|
51-
KESTİRMEDEN ATMAK!
Toplum içinde yaşananları
iyice gözden geçirmek, çok dikkâtli bir şekilde
değerlendirmek gerekiyor. Zira, zor bir dönemdeyiz.
Teşhisleri/analizleri
yaparken takıntılardan, duygusal yaklaşımlardan uzak durmak, ön
yargılı olmamak, çok net
ve
sert
tepkiler
vermemek, kestirmeden atmamak çok önem taşıyor. Bir kişi ile ilgili
herhangi bir konuyu tartışırken onu
anlama
ile
ona mazeret
bulma
arasındaki kırmızı çizgiye dikkât edilmesi, gerçekleri yansıtmayan
ve insana hiç de yakışmayan, katı hoşgörüsüz yorumlardan kaçınılması
gerekiyor. Zira, kim ne derse desin,
içgüdüsel davranmak/acelecilik,
Âdemoğlunun hamurunda var.
Peki, kalıcı bir çözüm için ne yapmalı?
Buna verilecek mükemmel bir yanıt
bulamadım. Ama en azından, şunlar gerçekleştirilebilir diye
düşünüyorum: Önce içimizdeki öfke ve kini susturmakla işe
başlayabiliriz. Bu şartlar altında,
iftira
ile karşısındakini yıpratıp yok etmeye kalkışan, hedef tahtasına
oturtan sesin,
gün gelip yaptığından bir şekilde nadim olabilmesi, hayata daha
sağlıklı bakabilmesi mümkündür.
Hatta, benzer olayları kendisinin dahi yaşaması söz konusu olabilir.
Bu koşullar, belki onun düzelmesine
toparlanmasına yardımcı olur.
Bu yönde, eski bir okurumun hayata olumlu
bakan mesajı şöyledir:
“Aslında,
Allah yolunda hayatını/ömrünü harcayan insanları yok etmek, önüne
taş koymak yerine, bence bir gül konması daha mantıklıdır.”
Aslına bakacak olursak, bugünün dünyasının
bir gerçeği de böyle olmalı ve kalmalıdır diye düşünmekteyim.
(25/08/2005)
(Ahmet F. Yüksel)
52-
SEVİLMEYEN HER ŞEYE...
Yaşadığımız
süreç içinde, bulunduğumuz yeri, etrafımızdaki insanları, toplumsal
olayları, zaman zaman tam bir arap saçı halini alan kargaşayı,
olumsuz sosyolojik konuları ve hiçbir işe yaramayan tüm şartları
zamanla, belli bir olgunlukla kabullenebiliyoruz.
Her
halükârda onlara alışıyoruz. Kötüleri unutuyor, görmezden geliyor,
üzerinde durmadan geçip gidiyoruz.
O yüzdendir
ki, yaşamın gerçeğini fark eden kemalât ehli, ‘Yaşlı bilgeler’
adını taktığım dostlarla sohbet etmek pek hoşuma gider.
Öğreneceğim çok şey vardır onlardan!.
En azından,
beni tutkularımdan, alışkanlıklarımdan, yanlışlarımdan kurtarır,
fark etmediğim gerçekleri yakalamama vesile olurlar.
Ve ben
sonuçta, özlemini çektiğim güzellikleri bulurum diyebilirim.
Muhal
olanla gerekli olanı dengelemek, bir bakıma cem etmek gibi bir şey,
bu anlattığım husus. Bakın, Evliyaullahtan İmam-ı Ebu
Said’ül-Harraz kendince nasıl dile getirmiş bu seyri:
“Allah’ı
iki zıddın arasını birleştirmekle buldum, bildim”
Tahmin
edeceğiniz gibi, fiillerde oluşan bu halin isimlere yansıması da
kaçınılmaz bir gerçek.
Bu anlama
Resulûllah Efendimiz, daha geniş bir perspektiften
yaklaşımla:
“Rahmetim gazabımı geçti.”
şeklinde
bir tanımlama getiriyor.
Değerli
dostlarım!
