Günün Yorumu

91- BAKIŞINDIR HAYATIN !..

İki derviş sohbet ederken şiir yollu birbirlerine nazîre ederler. Konu; Rızıktır. Biri şöyle der: “Gezdim Bağdat’ı Şam’ı / Buldum rızkımı arayı arayı ” Diğeri aynı ölçüde cevaplar: ” Niye gezdin Bağdat’ı Şam’ı / Bulurdu rızkın seni arayı arayı ”…

Aramak gerektiğine iman eden; çalışıp çabalayacak, maddi-manevi rızkını diyar diyar gezerek elde edecek! Rızkım bana gelir diye iman eden; dönecek özüne, pınar özünden fışkıracak ve nasibi önünde hazır olacak!

Şu hadis-i kudsiyi hep düşünmüşümdür: “ Şayet Allah’a kurtlar kuşlar gibi tevekkül etseydiniz; O sizi kurtları kuşları rızıklandırdığı gibi  rızıklandırırdı.”

Köy hayatını ve ormanı bilirim. Kışın aç kaldığı için ölen serçe yada kurt görmedim, duymadım. Rızıkları her daim onlara ulaşıyor. Kurt-Kuş Tevekkülü ile kast edilen ne ola ki?

İnsan topluluklarının ekserisi dışarıda aramayı ve yoğun bir çabayı seçiyor. Belki de çoğunluğu Hakikatten perdeleyen yaklaşım da bu! Dışa dönüş ve uzakta aramanın verdiği kaygı, tedirginlik, endişe gibi duygular Teslimiyet ve Tevekkülü dinamitliyor!

Birinci derviş gibi HİKMET penceresinden  bakış kitlelere hakim zihniyet. İkincisi gibi KUDRET ufkundan seyir ise her halde nasip işi! Bana ikincisinin hali ile hadis-i kudside işaret edilen mana çok sırlı, çok düşünülesi geliyor…

Hayat çizgimize bakıp bir iç muhasebe yapsak; yaşadıklarımızın kendi bakış açılarımızın ürünü olduğunu fark edeceğiz. Oluşturma Kuvvesi bakışımıza paralel seyrediyor!..
Olumluyu da olumsuzu da açığa çıkaran; bakışımız,düşüncemiz!..

KADER; bakışımıza göre KAZA adını alır desem çok mu ileri gitmiş olurum ?..

(04/04/2006)

(Mehmet Doğramacı)

92- FUTBOL

Futbolda Süper Lig’de sona yaklaştıkça karşılaşmalardaki heyecan her hafta daha da artarak sürüyor. Şimdi, takımlar adeta üç gruba ayrılmış durumda.

1- Birinci grupta şampiyonluk yarışı var. F.Bahçe ile G.Saray at başı gidiyorlar. Sarı-Lacivertliler, averajları daha iyi olduğu için başta gidiyor. G.Saraylı oyuncular, altı aydır maaşlarını almıyorlar. Ama bakıyorsunuz, sahaya çıkıp aslanlar gibi oynuyorlar ve puanları toplayıp F.Bahçelileri huzursuz etmeyi beceriyorlar. Şayet önümüzdeki maçlarda puan kaybı olmazsa şampiyonluk düğümü 23 Nisan’ da Kadıköy’de yapılacak derbi maçında çözülür gibi gözüküyor.

2- İkinci grupta bulunan Beşiktaş, Kayseri Spor, G.Birliği ve Trabzon Spor takımları, üçüncülük savaşı içindeler. Bize göre bu dört takımdan Beşiktaş daha şanslı gibi görünüyor. Trabzon geç açıldı. Kayseri’de ise yorgunluk alametleri baş göstermeye başladı. G.Birliğinin ise bu mücadelede pek şansı yok.

3- üçüncü gurupta düşmeye aday takımlar birbirleriyle kıyasıya bir mücadele vererek düşme hattından kurtulmaya uğraşıyor. Malatya, Diyarbakır ve Samsun düşecek adaylar arasında ilk sırada.

4- Bu arada devam eden Fortis Türkiye Kupası’nda final maçının Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında oynanması muhtemel. Ancak, kimin kazanacağını şimdiden kestirmek oldukça güç.

Benim lig şampiyonu olacak takım için adayım belli. Bakalım, umutla bekleyelim.

Ne demişler;

“Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.”

Sevgi ile kalın. Allah’a emanet olun.

(07/04/2006)

(Ahmet F. Yüksel)

93- BOYUTLAR GEÇİLESİ Mİ?..

