|
101-
ZENGİNİN MALI
- Safiye boyutundan daha ilerisi var mı?.. Varsa
neresi?... Orada ne haller olur ?...
- Hızır İlyas buluşması ne demek?.. Bazı veliler
Hızır’la görüşürmüş, nasıl olur ki ?..
- Mevlana aşk boyutundan ileri geçememiş !...
- Rabiatul Adeviyye yalnız başına kalmış, kesrette;
başka kullarda hakkı görememiş !...
- Hallac, Enel Hak sırrını ifşa etmenin bedelini başı
ile ödemiş !..
***
Neler konuştuğumuza, neleri gündem ettiğimize bakar
mısın Allah Aşkına ?..
-Henüz Mülhimeden çıktığımıza bile delilimiz yokken
Safiyenin ötesini sormak !…
-Velayet Sırrını sadece yaşayan bilirken bir de Hızır’la
görüşmeye özenmek !...
-Yetinmeyip Mevlana hakkında hüküm vermek !...
-Kendince yaşadığı aşkı ile nice boyutlar aşan Rabia’yı
yargılamak !..
-Hallac gibi bir Hakikat Şehidini sırrı ifşa ile itham
etmek !...
Destur Ya Huuu !…. Destur !.. Hangi boyuttan neleri
sorduğunu, kimler hakkında hüküm verdiğini bir düşünsen
?..
Bizim köyde bir Veli amca vardı. Ne zaman gençler üst
perdeden konuşsa: “Evlatlar zenginin malı züğürdün
çenesini yorar, bakın işinize, bunları geçin” der konuyu
kapatırdı…
Asgari ücretli bir memurun Hawai Adalarında tatil
dedikodusu ile oyalanması, çiftçi Ali dayının
Cumhurbaşkanına tavsiyelerde bulunması bana hiç normal
gözükmüyor!..
Benim tercihim haddimi bilmekten yana. “Allah Haddi
Aşanları Sevmez” (Araf-55) ayeti korkutuyor beni … “Cahil
cesurdur” vecizesine muhatap olmaktansa, “Ağır ol
da molla desinler” i tercih ediyorum.
(13/05/2006)
(Mehmet Doğramacı)
102-
VEFA VE NİYET, FİİLDEN İLERİ Mİ?..
Mekke Fethi için hazırlanılan günler.
Rasülullah (s.a.v) stratejik açıdan konuyu oldukça gizli
tutuyor. Bu esnada bir sahabe Mekke’de bulunan ailesine
Fetih hazırlığını mektupla bildiriyor. Durumu
Cebrail’den öğrenen Allah Rasülü, notu taşıyan atlıyı
yolda yakalatıyor ve mektup açılıyor.
Hâtıb b.Ebi Beltea (r.a) yazdırmış.
Hâtıb, mescitte huzura çağrılıyor. Ömer atılıyor ileri:
“İzin ver Ya Rasülallah, hainin kellesini alıvereyim!”
Rasülullah Hatıb’a sorular soruyor:
-Bu fiili işlerken niyetin ne idi?
-Mekke’de savunmasız, muhtaç-fakir ailemi
korumak istedim.
-Bunun ihanet olduğunu biliyorsun, yaparken
kalbinde ne vardı?
-Allah ve Rasülünün Sevgisi vardı Ya Rasülallah!
-İhanet düşündün mü ? Şu an kalbinde ne
var ?
-Hayır Ya Rasülallah. Şu an kalbim Allah
ve Rasülünün Sevgisi ile dopdolu.
Rasülullah ashabına döner:
-Hâtıb doğru söylemiştir. O Bedir Ashabındandır. Onların
geçmiş ve gelecek günahları mağfiret olunmuştur. Ben de
Onu bağışlıyorum !..
***
Şeriat; Fiile ve Zahire bakar! Fiil
açıkça ihanet ve nankörlük! Allah Rasülü fiili
değerlendirirken Vefa ve Niyeti öne
alıyor. Bedir Ashabı oluşunu önemsiyor.
…
Günlük hayatımızda bizim de Bedir
Ashabımız yok mu? Bize emeği geçenler, bize sevgisini
karşılıksız bağışlayanlar, yetişmemizde gayreti olanlar,
zor anlarımızda hep yanımızda yer alanlar; Bedir
Ashabımız !..