En azından
eleştirilerin, hayal kırıklıklarının ve duygusal hikâyelerin sizi
üzmemesi için böyle bir yöntemi denemenizi tavsiye ederim.
Zira,
sevilmeyen her şeye tükürük saçmak marifet değildir.
(28/08/2005)
(Ahmet F. Yüksel)
53-
MEHDİ İLE İLGİLİ
“…Mehdi
kavramı Kuran’da mevcut değildir. Buhari ve Müslim gibi iki
önemli hadis kaynağında da geçmemektedir. Diğer hadis kitaplarında,
özellikle Ebu Davut’un “Sünen”inde Mehdilik hakkında geniş
bilgi verilmiştir.
Mehdi
düşüncesi, Şiiliğin temel inançları arasında yer almaktadır.
Sünnilikte ise kıyametle ilgili bir husustur. Yani, kıyamete yakın
bir zamanda dini yeniden canlandıracak (müceddid) bir zatın veya
zatların gelebileceği anlamındadır. Şia’ nın benimsediği anlamda bir
mehdi kabul edilmemektedir.”
Değerli
dostlarım;
Klasik İslam
anlayışının Mehdi (a.s) ile alâkalı düşünceleri böyle… Biz,
İmamı Mehdi’yi değişik dini gerekçeler yaratarak değil, hadis
bilgilerine, nesil kıyametinin koşullarına göre ve nihayet
Hz.Resullûlah’a ayna olması bakımından kabul etmekteyiz.
Somut olan
ortaya çıktığında ‘ona önce hocalar itiraz edeceklerdir’
sözünü ise hiç unutmuyoruz.
(11/09/2005)
(Ahmet F. Yüksel)
54-
AŞIRI NEŞE, SIKINTININ ESERİDİR.
Prof. Dr. Nurselen
Toygar, bir konuşmasında: “Hayal gücüyle, beyni çalıştırmaya
sevk edebiliriz. Bir amaç ve hedefimiz varsa, beynimizde bu amaç ve
hedefe adım adım ulaşma yollarını hayal ederek ve daima pozitif
düşünerek ulaşabiliriz.” diyor.
Bu metni okuduğumda,
düşüncelerimi açıkça söylemek gerekirse, “al bakalım” dedim,
anlamsız boş bir laf daha! Sebebi de şuydu: İnsanların hayal ettiği
hangi şey gerçekleşiyor ki? Hayal edilen, elde edilemeyince - çoğu
kez böyle oluyor- bunun iç açıcı bir şey olduğunu söylemek
mümkün mü? Sonrasında işler daha da zorlaşmayacak mı? Ama iş burada
bitmiyor işte.
Bu tür bir düşünce
yapısı, beni yine de başka türlü arayışlara itekledi diyebilirim.
Fark ettiğim önemli bir ayrıntı şu: Normalin dışında beynin daralıp
sıkıştığı, insanı sinir edecek boyutlara vardığı ya da işin içinden
çıkamadığı durumlarda kendine sanal bir neşe ortamı yaratıp içine
düştüğü bu sıkıntılı hali hissetmek istememesi. Ve bunu dışarıya
yansıtmaması. Çevrenize dikkâtle bir bakın, bu şekilde davrananları
rahatlıkla fark edebilirsiniz. İşin ilginç olan yanı ise beynin bu
işlemi bizim pek fark edemeyeceğimiz bir şekilde yapması.
Anlaşılan şu ki beyin, üzerine düşen görevi insanın içini ürperten
bir düzenlilik ve disiplinle yerine getiriyor ve kendini korumayı
gayet iyi biliyor.
(19/09/2005)
(Ahmet F. Yüksel)
55-
YENİ YAYIN DÖNEMİNE BAŞLARKEN...
Değerli okurlar;
Acı ve tatlı hatıralarla yine bir yıl daha geride kaldı.
Şimdi yeniden insanlığa hizmet dönemine başlıyoruz.
Doğrusunu isterseniz,
sufizmveinsan.com birbirinden değerli
yazarlarının katkısı ile İslâmi siteler içinde
gündeme oturdu. Şahsıma bugüne kadar olumsuz bir mail
ulaşmadı. Aksine, hemen her gün, övgü dolu mailler
alıyoruz.
