Günün Yorumu

21- DEDİKODU KÜLTÜRÜ OLMADAN YAŞANMIYOR MU?

"Toplumumuzun ileri derecede dedikodu üreten bir hale gelmesinin nedeni nedir acaba? Hem içe dönük olmaya yatkın bir yaşama hevesleneceksiniz, yani hem Allah’ ı isteyeceksiniz hem de durmadan dedikodu yapacaksınız. Bu çelişki sayılmaz mı? Sizi bilemem, ama ben pek bir irtibat kuramadım.

Şimdi esasa geçelim:
Dedikodu neden yapılır?
Anlatayım.
Bir tarama yaptığınızda şu hususlara rastlamanız olasıdır:
Kendinizi çok zeki ve becerikli kabul ettiğiniz anda bir kazık yediğinizi düşünürsünüz, itimadınız kaybolur. Bu hal, şuursuz bir şekilde konuşmanıza sebep olur, adı “dedikodu”dur.

İkincisi, din ve toplum bilimini yeteri kadar izlemememizin sonucudur ve bu şekilde yoğunlaşır.

Üçüncüsü, boş vakit geçirmenin, kelimenin tam anlamıyla laf ola beri gele konuşmanın bir neticesidir. Gösterişi seven, çok konuşan, lükse, imajına, onuruna düşkün insanların tercih sebebidir.
Ancak geniş bir yaşam tarzı bu gibi tutumları kabul etmez.

Dedikodunun gerek dünya gerekse ahiret yaşamına getirdiklerini anlatmak bile istemiyorum. Kısacası, insani açıdan da mistik yönden de hiçbir değeri yok. Üstelik, bireyi beşeriyet çukuruna itmekten başka bir işe de yaramaz. Dedikodu yapan, gerçekten kendine ihanet etmededir. Ne var ki, bunu alışkanlık haline getiren, tüm uyarılara rağmen, yine yapacaktır.

Bu saptamalar karşısında hemen kabuğunuza çekilip “bizim hiçbir şeyde kusurumuz yok, hep birtakım sebepler, başka güçler bizi bu noktaya itmektedir” demeyin lütfen, kendinizi aldatırsınız.

Değerli dostlarım!
Son olarak şunu söyleyebilirim. “Dedikodu” sözcüğü zayıf bir güce/karaktere sahip olanla özdeşleşir. Bilmiş olalım."

(34/12/2004)

(Ahmet F. Yüksel)

22- DEĞERLİ OKURLAR

"Bazı insanların konuşma yeteneği epeyce geniş boyutlarda, kiminde ise yazı yazma işlevi daha aktif konumdadır. Bendeniz, bu ikisinden de yoksun sayılırım. Konuşmalarım akıcı değil, kesik kesiktir. Hayal kırıklığı yaratabilecek kadar berbattır. Kimi zaman, ne dediğim anlaşılmaz. Hatta tabir yerindeyse, ‘iki lafı bir araya getiremeyenlerden’ deyimi ile özdeşleşmiş sayılırım.

Ancak Saime (kızım), benden farklı, o çok iyi konuşur. Çoğu zaman onu hayranlıkla dinler, bazen de stilinden faydalanmaya gayret gösteririm.

Yazı yazmaya gelince, belirttiğim gibi, bunu da hakkıyla başardığım söylenemez. Basit ruh haliyle ele aldığım yazılara, ancak bir karalama niteliği yakıştırması yaparsam, inanın, mübalağa etmiş olmam.

Ama benim bu düşünceme karşın, onları beğenenler, “ne kadar güzel bir yazı!” deyip saklayanlar da çıkabiliyor.

Şimdi sadede gelelim; bendeniz, Bilim/edebiyat dergilerinde ve bir günlük gazetede Ramazan ayı boyunca köşe yazıları yazıyorum. Bunları art arta sıralamam inanın, reklâm amacını taşımıyor. Zaten, neyin ne olduğu siteden belli. Açıklama yapmamın sebebi şu:

Son zamanlarda makalelerime artan bir sempati ve talep var. Anladığım kadarı ile onları kendi istemleriyle yayımlamak istiyorlar. Kimileri ise üzülerek, bazılarını izinsiz yayımladıklarını bildirirken benden hakkımı helal etmemi rica ediyor.

Değerli dostlarım!.