Kendinize bir bakın şöyle! Değil ihanet
etmeleri, en ufak bir fiilde onlara kırılıyor,
bağışlayamıyor, uzaklaşıyor iseniz; Rasülullah’la
Hatıb’ın sahnesi gözünüzün önüne gelsin !..
(18/05/2006)
(Mehmet Doğramacı)
103-
ÜLKEN İÇİN NEYİ UNUTTUN ?..
İçinde bulunduğumuz günlerin kritik
dönemler olduğu aşikâr ! Akl-ı Selim; ”Biz bu filmi birkaç kez
seyrettik “ diyerek itidal telkin ederken; belli klik
yada çevrelerin borazancılığına soyunanlar göz göre göre felaket
tellallığı yapıyor !.. İri gazetelerin büyük köşelerini işgal eden
kalemlerin büyük kısmını çığırtkan edada görmekten ülkem adına
müteessirim… Sokaktaki insan dahi; “Bunun altında bir oyun var, işin
içinde iş var” diye konuşurken, aydın zümrenin aymazlığı inanılır
gibi değil !..
Küçük Beyinler; İnsanları, Orta
Beyinler; Olayları, Büyük Beyinler; Fikirleri Konuşur.
Mümin; büyük beyin, büyük yürek
sahibidir. Mümin; Firaset-Basiret sahibidir. Mümin; aktüel
rüzgarlara göre düşünce yelkeni açan değil; arka planı değerlendiren
insandır! Tarih boyunca dünya güçlerinin paylaşamadığı bu coğrafyada
yaşayan bizler; büyük düşünmek, fark etmek, hiç olmazsa kendi iç
tavrımızı doğru zemine oturtmak zorundayız !..
Dostlar; gelinen noktanın ne
Cumhurbaşkanlığı Seçimi, ne kabak tadı veren İrtica, ne de Ekonomik
Durumla uzaktan yakından alakası yok !..
Geçmişte bazı gerçekleri acı ve kayıplardan sonra kavradık. Bu defa
erken fark etmek istiyorsanız; bir kenara not ediniz:
Küresel Patron
ABD, İran’a müdahale ve ardından gelecek Büyük Ortadoğu (yada Büyük
İsrail deyin) Projesini hayata geçirmek için bütün çağların köprüsü
Türkiye’de gündem oluşturmak istiyor ! Öyle bir gündem ki; dindarlar
öcü, muhafazakarlar tehlike, vatanseverler suçlu görülsün! Görülsün
ki aynı dinin mensubu bir ülkeye saldırının meşru zemini
oluşturulsun!
Ülkemiz için unuttuklarımızı uygulama
vaktidir:
1-Bu ülke ve bu güzel coğrafya için
lütfen birbirimize Sabrı-Hakkı Tavsiye edelim. Bilenler ve fark
edenlerin birbirini uyarması Kur’anın emridir.(Asır Suresi/3)
2-Küçük Düşünenlere,Orta Beyinlere hakikati olabildiğince işleyiniz.
Hikmetle, Güzel Öğütle davet etmek Kardeşlik görevimiz.(Nahl/125)
3-İslam; İslam adına öldürmeyi emretmiyor! İslam; Hayat Dinidir! Eli
kanlı çetelerin İslam adına iş yapmasına bir müminin inanması mümkün
değil !..
Ve hepsinden önemlisi;
Dua ediyor musunuz? Bu ülke, bu
güzel insanlar, bu kutlu vatan için dua ediniz. Her namaz
sonrasında ALLAH’IM YÖNETİCİLERİMİZE,
YÖNLENDİRENLERİMİZE BASİRET VE FİRASET VER! ONLARDAN YARDIMINI
ESİRGEME, İŞLERİNİ KOLAYLAŞTIR diye dua etmek, kutlu
vakitlerde buna yoğunlaşmak; çok özel faydalar ihsan edecektir.
Vatandaşı ve bütün kurumları ile en
zor anlarda yek vücut olmayı başaran Türk İnsanı; bu kritik dönemeci
geçip sahil-i selamate çıkacaktır İnşallah. Aydınlık günlere el ele,
gönül gönüle, birlikte ulaşmak ümidiyle…
(22/05/2006)
(Mehmet Doğramacı)
104-
NİÇİN DUA, NASIL DUA?..
Dostum; dua konusunda epeyce yorum, değerlendirme yapıldı.
Dağarcığındakilere ilave değil de farklı pencereden bakalım
istiyorum.