Yazar kadrosunun güçlü olması bunda en önemli etken.
Sizin gibi ben de büyük bir zevk ve heyecanla onları
takip ediyorum.
Dinsel, bilimsel, sanatsal, sosyal ve astroloji içerikli
yazılarıyla bize renk katıyorlar.
Benim bugüne kadarki performansım ise yeterli değil.
Zamanımın önemli bir bölümünü halkla ilişkilere
ayırmasaydım başarı oranım daha yüksek olabilirdi, diye
düşünüyorum.
Bu arada, adları geçmeyen, ama sayfa yapımında çalışan
ve sadece Efendimize (s.a.v) hizmet etmeyi yaşam
biçimi olarak kabul etmiş gönül ehli arkadaşlarımı
unutmuyorum. Onlar da, diğerleri gibi karşılıksız iş
yapma konusunda ‘izleyenleri hayrete düşürmüş’
kimseler.
Selam ve sevgi ile kalın.
Allah’a emanet olun.
(26/09/2005)
(Ahmet F. Yüksel)
56-
HATA YAPTI
Tuğçe Kazaz isimli bir
mankenin, Yunanistan’ da bile adı duyulmamış üçüncü sınıf bir
aktörle, dinini değiştirerek evlenmesi İslam dünyasında gündeme
oturdu. Kamuoyunda oldukça sert tepkilere yol açan evlilik sonrası
Tuğçe’nin annesi ve babası onu ‘evlatlıktan reddettiklerini’
açıkladılar. Şimdi, sıkıntıların kendilerini takip edeceğini
söylemekte yarar var.
Bu konuda en ilginç yorum, yine bir Yunan
devlet adamından, bir hanımdan geldi. O, ‘Bu aktörle evlenmesi için
dinini değiştirmesine gerek yoktu’ diyerek inanç sisteminin
değişmemesinin gerektiğini vurguladı.
Bizler
toplum olarak dinini değiştirene asla olumlu bir yaklaşımda
bulunulmadığını biliyoruz.
Nikâh
konusunda fikrimi soranlara -her ne kadar manken “Allah birdir,
bütün dinler ona çıkmaktadır” tavrında olsa da- Kuran ve
Hadis bilgilerine dayanarak, bu şekilde bir karar almakla,
büyük bir hata işlediğini söyleyebilirim.
Konuyu
analiz etmek isteyenler, Bakara suresinin 221. ayeti, Maide
Suresinin 5. Ayeti ve Müntehine Suresinin 10.ayetini dikkâtlice
inceleyebilirler. Kısaca Kuran’ın hükmü: ‘Sizden kim
dininden döner ve küfür içinde ölürse böylelerinin amelleri dünyada
da ahirette de boşa gider. Onlar cehennem ehlidir ve orada
kalacaklardır.” şeklinde olmaktadır.
İlginç
olay, acı bir gerçeği gün ışığına çıkartması bakımından fevkalade
önemlidir. Doğrusu bu ya, bir kez daha anne ve babaların üzerlerine
düşen görevleri, maalesef, ihmal ettikleri ortaya çıktı. Çocuklarını
büyük bir sorumsuzlukla, inançsız bir eğitimle yetiştirmeye ve
onları büyük bir boşluk içinde bırakmaya mahkûm ettikleri de böylece
ispatlanmış oldu.
Değerli
dostlarım;
Biz inanç
faktörünü devamlı gündemde tutuyoruz. Ama, toplumların hafızası
gerçekten çok zayıf. Unutulup gidiyor.
Sonuçta, ender dahi olsa bu gibi durumlarla karşılaşıyoruz.
Evet, her insan özgürdür, istediği kararları alabilir; ama
karşılığında kendisini nelerin beklediğini bilerek bunu yapması
gerekiyor.
(05/10/2005)
(Ahmet F. Yüksel)
57-
RIZA LOKMASI
Bizler, hayallerimizin neden gerçekleşmediğini, yaşanan
olayları içimize sindiremediğimizi bir türlü
düşünemeyiz.
