları oluşan tepkinin dozundan da belli. Ne var ki; haklı iken haksız konuma düşmek, tepki sınırlarını aşan onulmaz yaralar almak da muhtemel. Kişileri olduğu kadar toplumları, ülkeleri etkileyecek olumsuz gelişmeler de doğabilir.

Bizce verilmek istenen mesaj muhataplara ulaşmıştır. Onların da pişmanlık duydukları hem beyanatlarla, hem de fiili bazı davranışlarla gündemdeki yerini aldı. http://www.haberturk.com/news/215794.html
http://www.milliyet.com.tr/2006/02/10/son/sondun17.asp
Mümin;ölçülü yaşayan insandır!.. Bizler Allah Rasülü(s.a.v) i Aşk ile seven bir milletin evlatlarıyız. Hac uğurlamalarını kutlu bir merasime, Kandil gecelerini şenliğe çeviren başka bir millet yok.İnsanlığa mâl olan evrensel şahsiyetler bağrımızdan çıktı. Naat-Kaside-İlahilerle örülü Rasül sevdasının besteleri de büyüklerimizin eseri…

Dünya; sağ-sol, doğu-batı, kapitalist-komunist ayrışmanın acı faturalarını ödedi ve çoğu ülkede sancı hala dinmedi. Kamplaşmalara nice genç evladını kurban veren de bizim ülkemiz.

Rasülullah’a dil-el uzatanlar sistem gereği karşılığını zaten alacaklar. Aydınlar, İdareciler; tepkinin dozunu ayarlamada halka yardımcı olmalılar…
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=137417 http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=137400

Fesadın alabildiğine yükseldiği, fitnenin ayakta olduğu günlerde Sabrı,  Hakkı öğütlemek; Kur’anın emridir ve birbirimize kardeşlik borcumuzdur...

(18/02/2006)

(Mehmet Doğramacı)

85- NEDEN SEVİLİRLER?

Aile hayatı fıtridir (yaratılış gayesi). Bu yaşam düzeyinde çocukların ayrı bir yeri vardır.

“Hiçbir şey bilmez olarak dünyaya gelen” (Nahl/78) bebeklerin, 6-8 yaş sınırına kadar gelmiş çocukların, diğerlerine nazaran neden daha çok sevildiğini hiç düşündünüz mü?

Bir bebeğe baktığınızda ne hissedersiniz? Sevgi, şefkât, biraz da hayranlık değil mi?

Hiç çocuğu olmayan ve bir bebek için çok şeyini feda edecek bir kadın tanırsınız. Ama, onların iç dünyasını bizim bilmemize imkân ve ihtimal yoktur.

Ben kızımı bebekken, sanki büyülenmiş gibi dakikalarca seyrederdim. Neden bu duygularla yaşarız biliyor musunuz? Bebekler müthiş bir pozitif enerji alanı yaratıyorlar da onun için.

Henüz beşeriyete bulaşmamış olduklarından, evren için mutlak gerekli olan sevgi, şefkât parıltıları onların üzerinden akıyor.

Bu nedenle, anne ve babalar, tek çocukları biraz büyüdüğünde biraz da o sevgiyi tatmak için ikincisini isterler. Kardeş yapmanın bir esprisi de budur. Bu yaştaki çocukların neden bu kadar çok sevildiği hususundaki temel noktaya gelince, şunları söylemek mümkün: Diğer isimler gibi beyinde mevcut Vedut ismi, onlarda tüm çıplaklığı ile ortaya çıktığı için fark etmeden insanı daha çok sevgi çemberine alıyorlar.

Kısaca bu ismin manası, onları çok sevmemizi sağlıyor diyebiliriz.

Daha sonraları bu esmanın üzeri örtülür. Çocuklar yine sevilir, ama arada oldukça büyük bir fark oluşur, bu kez dertler başlar. Bu hal anlatılamaz, ancak yaşanır.

(22/02/2006)

(Ahmet F. Yüksel)

86- KATEGORİZE OLMAYA MECBUR MUYUZ?..

Bir dizi kategorize edilmişliklerle yaşadığımızın farkındasınız değil mi?… Belli bir alanı benimsemişseniz; diğerlerine soğuk durmanız elzemmiş gibi takdim edilir ve nedendir bilinmez, fazilet olarak özendirilir.

Sevgilerimiz, İlgilerimiz hatta Okuduklarımız kategorize edilmişliğimizin aynası. Örnek mi? Rock-N-Roll seviyorsanız; Elvis idolünüzse; Dede Efendi’ye, Münir Nurettin’e, Neşet Ertaş’a ilgi duymanız ayıptır!... Gitar çalıyorsanız, Ney üfleyemezsiniz…

Nazım okuyorsanız Necip Fazıl’ı beğenmemelisiniz. Aruzla yazan Yahya Kemal’den beyitler naklediyorsanız, serbest ölçülerde yazan Orhan Veli ile ne işiniz olur?  M.Akif hayranı iseniz; Tevfik Fikret’e tavır almalısınız. Menderes’i takdir ediyorsanız, İnönü’yü kınamalısınız.