“Şeriat -Tarikat yoldur varana
Hakikat - Marifet andan içeru ”

***

“Şeriat bir gemi,Hakikat bir deniz
Çokları gemiden denize dalamadılar”

Yunus Emre’ye ait bu mısralar ve bazı Hak Erenlerin benzer beyanlarının farklı kulvarlara çekilerek değerlendirilmesinden son derece müteessirim. Bazıları şöyle;
-Şeriat bir gemidir, gemi kısıtlılıktır, bizim hedefimiz denize dalmak olmalı!
-Gemide kalanlar hakikati hiç fark edemezler!..Denizden habersizdirler!
-Şeriat ve Tarikat yoldur ama hedef Hakikat-Marifettir..Yola takılma,geç gitsin!...

Acaba öyle mi?...Bu iki mısraı aslına bağlı kalarak düşünelim.Ne diyor Yunus?
“Şeriat -Tarikat yoldur varana / Hakikat - Marifet andan içeru ”

Menzile varmak için yürünesi yol gerek!...Hakikat-Marifet menziline Şeriat-Tarikat yolunda sadakatle yürüyen varıyor!..  Kur’ânî bir tabir olan Sırat-ı Müstakim; DOSDOĞRU YOL demek!... Yolda kâim olmak esas. Yol; geçilesi, atlanası bir boyut hiç değil! Mısradan Şeriat-Tarikat boyutunu arka plana iterek Hakikat-Marifet menziline paraşütle inmeyi anlıyorsan, bunun tarihte örneği yok ama, sana göre mümkünse bir şey diyemem!..

Gelelim ikinci mısraa:
“Şeriat bir gemi,Hakikat bir deniz
Çokları gemiden denize dalamadılar

Denize uzun süreli dalacak olanlar tüpleri takar, uygun elbiseyi giyer ve mutlak surette gemiye halatla bağlantılı kalarak dalar değil mi?... Dalıp da çıkmamak yada denizle deniz olmak bu boyutta mümkün değil!..  Dalıp çıkmayanlar; meczup-mecnun olarak ayrı bir alemdeler.

Dostum;
Özetle, “Şeriat kabuk, Hakikat öz, ben kabuğu kırıp özü tadacağım “ diyorsan bil ki bindiğin dalı kesiyorsun! Kabuğu kırık yumurta ne taze kalır ne de pişirince işe yarar!
Boyutlar;
geçilesi basamaklar değil, her daim yaşanası, hakkı verilesi aşamalardır. İnşaatı bitirip çatıyı örttükten sonra temelini dinamitleyen, ara katları yıkan ev sahibi gördüysen; diyeceğim yok!... Ben yumurtayı kabuğu, ağacı dalları, kökleri ve yaprakları ile sevdim. Sırat-ı Müstakim rotasında Cemalullah menziline ilerleyen gemiye hep sadık kalacağım!..

Perdelendiğim noktalar varsa uyar lütfen!..

(11/04/2006)

(Mehmet Doğramacı)

94- SIRRIN GÖNLÜNDE KALSIN

Sevgili Kardeşim;

Bir süredir tasavvuf yolunda okuyabildiklerini, içine doğan tespitleri benimle paylaşıyor ve görüş bildirmemi istiyorsun. Okuduklarından çıkardıkların ve gönlüne doğanlar oldukça güzel seyir örnekleri. Haddim olmayarak bazı önerilerde bulunmak isterim:

-Vardığın sonuçlar bilinç semasından beşer arzına dökülen rahmet sağanaklarıdır. Yağmur ne kadar Rahmani ve kutlu ise; onlar da o derece kutlu ve önemli.
-Mümin bir kula, Salih bir gönle ilham olunan doğuşlar, evliyanın müşahedesi gibi kıymetlidir.
-Tasavvufun genel geçer kuralları olsa da bu yolda hissedilenlerin büyük kısmı indîdir. Bana göre indî olanlar; İndillahtan, yani HAK KATINDANDIR!..

Bu nedenle hissettiklerini sübjektif diyerek bir kenara itemem… Objektif değerlendirmeye açılmasına gelince...

Bilesin ki bunlar SIR kapsamındadır!..Hakikat Yolu bir anlamda Sırlar Müşahedesidir. Sırrı ifşa edenler; geçmişte büyük bela-sınavlarla bedel ödedi. İndî olanın anlaşılması güç, hatta imkansızdır. Başkaları anlayacak olsa; Şems’i şehit eden, Hallac’ı darağacına gönderen, Nesimi’nin derisini yüzen zihniyeti bugün konuşuyor olmazdık...