Duayı sadece “elleri birleştirip Rabbinden bir şeyler istemek” diye
düşünmek, bu muhteşem, sırlı mekanizmayı o noktaya indirgemek içime
sinmiyor. İsteklerin karşılanması diye görmek de sırrı fark etmeye
yetmez. Hadise, Ayete bir daha bakalım derim.
DUA MÜMİNİN SİLAHIDIR!
Vurulmak istenen bir hedef var, ona kilitleniyor, 12 den vurup
gayeye eriyorsun! Zahir manadan öze inelim. Hadiste silah kelimesi
SİLAH olarak geçiyor. Oysa silahı ifade eden başka kelimeler de var
Arapça’da. Burada özellikle SİLAH kullanılmış. Niye ki?...
Silah;SALAHA kökünden. Hani sulh - selamet
derkenki sulh ile aynı kök! Sulh; barış, anlaşma. Ötede kimse yok ki
anlaşma yapasın! Kimle sulh? Özünle, Kendinle, Rabbinle! Dua; iç
dengeni kuran, Hakikatinle barıştıran mekanizma! Zahir manaya bağlı
düşüneceğim dersen silah niyetine de alabilirsin. Benliği vuracağın
iyi bir silahtır Dua!
DE Kİ; DUANIZ OLMASA RABBİM SİZE NE DİYE DEĞER VERSİN?
Düşünülesi bir ayet. Dua ile değer kazanmamız ilginç! Ötede biri
yoksa değer veren kim? Kur’anda Allah-İlah-Rab kelimelerinin özel
manalar için seçildiğini biliyoruz. Değer veren; Rabbim. Yani;
duanın hakkını verirsem özümdeki Rabbani kuvveleri
değerlendirebilecek, onları açığa çıkararak Öz Değerimi; Yaratılış
Gayemi, Halife Sırrını fark edeceğim!
…
Başa dönersek, el açmadan da öte nasıl dua edelim? Acizane, FİİLİ
DUA bizi asıl gayeye taşımada çok etkin diye düşünüyorum. Fiili
Dua ne? Bize kolaylaşanlara bakıp; Hakkın Rızası, Rasülullah’ın
Şefaati için KULLUĞUMUZUN HAKKINI VERECEK GAYRETE, HİZMETE AZAMİ
ÖLÇÜDE KOŞMAK, ADANMAK!
Dua hakkında söylenecek söz çok! “Kulluğu icra ederken el açmayı,
istemeyi unutursam ne olur? ” diye sorabilirsin mesela! Bunu da
ileriki günlerde konuşalım inşallah.
(26/05/2006)
(Mehmet Doğramacı)
105-
BİR DUADIR YAŞAMAK
Fiili Duanın; Rızaya daha çabuk
götüreceğini zikretmiştik. Kulluğun hakkını vermek bunun temel
dinamiği. Fiili Dua için önce kendini fark etmek; yaratılışça
kendine kolaylaşanları belirledikten sonra insanlığın hayrına olmak
üzere o özelliklere yoğunlaşmak esas.
“İyi ama, herkesin kabiliyeti aynı
değil, sessiz- kendi halinde kalanlarımız da var, onlar ne yapsın? ”
diyebilirsiniz. İslam; Kolaylık Dini. Fiili Duada ilmi, kabiliyeti
az olanın da ortaya koyacağı şey çok. Hadis-i Şerif geniş bir alan
açıyor:
“ Ya Öğreten, ya Öğrenen, ya Dinleyen,
yada Bunları Seven ol! Beşincisi olma, helak olursun!”
Rasülullah(s.a.v) kabiliyete göre
halleri sıralamış, açık kapı bırakmayarak dört gruptan birinde yer
alanın kârını, hariçte kalanın hüsranını, helakini işaret etmiş.
Kendimize kolaylaşanın hakkını vermek için geceyi gündüze katarken;
el açıp dua etmeyi unutursak ne olur? O konuda şu hadis özel bir
muştu:
“Rabbinin yolunda gayretle çalışana
Allah, istediğini verdiği gibi istemeyi unuttuklarını da bahşeder
!..”
…
Peki ne isteyelim? Kendimize
isteyebileceğimiz ne varsa isteyelim ama bana Rasülullah’ın
kuşandığı hâl sırlı geliyor: Doğarken Ümmetim, Yaşarken
Ümmetim, Mi’racta Ümmetim dedi, hep İnsanlık için istedi! O hali
okuyabilen Hak Dostları kendilerine bir şey isteyememiş. Kendinden
geçen, benliği oda veren kendine isteyebilir ki ?..