Önce şunu kabul edelim: Şayet, ‘Al gülüm ver gülüm’
şeklinde yaşamayı prensip edinmişsek, böylesi
dileklerimiz havada kalır. Bu kesin. Tasavvuf, bu tür
yaşamı kabullenenler için şöyle bir açıklama getiriyor:
“Bu bir rıza lokmasıdır,
yiyemezsin demedim mi?”
Gerçekten, rıza lokmasını yemek/yutkunmak bir hayli
zordur. Zira, üstüne üstüne gelen hadiselere göğüs
germek, sinirlenmemek, tepki göstermemek ve aldırış
etmeden hayata devam etmek her babayiğidin harcı
değildir.
Sahiplik duygusuna dayanan istek ve arzular, bu olumsuz
durumun oluşmasında en önemli rolü oynar.
Yaratılmışlar içinde, kimilerine iyi, bazılarına ise çok
kötü gözle bakmak, kendi hatalarımızı örterken
başkalarını suçlamak, rıza lokmasını yedirtmeyen
etkenler arasında bulunur.
Değerli dostlarım;
Zannetmeyin ki; biz Allah katında bir yere geliyor, bir
idrake ulaşıyoruz. Olsa olsa, bu halimizle kendimizi
örtüyor, kendimizi örterken de farkında olmadan
hazmedemiyor, kusuyoruz.
(10/10/2005)
(Ahmet F. Yüksel)
58-
SİZLERİ BİLEMEM
'Kalıbının kadını’ olduğunu kabullenmemiz gerekenlerin
dışında, evliyaullahın, onların çok ciddi yapısal
sorunları ve ilgili diğer meseleleri için kullandığı
sözlere inanmak gerektiğini düşünüyorum. Ne de olsa
onlar veli. Acaba siz ne dersiniz?
İşte bazıları:
Erzurumlu İbrahim
Hakkı Hazretlerinin görüşleri;
Erkek, karısının rızası ile münasebette bulunmalıdır. Yasak
zamanlarda yaklaşmamalıdır.
Bu şartlar altında doğacak çocuk akıllı ve olgun olur.
Eğer ayak üzeri olduğu halde ederse çocuk yatağına işer.
Eğer birleşme sırasında konuşursa çocuk dilsiz olur.
Eğer ferce (kadının tenasül uzvuna) bakarsa çocuk kör
olur.
Eğer meyve ağacı altında ederse çocuk zalim olur.
Eğer taharetsiz ederse çocuk cahil olur.
Eğer yıldızların altında örtüsüz ederse çocuk pek
münafık, yalancı olur.
Eğer bir kimsenin huzurunda ederse çocuk hırsız olur.
İmam-ı Şarani’nin görüşleri;
Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne döğme veya ben
yaparsa yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa,
yüzüne güzellik vermek için şekil değiştirirse
lanetlenmiştir. (İmam Şarani, Uhudul Kubra, s.313)
İmamı GAZALİ’nin görüşleri;
Kadın yedi sıfatlıdır;
Giyim kuşam hevesinden maymun,
Fakir düşmeye razı olmadığından köpek,
Kocası ve diğer insanlara kibrinden yılan,
Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep,
Evden eşya sattığından fare,
Erkeklere hile kurduğundan tilki,
Kocasına itaat ettiğinden koyundur.
(İhyayı Ulûmuddin)
(12/10/2005)
(Ahmet F. Yüksel)
59-
BURASI KADERE İMANIN YERİ
Bir okurdan gelen mesajı sizlerle paylaşmak istedim.
‘Saygılar, hürmetler. Dün
gece geç vakit Manyas’tan döndüm.
Kuş gribi olayı gerçekten
çok ilginç boyutlarda.
Manyas tarafında bir taraftan yakılan tavukların dumanı
çıkıyor ama çok yakın bir yerde, yol üzerinde tavuklar
ortalıkta geziniyor.
Pazarda da vatandaş imkânsızlıktan yemek üzere canlı
tavuk alıyormuş. İnanın abartmıyorum. Gelin kendi
gözlerinizle görün de haklımıyım haksızmıyım
anlarsınız!’