Dinin Zâhirine eğilmişseniz, Bâtını hesaba katamazsınız. Bâtına dalmış, özde manalar aramaya girişmişseniz, Şekli-Zâhiri hafife almanız sanki zorunludur!.. Daimi Namazdan bahsediyorsanız; Namazın Şartlarına, İlmihal Bilgilerine uzak durmalısınız. Onlar Avamın meşguliyetleridir, Havaslığa talipken İlmihale yönelmek, Allah korusun mertebenizi düşürür(...)

Hakikat Büyüklerini benimsemişseniz, Şeriat Büyükleri ile işiniz olmamalı… Ümmî Sinan’ı sevmişseniz, devrin Şeyhülislamı; tasavvufi bazı halleri eleştiren fetvalarıyla ünlü Ebussuud Efendiye sırt çevirmelisiniz!..

Örnekleri çoğaltmak mümkün. “Hepsini birlikte sevsem, okusam, yaşasam olmaz mı?” diyebilirsiniz. Olur,Tasavvuf Lisanında onlara Marifet Ehli derler.

Dostum olur da, bedeli ağırdır: Yalnız Kalmak!... Âmiyâne tabirle ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranamayan, iki tarafın da pek tutmadığı karakterlerdir onlar. Marifete adananlara Muhammedî de derler!.. İki deniz arasında görünmeyen perde, iki yoğun baskı odağı ortasında hayâtî tampondur onlar!..

Her iki tarafın da ilgisizliğine ve derin bir yalnızlığa dayanabilecekseniz Marifet Yolculuğunuz mübarek olsun!..

(25/02/2006)

(Mehmet Doğramacı)

87- MERKÜR RÖTARI:

Dikkat
2 mart ila 25 mart arası Merkür rötara giriyor!

“ROTAR”DA NELER OLUR?

Merkür’ün rötarı yaşantımızda çok önemli bir yer tutar.

Bu zaman zarfında, Merkür’den beyinlerimize ulaşan kozmik ışınımlar, düşünce yapımızda yavaşlamaya sebep olacak etkiler yayar.

Bu yüzden, isabetli, düzgün ve dikkatli düşünmeyi engeller.

Bu devrede alınan kararlar, çok büyük bir ihtimalle, ileride pişmanlığa sebep olur.

Günlük işlerin bile sağlıklı olması için büyük dikkat gerekebilir. Çok dikkatli olunsa bile, bu devrede fark etmeden önemli veya önemsiz pek çok hata yapılabilir. En iyisi bu dönemde, yeni bir işe girişmemeli, önemli kararlar alınmamalı, uygulamaya geçilmemelidir..

Özellikle başkalarının sorumluluğunu üzerinde taşıyan kişilerin daha dikkatli olmaları, hem kendileri hem de sorumlu oldukları kişiler açısından önemlidir.

Peki bu sürede boş mu duralım? Hayır…

Araştırma, tetkik ve deneyler yapılabilir. Daha önceden başlanılmış işlere yenilik getirmeden devam edebilir. Ancak bu işinizin başkaları tarafından yapılması veya yardımları gerekiyorsa o zaman merkürün düzelmesini beklemek daha doğru olur. Çünkü sizin için devam eden konu, karşı şahıs açısından yenidir…

Bir de evvelce başlanmış ama askıda kalmış işleriniz varsa, onları indirip bir göz atabilirsiniz.

Seyahat etmek veya biraz tatil yapmak en iyisidir. Ancak her halde hata yapma, normal zamanda yapmayacağımız aptalca davranışlarda bulunma riski vardır.

Merkür rotarı genelde tüm insanları değişik oranda etkiler. Ancak, yıldız haritasında Merkür yıldızı güçlü durumda olanlar için daha etkilidir.

Bir de rotara girdiği burç hangisi ise, o yapıdaki kişilerin özellikle dikkatli olması faydalıdır. Örneğin ikizler burcunda rotara girmiş ise, terazi ve kova burçları daha çok etkilenecektir…

(01/03/2006)

(Nuran Tuncel)

88- DIŞARISI HİÇ Mİ YOK !...

Tasavvuf; Öze dönmek, dış dünya perdelerini yakmak; nefsi arıtmak, özde bazı manaları kavrayarak  Sünnetullahı Okumak! Bunlar doğru. Bazen aklıma takılır: Dış dünya hiç mi yok?
Vahdet değerlendirmeleri yapılırken kendime sorarım: Hedef Vahdetse Kesret niye var?!..