Bazı seyirlerimi paylaşmanın  bana nasıl bedel ödettiğini şimdilik anlatmak istemiyorum. Senden Allah Rızası için istirham ediyorum:

Sırların sende kalsın!..Müşahedeni Rabbin ve senden başkası bilmesin!... Seni sevdiğim için, bedel ödemene gönlüm razı olmadığı için söylüyorum. Mevlana’mızın şu sözünü dikkate al lütfen: “Sırların gönlünde kalırsa, maksuduna çabuk varırsın!..”

(15/04/2006)

(Mehmet Doğramacı)

95- YABANCI OYUNCU SAYISI YETERLİ Mİ?

Fenerbahçeli yöneticiler “altı yabancı oyuncu yetmez” diyorlar. Bence haklılar da. Çünkü, Şampiyonlar Liginde arzı endam eden ekipler, nerdeyse takımın tamamında, dünyanın dört bir yanından seçtikleri çok pahalı oyunculara yer veriyorlar. Haliyle, altı yabancı ile oynayan Fenerbahçe’nin onlarla başa baş mücadele etmesi imkânsız oluyor.

Ayrıca, bu Avrupalı ekipler çok zengin. Oyuncuları ise boş arsalarda top koşturan futbolculardan değil. Değerleri milyonlarca doları buluyor.

Bu pahalı oyuncuları almak bizim kulüpler için imkânsız gibi.

Yabancı oyuncu sayısını artırmamak da işte bu konu ile ilgili. 

Borç batağından yakasını kurtaramayan büyük kulüplerimiz bu handikaplarının bilincinde olduklarından; ‘yabancı oyuncu sayısını artırmak yerli oyuncuların önünü kapatmak olur’ biçiminde bir açıklama getirerek bu duruma karşı çıkıyorlar. Aslında bu düşünceleri ile rekabet ortamı yaratılmasına izin vermezlerken, ülkemiz futbolunun ilerlemesine engel oluyorlar,

Gerçek olan şu ki: Birinci sınıf yabancı oyuncularla donatılan ekipler, hem temaşa zevkini yükseltecek, hem de rekabet ortamı yaratarak yerli oyuncuların aşırı transfer ücretlerini önleyecektir.

Yeterli parası olan herkes dışarıdan oyuncu alabilmeli, dışarıda rezil olmaktan kurtulabilmeyi düşünmelidir. Yabancı oyuncu sayısını artırma teşebbüsünün yok edilmesi, galiba küresel gidişatın bir acayipliği oluyor desek, yalan söylemiş olmayız.

(18/04/2006)

(Ahmet F. Yüksel)

96- BU NASIL İLETİŞİM?

Üveys El Karani(k.s) Yemen’de hasta annesine Allah Rasülü (s.a.v) den haberler verir, Onun sohbetlerini, hicretini, savaşlarını, seferlerini gün be gün hisseder, görmüşçesine aktarırdı. Hatta Uhud’da kırılan dişinin acısını aynı ile duymuş, kendi dişlerini kırmıştı.

Hz. Ömer (r.a) sefere yolladığı komutana Mescid-i Nebevi’nin minberinden seslenir: “Ya Sariye Dağa çek dağa!...” Savaşı kaybetmek üzere olan bir ordu, Hz.Ömer’in seslenişini duyan komutanın manevrası ile zafer kazanır!..

Yakup (a.s) oğulları buğday çuvalları ile Mısır’dan dönerken şöyle der: “Kervanınızda Yusuf kokusu duyuyorum!...”

Ahmed Er-Rufai (k.s) bir gün sohbet esnasında başını öne eğer ve bir müddet yarı secde halinde kalır. Müridleri durumu sorunca: “Şu anda Abdülkadir Geylani Bağdat’ta ayağım bütün velilerin omzu üstündedir buyurdu. Ona boynumu uzattım!..” diyecektir.

***

Hz. Üveys’in Rasülullah’ın hallerini Yemen’den an be an seyretmesi, Hz.Ömer’in Medine’den çok uzaktaki bir komutana sesini duyurması, Hz.Yakup’un Yusuf kokusu alması, Rufai Hazretlerinin Gavs-ı Azam (k.s) ın beyanını aynıyla duyarak iştirak etmesi nasıl bir iletişimle açıklanabilir?...

İnsan; nasıl bir hal veya mertebe edinirse böylesi hissedişler ve algılar yaşar ?...

Böylesi güçlü bağlar nasıl oluşur ?...

Günümüzde de bunların oluşması mümkün mü,ne dersiniz?...

(21/04/2006)

(Mehmet Doğramacı)

97- ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEK Mİ?