Şayet siz böyle bir değerlendirmeyi yapmayı uygun görmüşseniz, bu bana sadece Onur verir. Ancak, sizden tek ricam olabilir: Yazılarda mana değişikliğine yol açabilecek işlemleri lütfen yapmayın. Çünkü kaleme alan insan ile değişimi yapan arasında mutlak görüş farkı bulunur. Bu nokta çok önemlidir.

Talibin talebini karşılayan ben değilim, Allah’ tır. Böyle bildim, böyle yaşadım bilmiş olun."

(03/03/2005)

(Ahmet F. Yüksel)

23- H+Ş

"Ucuz popülizm yapıp bu formülü başka başka yerlere dayandırmaya hiç niyetim yok. Konu tamamen şahsımla ilgili...
Mesele bendenize Icq’ dan gelen “Nasılsın ?” şeklindeki sorulara yazdığım yanıttır. Onlara bir kere izah ettim, hemen anladılar. Şimdi “ne haber?” dediğimde sadece “h” harfini kullanırlarsa işlerinin iyi gitmediğini, gerek maddi anlamda gerekse mana anlamında pek iç acıcı bir durumun olmadığını anlarım. Bu nedenle, “hamdolsun” deme ihtiyacını göstermişlerdir. O gün hastaysalar yine bu sözcük geçerli olur.
Yok, eğer sadece “ş” harfini kullanıyorlarsa bu, yaşamlarının doludizgin gittiğini, bir anlamda hayatlarına ivme kazandıran dinamiklerin bulunduğunu göstermektedir. Bu hal, onların şükür içinde olduklarının ifadesidir.
Şayet iki harfi de kullanmış, yani h+ş formulünü uygulamış iseler ki, bu orantı; işlerin tamamen berbat bir durumda olmadığı, en azından iç dünyanın dinamiği ile dış âlemin dinamiğinin eşit düzeyde boy gösterdiği anlamına geliyor.
Evet, benim formülüme göre harfler böyle ifadeler taşımakta ve değerlendirilmektedir.
Size tavsiye ederim, kullanın. Dostunuzun durumunu, dış dünyası ile iç âlemi arasındaki bağlantıyı çözmeye çalışın.
"

(10/03/2005)

(Ahmet F. Yüksel)

24- MAKÛL OLAN

Bu haftaki yorum yazısında size duygusal bir atmosferden bahsetmek istemiyorum. Ruh ikliminden bilinç düzeyinden sizlerle buluşmak arzusundayım.
Adaletsizliğin ve eşitsizliğin bu denli yoğunlaşıp acılaştığı dünyaya böyle farklı bir pencereden bakmak şart değil mi?
Mantıklı düşünelim...
Niyetim ölümü yok saymak, o konuyu hiç açmamak değil. Ama, açıldığında, gerektiği gibi konuşup ahiret yaşamı hakkında yapılması gerekenleri bir bir sıralayalım. Sadece saymak yeterli değil yükümlülüklerimizi de yerine getirelim. Bu bize kâfidir, diyorsak mesele yok.
Ne var ki, kendimizi kabul ettiğimiz şu aczimiz, iddiasız ve düşkün halimizle nereye varabilir, bedensellikle kurulu dünyamızı ve bedenle sınırlanmış olayları nereye kadar götürebilir, en büyük günah olarak kabul edilen ‘kendimizi bir birim gibi kabul etme’ halinden/ yaşamından nasıl kurtulabiliriz? İşte sorun burada yatıyor. En büyük felâket de bu noktada yaşanıyor.
İtiraf edeyim, benim köklü değişikliklerin ne olduğu tam anlaşılmadan ve bunların yarattığı sorunlar tam halledilmeden, bu hususları aşıp bir yaşama geçilebileceğine dair bir inancım bulunmuyor.
Bir açmazla karşı karşıya kaldığımızı kabul edelim.
Ve lütfen biraz üzerine eğilme zahmetine katlanalım.