Sürücü kursuna devam eden kimse;bir dizi eğitimle araç kullanmayı öğrenir. Sınavda başarılı olup ehliyet de alabilir. Vakıa şu ki; Ona şoför dememiz trafiğe çıkmadıkça imkansız!.. Bizim dememiz bir yana, Onun kendini şoför olarak kabulü de trafiğe katılımıyla doğru orantılı.

Okuyup mühendis olabilirsiniz. Ne var ki, proje üretmedikçe vasfınız açığa çıkmadığı gibi unvanınız tanışma aracı olmaktan öteye geçmez! Terzi; diktiği elbiseden, marangoz biçtiği tahtadan, öğretmen; yetiştirdiği öğrenciden bilinir, değerlendirilir. Elbisesiz terzilik, öğrencisiz öğretmenlik,esersiz ustalık kıymet ifade eder mi?!..

”Hoşgörü sahibiyim” dedin. Nasıl yaşayacaksın hoşgörüyü? Gel damarına basayım da bana hoşgörülü ol! Görelim HİLM sıfatını ne kadar özümsediğini. Sevecen bir yüreğin varmış! Aşağı mahalledeki gecekonduda akşam ne yediklerini, çocuklardan ayakkabısı su çekenleri düşündün mü hiç? Çocuğun parkta oynarken keyifle izledin. Gazze’de, Batı Şeria’da, Bağdat’ta üzerine bomba yağan çocuklar,parka hasret yavrular nerede oynar?..

"Bunlar da sistem gereği" mi diyorsun? Sorumlu değil miyiz yani? Hz.Ömer(r.a)in “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu / Gelir de Adl-i İlahi sorar Ömer’den Onu” demesi niye o halde? ”Müminler Bir Bedenin Uzuvları Gibidir-Doğudaki Müminin Ayağına Diken Batsa Batıdaki Elemlenir-Komşusu Açken Tok Yatan Bizden Değildir” hadislerindeki işaret ne?

Vahdet, Kesretle birlikte yaşandığı, Kesretin hakkı verildiği ölçüde gelişir, diye inanıyorum.
Vahdet Ehliyetimizin tescili; Kesret Trafiğine girmekle mümkün!.. Başka metot olsaydı;
HZ.MUHAMMED(S.A.V) HİRA’DAN HİÇ AŞAĞI İNMEZDİ !.. Mekke’de işkence-boykot, Medine’de savaş-fakirlik olacağını bile bile indi!..

Oturduğumuz yerden çok konuştuk, çok yazdık dostum.
Kalk trafiğe çıkalım!
Geliyor musun?..

(13/03/2006)

(Mehmet Doğramacı)

89- FETİH SAHİBİ OLMAK MI? ..

Tarık b. Ziyad, ordusunun geriye dönüş ümidi kalmasın diye donanmayı yaktırır. Gemileri yakanlar kurar; Avrupa’ya insanlık öğreten Endülüs İslam Medeniyetini.

Fatih Sultan Mehmed, tecrübeli vezirlerinin olumsuz bakışlarına rağmen yürür Bizans üstüne. Karadan gemi indirmeyi göze alacak cesarettir İstanbul’u gülzâr eyleyen.

Anafartalar’da M.Kemal; ”Kumandanım cephane, mermi yok, açız, perişanız” diyenlere haykırır:
”Süngünüzde mi yok?İmanınız var ya! Ben size savaşı değil, ölmeyi emrediyorum. Siz ölene dek geçecek sürede ola ki yardım yetişir.” Çanakkale Geçilmez işte o an yazılmıştır.
Yazanlar; yavuklusundan, ana babasından, kundaktaki bebesinden geçebilenlerdir.

Mekke İşkencesi artınca Medine’li müminler davet eder kardeşlerini.  Rasulullah (s.a.v) Ensardan bir dizi söz alarak hicrete izin verir. Eşlerini, ailelerini, ticaretlerini, bahçelerini,
doğdukları şehri bırakarak yürürler Medine’ye!.. 10 yıl sonra Mekke’yi Fethedecek olanlar; gidebilmeyi göze alanlardır.

İbrahim b.Edhem tahtı, A.Mahmud Hüdai makamı, Hallac-ı Mansur canı terk ederek fethe erer. Zaman üstü Gönül Fatihleridir Onlar!..

***

Dostum, Tasavvuf yolunda ilerleme hevesini, alakanı kutluyorum. Bildiklerin, merak ettiklerin takdire şayan. Bildiklerini değil, terk edebildiklerini sormak isterim. Nereden çıktı, deme.
Yaşanmış örnekleri okudun. Fetih
gerçekleştirenler; beşeri kaygıları terk ederek başarmış.

Fetih Sahibi olmayı cidden istiyorsun değil mi?.. Neden olmasın?.. Terk edebildiklerini,
Hakikat uğruna göze alabildiklerini önüne koy; fethe ne kadar mesafe kaldığını göreceksin!...

Yolculuğun mübarek olsun!..

(26/03/2006)

(Mehmet Doğramacı)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Üst Ana sayfa e-mail