Allah’ım! Rasülullah’ın Ümmeti neyi
istiyorsa en güzeliyle onlara ihsan eyle !..
(30/05/2006)
(Mehmet Doğramacı)
106-
RABBİNİ SEYİR
“O gün bir takım aydınlık yüzler
vardır; Rablerini seyrederler”
(Kıyame- 22,23)
RABBİNİ SEYİR konusuna takılmıştı.
Sufi; ANda yaşardı. O gün bugündü. Öyleyse nasıl seyredebilirdi?
Yazlık ayakkabı almak üzere mağazaya uğradı. Seçimini yaptı keyifle.
Çıkarken mağazada oturan bir ihtiyar seslendi:
- Ayakkabın oldu, sevindin!
- Eeee evet, hoşuma gitti tabii, dedi
kekeleyerek.İhtiyar devam etti:
- Benlik dolu bir sevinç!
Nefsini bir güzel yemledin. Şimdi iyice azar, ejderha kesilir!..
Neler söylüyordu, derviş mi, meczup
mu, kimdi? İhtiyar içini okurcasına devam etti:
- Bir de Rabbini Seyretmek ha?... Sen
kiiiiim Rabbini Seyir kiiiim?..
Beyninden vurulmuşa döndü. “Nolur
devam et, Rabbimi nasıl seyrederim?” dedi.
- Çocuğa ayakkabı alacağız. Paran var
mı?..
Var, dedi. Spor ayakkabısı alıp
çıktılar. Aşağı mahalledeki gecekonduya gelince kapıdan seslendi
ihtiyar: “Kızıııım oğlanı dışarı yolla!” . Küçük çocuk elinde topu
ile koşarak geldi. Paketi açıp: “ Al bunlar senin” dediler.
Sevinçten havalara zıpladı çocuk. Geri dönerken ihtiyar sordu:
- Gözlerine baktın mı? Simasını
seyrettin mi?..
- Evet gördüm, pırıl pırıldı
sevinçten.
- Ona ayakkabı verirken ki sevincin mi
daha çok, kendine alırkenki mi?
- Onu görünce içimi değişik bir
sevinç, tatmadığım bir huzur kapladı.
- Gördüğün Rabbinin Vechiydi!
Gözlerinde gülümseyen Allah’tı! Okuyup ezberlemeyle varılır
sanırsın!
VERMEKLE VARILIR ALLAH’A!
MÜMİNLE KAFİRİN FARKI İMAN;
MÜMİNLE MÜNAFIĞIN FARKI İNFAKTIR!..
İnfak ettikçe Rabbini Seyredersin!..
(05/06/2006)
(Mehmet Doğramacı)
107-
MİHENK TAŞI
Kuyumcuların kullandığı bu siyah taş; üzerine sürülen altının
değeri, ayarı konusunda şaşmaz bir ölçüdür.
Hakikat
yolunda yürürken bir takım haller seyredecek, söylemler
işiteceksiniz. Yeri gelecek; dînî yorumlarda bakış farklılıkları
görecek; “Kim doğru söylüyor, kimin çizdiği yol Hak?” diye tereddüt
geçireceksiniz. Başkasında değil kendi içinizde yaşayacaksınız bazı
açmazları. Bu durumda ne yapalım?..
Bütün
madenleri, bütün cevherleri sevin ve yararlanın!.. Ama aradığınız
altın ise; pırıl prıl paslanmaz Hakikat ise; altın diye sunulan
görüş, hâl, bakış ve söylemleri alın elinize ve sürün mihenk
taşına!.. O size neyin Hak, neyin Sırat-ı Müstakim çizgisine uygun
olduğunu söyleyecektir. Hakikat yolunun Mihenk Taşı ne mi? Cevabı
Kur’an versin: “Le kad kane leküm fi Rasulillahi üsvetün hasenetün
limen kâne yercüllahe velyevmel ahıra ve zekerallahe kesîra”
(Ahzab-21) “Yemin ederim ki, muhakkak ki
sizin için; Allah'a ve Ahirete ümit besleyip de Allah'ı çokça
Zikredenler için Allah'ın Resulünde pek güzel bir örnek vardır!”
Kur’an-Sünnet elimizde ise; biricik örnek, yegâne ölçü
Rasülullah(a.s)! Mihenginiz O olduktan sonra endişeye mahal yok.