Dostum bana soruyorsun:”Nasıl olur, bu hali yaşamanın belirtisi nelerdir? “ falan diye.

Biliyorsun ben Zahiri İlimlerden ve Dinin Cami bağlamında yaşandığı yerden yetiştim.
Biraz da ruhumda köylülük var. Mertebe-Makam-Sülûk gibi tasavvuf terimleri ile anlatmayı beceremem. Ama istiyorsan cami ve köy bakışıyla açayım.

Bizim köyde bir cenaze vardı. Öğreneyim diye yıkama esnasında bana su döktürdüler. İşte yıkadığım ölüde seyrettiklerim:

-Seslenenlere hiç cevap vermiyordu; Daimi Sükûtu seçmişti.

-İmam nereye çevirse itaat ediyordu; İradesi yoktu.

-Sıcak su yaksa, soğuk su üşütse de gıkı çıkmıyordu; İnsafa Teslimdi.

-Dövsek karşı koyamaz, vursak kaçamaz, hakaret etsek savunamazdı; Tepkisizdi.

-Çevresine veda etmiş, dünyaya gözlerini kapamıştı; Tek başınaydı.

-Unvanlarını bırakmış, her şeyiyle çıplak kalmıştı; Soyunmuştu Örtülerden.

-Bilgisi, tecrübesi, birikimi, itibarı, sahip oldukları sıfırlanmıştı; İddiası yoktu.

Sardık sarmaladık,namazını kıldık ve attık başımızdan. Kendi haline bıraktık.

***

Kusura bakma, sana yardımcı olamadım. Cami kültürü ve Köylü mantığı ile bu kadar oluyor!..

Bana sorarsan; yaşamak çok güzel !.. Ölümden bahsedip de içimizi karartma olmaz mı ?!

(24/04/2006)

(Mehmet Doğramacı)

98- FARK ETMEK, FARKLI OLMAK

Dostum,iki satır karaladık diye fakiri zor sorularla sıkıştırıp durursun. Şimdi de soruyorsun:
-Farkındalık hali nasıl yaşanır?... Hakikati fark etmem için neler yapmalıyım?...

Sorunun cevabı koca bir sistemin okunmasını icap ettiriyor. Tasavvuf; cevap arayanların yaptıkları çalışmaların toplamı. Soruna birkaç cihetten yaklaşmak mümkün. Bir-iki yönden açalım: Farkındalık; farklı olmayı niyete almakla başlar!.. Kalabalıklara uyacak, sıradanlığı kutsayacaksan bu konuya hiç girme, yuvarlanırcasına yaşa gitsin!..

Mekke ulularına baş kaldıran Hz.Muhammed (s.a.v) gibi önce farkını hisset ve gereğini ortaya koy!.. Benlik devletine ve uşaklarına başkaldıracaksın. Şirk egemenliğiyle örtülen Özünü bulmak için! Gönül Kâbendeki putlarını (arzu, istek, heva, alışkanlık) kırmayı niyete alacaksın…Yani zora talip olacaksın!..

Sonra Bütünlüğü-Tamlığı hissedeceksin. Sen ve Ötekiler yok!.. Hayvanat, Nebatat, Cemadat adına ne varsa hepsi bir-bütün. Yeller gibi esen, seller gibi coşan, yağmur olup yağan Yunus var ya, Onun gibi hissedeceksin Evrensel Özle bütünlüğünü…

Dün gece okuduklarım Bütünlük-Tamlık halinin zirvesiydi:
Bayezid-i Bestami (k.s.) bir köye uğrar. Zorbalar bir merkebi kırbaçlamaktadır. Hayvanın ayakları kan revan içinde kalır. Adamlar Bayezid’in yanına geldiklerinde ne görsünler, şalvarından kan sızıyor, hayvanın bacakları nasıl kanıyorsa Onunkiler de öyle!.. Bu ne hal, dediklerinde şöyle cevaplıyor büyük veli:
-Merkebin acısını kendimde duyamazsam nasıl Cem Makamına talip olurum?...

***

Cem Makamına yol çok uzun kardeş. Farklı olmayı hele bir niyete al, bütünlük hissini hele bir kavra, ötesine Allah Kerim!.. Karınca demiş hani, varmak değil yolda yürümek esas!..
Yürüyenlere selam olsun!

(28/04/2006)

(Mehmet Doğramacı)

99- KISSADAN GERÇEĞE

-Hz. Ali (k.v) hayatı boyunca kendi mahrem uzvuna hiç bakmamış !...

-İmam-ı Azam (rh.a) tam 40 yıl yatsı abdesti ile sabah namazı kılmış!..