Sevgili dostum!
Hayat devam ediyor. Burası Türkiye biliyorsunuz
insan yaşamı burada çok değerli değil, hatta hiç yok
gibi. Ben ülkemiz için; ‘Kadere imanın sağlamlaştığı
yer’ diyebilirim.
Teknik açıdan izah etmeye kalkarsak şunları söylemek
mümkün. İnsanımızın genlerinde hayat pahalılığı, geçim
ve sağlık derdi pek yok. Bir diğer faktör ise; bu
koşullarla uğraşacak zaman ve enerjiye sahip olmaması.
Aynı zaman da bu hal sosyal faaliyetlerde gücünü nasıl
yok ettiğinin de bir göstergesi. İnsanımız birbiri ile
uğraşmaktan kendi ile alakalı gücü heba edip gidiyor.
Ve asla farkında olmuyor!
(14/10/2005)
(Ahmet F. Yüksel)
59-
Del Bosgue
“En büyük
hatamız, Del Bosgue’yi erken göndermekti.” diyen Beşiktaş kulübü
başkanı Sayın Demirören’in bu itirafı, oldukça ilginçtir.
Bu açıklama,
Beşiktaş’ın artık teknik direktör Rıza ile devam edemeyeceğinin bir
göstergesidir. Bildiğiniz gibi, BJK geçen yıl İspanyol hoca ile sezona
başlamış, yirmi altı yeni oyuncudan kurulu takım dibe oturup yavaş
yavaş yükselişe geçerken acele edilmiş ve hocanın işine son
verilmiştir. Biz buna rağmen, o günlerde bu değişikliğin erken
yapıldığına istinaden
kanaatimizi,
günün sözünde “Deneyim ve tecrübe: Del Bosgue” şeklinde
belirmiştik.
Şimdi ise
Demirören’in sıkıntı yaratacak sözleri devreye giriyor. Ve işin bu
şartlarla yürüyemeyeceğini söylüyor. Ama, aradan tam bir yıl geçtikten
sonra…
Sevgili
okurlar; uzun lafın kısası, bunları size şunun için yazdım: Konu,
benim için o kadar önemli değil. Bütün mesele, bir şeyi okumak. Ancak,
okurken de isabet etmek. Gerisi laf-ı güzaf.
Sağlıcakla
kalın.
(17/10/2005)
(Ahmet F. Yüksel)
60-
Kronik Hal
Toplumun kronikleşmiş
gündemlerinden biri hiç şüphesiz, imam-hatip ve türban
sorunudur. Size yüzleri ekşiten bu durumla ilgili
gözlemlerimi, otuz yılı aşkın süredir bu işin içinde
yaşamış, yazmış biri olarak aktarmak isterim. Çünkü,
meselenin ancak bu şekilde uygar bir anlayışla çözüme
kavuşacağından eminim.
Kuran, aklımızdan geçirebildiklerimizi
yansıtma açısından çok sağlam bir mantıkla ve bir bütün
halinde, tane tane, içimize sindire sindire, asla
reddedilemeyecek bir açıklık ve netlikle ‘dinde
zorlama yoktur’ ifadesini getirir.
Buna istinaden, dindar kesim; ‘haremlik-selamlık’
görüntülerinden hoşlanmayan, dekolte yarışına girmiş
insanları hor ve hakir görmek, ayıplamak, yetersiz
görerek onlara “günahkâr” etiketini yapıştırmak
durumunda değildir. Böyle bir hükme varamaz. Kısacası,
Allah ile kul arasına giremez.
Diğer yandan, horlanamayacak bu zümre de alışık olmadığı
tahammül edemediği görüşlerden, özetle türban takan
hanımlardan, çember sakallı erkeklerden, imam hatip
liselerinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirmek
gibi bir lükse sahip olamaz.
Bunlara uymayan hoş görüden uzak zümreye mürteci
(gerici), ve çağdışı gibi vasıfların yakıştırılması
her zaman beklenen bir durumdur.
(20/10/2005)
(Ahmet F. Yüksel)

|