(Ahmet F. Yüksel)

25- KORKU

İnsanların temel içgüdülerinden birisi korkudur, diyebiliriz.
Hayatın çeşitli evrelerinde insanların korku ve endişeye kapılması olasıdır. Bu duygu, aniden ve alışılagelmiş olayların dışında kendini gösterir.
Her an panik ve korku içinde yaşamını sürdüren kişilerin sayısı da az değildir. Bu durumun en çarpıcı tarafı, İslâm dininde kesinlikle yasaklanmış olan kan davalarında görülüyor. Nitekim, yurt içinde ve dışında olmak üzere, binlerce insan töre kanunlarından kaçarken,  her an öldürülme kaygısı içinde yaşamak zorunda kalmaktadır. Töre cinayetlerinin somut örnekleri basında ve televizyonda ibretle takip ediliyor.
İnsanların korkuyu tartışmaya yanaşmaması, kendisini kuşatmışlığı hususunda hiçbir gayret göstermemesi, bu duyguya alenen bir davetiye çıkarmaktadır. Üstat Şems-i Tebrizi, korku ile yaşamayı benimseyenler için bakın nasıl bir uyarıda bulunuyor:
Pek hoş olan bir âlemi kendi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan cihanı kendine daracık bir zindan etmek, ipek böceği gibi ufacık bir koza içinde, kuruntular, vesveselerle, çirkin hayallerle oyalanmak, kendini karanlık âleme atmak, hep gafil uyumak ne demektir?
Korku illeti, bazı kişilerde yok denecek kadar azdır ya da bütünüyle kalkmıştır. Bu durum, bireydeki vehim duygusunun yok olması ve yerini İlâhi güçlere bırakması anlamına gelir. Hakikâtin açıldığı oranda, kişinin benliğini bu duyguya kaptırma oranı da azalır.
Anlaşılacağı üzere, insan aslını, gerçeğini tanımadıkça, kişisel gelişim ve ruhsal değişim adına birtakım çabaları göstermedikçe, umutsuzluğa düşecek, inançlarını rafa kaldırıp korkacak, endişe edecek ve sonunda bu duyguya teslim olacaktır.  Korkak bir insanın hürriyetine kavuşması ne kadar mümkün olabilir!
Bunu sizin takdirinize bırakıyorum.

(Ahmet F. Yüksel)

26- İKİ TEMEL FELSEFE

Tefekkür ve muhakeme yeteneğine sahip insanoğlunun iki temel felsefesi vardır. İlki bilmek, ikinci aşamadaki ise benimsemektir. Buna kısaca “yaşamak” şeklinde bir tanımlama yapmak gerçekçi olacaktır.

Bu çerçevede her birey, bildiği oranda kendini değerlendirir. Varacağı yere ulaşabilme hususunda analizlerde bulunup en kötü ihtimali dahi göz önüne alarak olumsuzlukları bertaraf edecek düşünceyi/eylemleri oluşturur.

Ve takip ettiği eğitimi/kültürü, bilgi/benimseme noktasına getirir. Güven verici icraatlar yaptığı sürece, hiçbir şaibe, hiçbir meşruiyet tartışması onu yıpratamaz, yıkamaz.

Tabiri yerinde kullanmak gerekirse, böylesi bir yaşam, onu bir köle değil, ‘kendi kendisinin efendisi’ yapar. Her Halükârda muzaffer olur. Kötü niyetli kişiler bile onu ‘karanlıkların lâmbası’ şeklinde tarif eder. “Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın” (Maide/20 ) ayeti, onlar için söylenmiştir.

Bunları yaşayabilmek kuşkusuz kolay bir şey değildir. Ancak, aksini iddia edenlerin kendi kendilerine olan tutumlarını yeniden incelemeleri, gözden geçirmeleri doğru olur diye düşünüyorum.

(Ahmet F. Yüksel)

27- BEYNİNİZ OKUNUYOR MU?