-Mücahitlerden kelle koltukta, kılıç elde koşanlar görülmüş. Zafer onlarla kazanılmış!..

-Hz.Musa(a.s) asasını bir uzatmış, Kızıldeniz ikiye yarılmış !..

-Hz.Süleyman (a.s) kuşlar başta olmak üzere hayvanat ile konuşurmuş!..

-Yusuf (a.s) kuyudan zindana,zindandan hükümranlığa uzanan nice maceralar yaşamış!..

***

Zahiren böyle inanıyorsun. Hatta hüzünleniyor; ”Onlar başka imiş” diyerek ötedeki(!)

zatlara hayran oluyorsun. Güzel…

-Hz.Ali’nin kendi uzvuna hiç bakmayışını EMMARE NEFS boyutuna hiç düşmeyişi, hayatı boyunca ona bir an bile prim vermeyişi,

-Ebu Hanife’nin; uykuda bile bilinç uyanıklığı yaşaması,

-Hz.Musa’nın, özündeki Rabbani kuvveleri harekete geçirerek benlik denizini yarması,

-Kelleyi koltuğa almayı; beşeri kayıtları hiçe sayarak Aşk ile büyük neticelere erilmesi,

-Hz.Süleyman’ın kurt-kuşla sohbetinin; mahlukatın ortak dili; gönül-sevgi boyutunu kendinde açarak BİRLİK-BÜTÜNLÜK yaşaması,

-Hz.Yusuf’un seyahatini; benlik kuyusundan Safiye yaylasına yol alışı,diye DÜŞÜNSEK KIYAMET Mİ KOPAR?...

Ne Kur’an, ne de Hadisler,ne de Evliya Halleri uzaktakilerin hikayesi değil!.. Kur’an; kendi anlatımına EVVELKİLERİN HİKAYELERİ diyenleri nasıl vasıflandırıyor bir bak istersen! (Nahl-24, Müminun-83, Kalem-15)

Ötede sandığın Zatlar; sende açığa çıkması muhtemel boyutlar!...Tabii hakiki manada OKUyabilirsen !... Zahire,Keramet-Mucizeye sırt çevirdiğimi sanma! Gönlüne uyar, aklına yatarsa bir de bu perspektiften bak!

(03/05/2006)

(Mehmet Doğramacı)

100- SANA DELİ DEDİLER Mİ ?...

Bazı ayetlerde ilginç bir şey gözlemledim: Allah Rasülüne kafirler Mecnun (deli) demişler.
(Hicr-6, Şuara-27, Saffat-36, Duhan-14, Zariyat-39/52) Bazılarında da Onun mecnun olmadığı Rabbi tarafından açıklanmış: ( Tur-29, Kalem-2/52, Tekvir-22)

Bazen çaprazlama, hatta tersine çalıştırarak düşünmek kanaatimce tefekkür ufkumuzu açıyor. Aklıma değişik bir şey geldi: İman ederek idrakine vardığımız gerçekler bizden fiile dökülünce, Hakikat Yaşamı toplumda ortaya konunca, çoğunluk tarafından garipsenmek, dışlanmak da Nebevi bir vakıa olsa gerek ?!... Hiç böyle düşünmüş müydün?.

***

Kardeşim! Diyorsun ki; filan kitaplara eğilip okuduklarımı dillendirince ailem bana tavır aldı. Dostum! Dini birazcık yaşamaya başlaman patronu sinirlendirmiş. Gayretli Arkadaşım! Eski dostların senden sıkılır olmuş öyle mi?...

Alemlerin Efendisine deli ve sihirbaz demişlerken, koca bir şehir Ona tavır almışken sen ne bekliyordun ?.. Güle oynaya, suya sabuna dokunmadan hakikate varacaksın, etrafın alkışlayacak, iyi yapmışsın diyecek öyle mi ?.. Deseler Hz.Muhammed’e derlerdi !..

...

Üzülme! Bak,ayetlerle bir şeyi fark ettik;Çevrenin garipsemesi yolun önemli kavşaklarından…
Hatta daha da ileri gideyim; Çevren ne kadar dengesiz diyorsa o derece dengeye gelmekte olduğuna inan!...

İçinde herkesten farklı idrakler, hissedişler yaşasan da, yine de etrafı üzmemeye gayret et. İslam; denge ve ölçüdür… Tepkilere aldırma!... Çok daralırsan ayeti sana iniyor gibi oku:
“SEN RABBİNİN NİMETİ SAYESİNDE DELİ DEĞİLSİN!” (Kalem-2)

(08/05/2006)

(Mehmet Doğramacı)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Üst Ana sayfa e-mail