Yeter ki duygusallıkla demire altın işlevi yüklemeye kalkışmayın!
Yeter ki madeninizi değil mihenginizi ölçü alın!
(13/06/2006)
(Mehmet Doğramacı)
108-
NEYİ AYIKLIYORUZ?
- Annem pirinç ayıkladı.
- Ali Dayı tarlada zehirli otları
ayıkladı.
- Montaj şefi çekim hatalarını film
üzerinde ayıkladı…
…
Bunlar normal ve alıştığımız şeyler.
Dün duyduğum bir ayıklama ile şaşkına döndüm:
Hadislerdeki Kadına Şiddet ve
Aşağılama içeren ifadeler ayıklanacakmış. Hatta bu hadisler artık
kitaplarda geçmeyecekmiş!...
Kadına şiddete, aşağılamaya hiçbir
mümin taraftar olamaz!... Siz bunun altındaki bütün sebepleri
tahlil ettiniz de suç hadislerde mi kaldı?...
Kendinize gelin Efendiler!
Rasülullah’ın hadislerinde yanlışlık
görmek, Onun bazı sözlerinden utanmak, huzursuzluk sebebi saymak
öyle mi? Silkelenin ve kendinize gelin!...
Ya Rasülallah biz seni çok seviyoruz!
Anlayamadığımız, derununa
varamadığımız bazı hadislerini anlamamız için bizden Şefaatini
esirgeme Ya Rasülallah!
Muhammedi muhabbetle zihni, fikri açılanlardan eyle bizi.
(19/06/2006)
(Mehmet Doğramacı)
109-
HAZIR MISIN?
Tasavvuf; Benlikten Arınma, Sistemi
Okuma, Allah Ahlakı ile Ahlaklanmadır diye konuşuyor, müzakere
ediyoruz. Bunlar iyi konuşulursa iyi yaşamış oluruz gibi bir zehaba
kapıldığımızın farkında mısınız?
Gerçek hiç de öyle değil! Konuşmakla,
anlamakla iş bitmiyor. Ya nasıl dönüyor çark?..
Benlikten arınmak
mı istiyorsun ? Kişilik adına sahiplendiğin, önemsediğin ne varsa
yara alacak! Makam, itibar, bilgi, uzmanlık, kariyer vb
değer(!)lerine darbe vurulacak, hazır mısın?
Tevazu
mu istediğin? Gururunu okşayan her
şey biçilecek. Bilirken bilmez, anlarken anlamaz, öndeyken
geride görüntüsü vermek durumunda kalacaksın. Hatta tevazuun cehalet
sanılacak da çevrendekiler başına öğretmen kesilecek. Katlanabilecek
misin?
Allah Ahlakı?
Söylemesi kolay, ama yaşamı ? Zalimle Mazluma, Cahille Alime,
Zenginle Fakire Allah’ça bakmak, yorumsuz seyretmek öyle mi? Millet
hırsızı, katili, düzenbazı kötülerken sen tutup; “Onların varlığı da
sistem gereği” diyeceksin öyle mi? Yürek ister!..
***
Unutma; her istediğin; o mananın
zıddı bir sınav sahnesi ile gelecek. Deneyimlemen, anladığını
yaşayabilmen için!.. Bil ki; Hakikat ucuz değil. Ucuz olsa Yunus
şöyle der miydi?
“Dervişlik olsaydı tac ile hırka / Biz
de alır idik otuza kırka”
(26/06/2006)
(Mehmet Doğramacı)
110-
BİLMENİZİ İSTERİM!
Değerli Dostlarım!
Hiç kuşkusuz bizim için önemli olan şey şudur:
İnsanlığa ‘Allah Resulü’nün yolunda gitmek isteyenlere’
gücümüz yettiğince yardım etmek.
Bizim bu konuda söz hakkı olan Evliyaullah’ın sesine kulak vermek,
onların söylediklerini tasvip etmek, onların görüşlerini savunmak
gibi zorunluluğumuz var.
Dolayısıyla, inanç hususuna gereken saygıyı göstermek
yapageleceğimiz işlerin başında olmalıdır. İbadetleri yok saymak ve
yerine getirenlerle uğraşmak gibi bir lüksümüz de olamaz.
Esasen; kimse kimsenin, namazını, orucunu, zikrini yaptırtmamak gibi
bir güce de sahip değildir.
Bu ayrıntıyı da unutmayalım.
(05/07/2006)
(Ahmet F. Yüksel)

|