«Her şeyin İlâhi nedenlere bağlandığını kabul etmek bir inanç sistemidir. Ama, emirlerin nasıl ve ne şekilde zuhur ettiğini anlayabilmek biraz askıda kalıyordu. Bugün, emirler/yasaklar, cinsel konular/helaller/haramlar veya akla gelebilecek diğer olumlu ya da olumsuz fonksiyonların, beynin çalışması ile alakalı olduğu anlaşıldı.
Örneğin, okunacak üç Ayet el Kürsü kişide farkına bile varamayacağımız bir konsantrasyonu oluşturmakta, koruma devrelerini faaliyete geçirerek onu, tatsız, ürkütücü olaylardan, kazadan beladan uzak tutabilmektedir.
Bu ve benzeri şartlar dikkâte alındığında en büyük handikap, tembel tembel oturarak beyni atıl bir halde bırakmak, emek ve zamanı boşa harcamaktır, diyebilirim. Esasen, halife olarak seçilen insanın bu tarzda yaşamaya hakkı yoktur.
Çok enteresandır beynin varlığından son yıllara kadar pek söz edilmezdi. Ta ki İnsan ve Sırları isimli malûm kitap yazılana kadar... Sonra, ortam değişti. Onun bilinmeyen güçlerini bilim tek tek ele almaya başladı. Şimdilerde, aşağı yukarı her bilim dergisinde bu konuya bir yer veriliyor. Bir anlamda, Allah’ın insana bahşettiği en büyük nimet olan bu uzuv ile ilgili bilgiler/sırlar yavaş da olsa gün ışığına çıkıyor.
Nitekim, Aylık Popüler Bilim dergisi olan Focus da geçen ayki sayısında önemli bir noktaya değindi.
Başlığı şöyle:
“Beyniniz okunuyor mu?
(Dileyen, Mart sayısında tafsilatlı bilgilere ulaşabilir.)
Son derece duyarlı olan makalenin sonlarına doğru Parapsikolog Naumov’un açıklamaları bana oldukça çarpıcı geldi diyebilirim.
Naumov, “…Biz, insanda bilinç dışı gerçekleşen bir haberleşme sistemini bulmak üzereyiz. Bir insan, normal bilinci dışında başka bir insanı etkileyebilir mi? İşte bu bilinmeyen enerji üzerinde
yapılacak çalışmalar, insan ilişkilerini mükemmel bir uyum içine sokabilir.” diyor.
Bu açıklama bana yılar önce Akşam ve Akit gazetelerinde çıkan “Toplumu kemiren illet” başlıklı bir makalemi anımsattı.
Bu yazıda Özetle şöyle demişim:
“…Ve her beyin kendi frekansına uygun yapılarla sürekli iletişim içindedir. Bu frekans uyumunu bir enerji alışverişi olarak kabul etmeliyiz.
Aslında, bu nokta algılayamadığımız şekilde, beyinlerin rezonansa girmesiyle düşünce boyutunda başlamakta, dilde sona ermektedir
.”

Nasıl, sizce de ilginç değil mi?»

28- DENGE

«Bilge bir adammış kral. Artık yaşlanıp yorulduğundan, krallığını iki oğlu arasında bölüştürmeye karar vermiş. Korkusuz bir savaşçı olan büyük oğlu, hırslı ve bencil; küçük oğlu ise tam tersine iyi kalpli, nazik ve sevecenmiş.

Kral, zekice bir plan yapmış. Büyük oğlunu huzuruna çağırarak sahip olduğu toprakları kardeşiyle kendisi arasında adil bir şekilde bölmesini istemiş. Bunu duyan küçük prens itiraz ettiğinde, “Merak etme”, demiş kral, “Bekleyelim ve görelim...”

Büyük oğlan yollara düşmüş, ülkeyi iyice gezdikten sonra nehrin batısında kalan verimli toprakları kendine; batak ve dağlık bölgeyi de kardeşine ayırmış. Elindeki yeni haritayla saraya döndüğünde babası sormuş: “Sana söylediğim gibi yaptın mı?”

“Elbette”, diye cevap vermiş prens.
“Buna memnun oldum” demiş, kral gülerek,
Arzu ettiği parçayı seçme hakkını da kardeşine veriyorum...”

Kolayca çıkarılabileceği gibi, dayatmacı durumlarda duygu izlerinin kalınlaştığını fark eden Kral, eleştiri kimden ve nereden gelirse gelsin, olumlu ve pozitif olmaya özen göstermiş, etki altında kalmayarak, akılcı bir şekilde yapılması gerekeni, doğruluğuna inandığı işi yapmıştır.

Değerli dostlarım!
Bu yüzden, şu anda olmasa bile ileride geniş kitlelere sevimsiz gelen, ancak insanların geleceği açısından önem taşıyan bazı noktaların korunması hususunda çıkmazlara girebilir, adaletin sağlanmasında duygularımızın etkisi altında kalabiliriz. Bunu, bugün ile geçmiş arasında kurulan barikatın mimarları çok iyi gözlemler. Kısacası, yaşamın, ağrılı, sancılı, gürültülü/patırtılı olmaması için bu değerlerin iyi bir şekilde analiz edilmesi şarttır.
Bizler, sufizmveinsan.com’da  geliştirmeye çalıştığımız mevcut anlayışla her an sizlere seslenmekteyiz.
Daima Akılcı olun ve duygular ile hareket etmekten kaçının.
»

(Ahmet F. Yüksel)

29- YORUM YAZILARI!.

«Hızla akmak zorunda olan “Günün Yorumu” yazılarına beklediğimiz ilgi/yaklaşım, genelde oldukça iyi düzeyde. Bu değişim, konuları farklı perspektiften yansıtan yazar kadrosunun katkıları ile sayfa ziyaretlerine de yansıyor.

Bu arada, dar bir alana belirli bir fikrin sıkıştırılması yüzünden bazı noktaların gözden kaçırıldığı düşüncesine lütfen varmayın. Anlatmak istediğimiz hususlar tek boyutlu gibi görünmesine karşın, ivedilikle çok yanlılığa dönüşecek ve dikkât edilirse, konuların iç içe yer aldığı/bağlantılı olduğu görülecektir.

Güncel bilgiyi taşıyan hususlarda bazı noktaları gözden kaçırdığımız kanısında olanlara bunları dile getirmek zorundayız.
Bizler, Sufizmveinsan.com ‘da uyguladığımız yapısal değişikliğin devamlılığını istiyorsak, sorunlarımıza daha uygun yaklaşımlarla çözüm getirilmesi gerektiğini, yazılardaki örneklemelerin, aslında bizim lehimize oluşturulan bir ispat veya propaganda anlamı taşımadığını hatırlatmak isteriz.
Bu noktayı gözlemleyenler, uzun yıllar sonra somutlaşan olayları site içi makaleleri ile karşılaştırarak karar verebilirler. Peşin hükümlü olanlar ise ne kadar hatalı olduklarını kabul edeceklerdir.

Ancak, toplumda algılama zafiyetinden kaynaklanan tepkileri, eleştirileri hoşgörü içinde karşılamak bizim görevimizdir.
Aksine bir tutum, esasen bizi rahatsız eder.
Bilmenizi isteriz!
»

(Ahmet F. Yüksel)

30- İLMİN BEDELİ OLMALI!.

«Kuran’ın üzerinde durduğu son derece önemli ve incelik taşıyan konulardan biri, hiç şüphesiz onu anlamak, ikna olmadığımız yerleri araştırmak, sonrasında da anlatmaktır. Kuran, Allah’ın varlığını anlatmakla başlar ve öylece son bulur. Ancak, bu muhteşem eseri değerlendirip aktarabilmek, yapay yaklaşımlarla mümkün değildir. Böyle bir anlayış son derece mahzurludur. İlim olmadan dini algılamak söz konusu olamaz.
Bu nedenle, gerek Kâinat kitabında, gerekse hadislerde ilim sahiplerinden övgü ile bahsedilmektedir.
Şimdi oldukça hassas bir noktaya değinmek istiyorum. Çünkü son zamanlarda çok önemli bir gelişmeler yaşanıyor toplumda yapısında.
Bazıları, nedense kendini din alanında otorite gibi görmeye başladı.
Adeta bir yetiştirici havası içinde hiçbir temele dayanmayan, gelişi güzel fikirleri ile anlamsız yorumlara giriyorlar. Hatalardan geri dönüldüğünü ve bunların düzeltildiğini nedense göremiyoruz.

Anlamakta zorlanıyorum...
Belirli bir yaşa kadar gelmiş ve bu süreç içinde, ilimle hiçbir ilişkisi olmamış veya o sofradan az nasiplenmiş, kültür birikiminden, deneyimden yoksun biri, özellikle tasavvuf felsefesi/yaşamı üzerinde konuşup ahkâm kesebilir mi?
Elbette konuşamaz.
Daha doğrusu, bir meselede ‘benim kanaatim budur’ dese bile ayıp olur, sakil kaçar.
Çünkü, konuların hafifliğe tahammülü yoktur.

Aktarılan bir konu, tasavvuf bilimi, hem de geleceği açısından çok ciddi sonuçlar doğurabilecek, bireyleri tedirgin edecek hale gelirse ne yapacaksınız?
“Ben anlamam bana ne” deyip bir kenara mı çekileceksiniz?

Ayrıca, önemli bir tehlike daha var:
‘O tür insanların esiri olmak ve bilgi düzeylerinin insafsızlığında alabildiğine yok olmak!’
Ben bunu zihinsel kilitlenme diye nitelendiriyorum.

Evet, ilmin çok aktif ve başarılı olarak, ağırlıklı şekilde rol oynamaya başladığı bu günlerde hezeyanlardan uzak durmanın faydası olmalı. Sakıncalardan kaçınmak gerekiyor.

İlgilenenler varsa duyurmak görevimdir.»

(Ahmet F. Yüksel)



Üst Ana sayfa e-mail