|
 
oplum
ahlâkı tarafından dışlansa da, cinsel olan her şeye duyarlıyız.
Aslında cinsellik bütün dünyada tartışma yaratmış,
olumlu-olumsuz pek çok tepkiye neden olmuştur. Arzuyla yapılan
hareketlerin,
beklentisiz, tekdüze giden hayata çoğu zaman renk
getirdiği ve başkalaşıma yolaçtığı veya kişinin üstündeki
stresi attıktan sonra güçlü bir enerjiye kavuşması bakımından,
yine de farklı anlamlar taşıdığı görülmektedir.
“Üzücü
sonuçlar yaratan böylesi duygulara set çekebilecek, bir
anlamda frenleyebilecek düzeyde bir irade bireylerde mevcut değil
midir?” şeklinde ki sorunun yanıtı ise genelde mistik alan
dışında pek verilememektedir.
Sistemin
temelinde, bedenle barışık enerjinin evrenselliğe ulaşmasında,
arta kalan posa enerjinin dışarı atılması için
başka bir yöntem maalesef bulunamadığı için bu konu
da ön yargılı davranmak gerekmiyor.
Bireyin
canlılık, yaratıcılık gibi duygularının akupunktur
tedavisi ile yoğunluk kazanabileceğini düşünmek, sanırım,
biraz saflık olur.
Bu bakımdan doğal olarak seks tercih edilmekte ve bunalım
devreleri
böylelikle atlatılmaktadır.
Diğer
taraftan tüm yaşamsal faaliyetlerini bir yana itip ne aradıklarını
bilmeyen, zamanının belli bölümünü fizyolojik koşullar
istikametinde, sekse dayandırıp kargaşa yaratan insanların
yaşantısına tanık olmaktayız.
Bunlardan biri asrımızın belki de en popüler skandalını
yaratan eski ABD başkanı Bill Clinton dır.
Kendisine
yöneltilen iddialar karşısında “seksüel ilişki”
lerini yalanlarken, üzerindeki baskılar artıp iyice köşeye
sıkıştırıldığında “sadece oral seks yaptım”
diyerek kendisine heyecan veren bu eylemi, gizleyemez hale gelmiştir.
Aslında
onun çelişki doğuran ifadelerinin altında bir değişime
gereksinim duyduğu açıkça hissedilmektedir.
Ne
var ki, normal ahlaki şartlara da, derin mistik anlayışa da sığmayan
bu tip davranışlar, hele Amerikan toplumu içinde “yalan”
gibi bir kavramla bütünleşince, kişiliği, kariyeri ne
olursa olsun onu mahkum etmeye, yerden yere vurmaya kafi
gelmektedir.
Çok
enteresandır ki, “bu acaipliğe”
türlü nedenlerle bulaşan kişiler dahi, bu eylemleri
“şahsiyetsizlik” gibi kabul edebilmekte ve dedikodu
malzemesi yapabilmektedir.Nedenleri araştırılmadan, derinliğine
inilmeden, tepeden inme tavırlarla ve mistik yumuşaklığı
dahi kabul etmeyen bir tutumla, yapanın
özel hayatını ilgilendirdiği halde, kötü değerler
arasına katılabilmektedir.
Birey,
temeli kalıtımsal özelliklere dayanan ve düşüncelerin dışa
yansıması ile ilişkili bu hareket tarzı yüzünden, toplum dışına
itilmekte, üzerine yapıştırılan etiket “Günahkar”
niteliğinde
olabilmektedir.
Ne
var ki yargılamada abartıya gidilmesine de gerek yoktur.
Bu
tür kareketler karşısında, astrolojik, genetik, manyetik çekim
alanlarının varlığını kabul edip karar verebilmek, inanılmazı
başarmak demektir.
Yeri
gelmişken bir dostun bu yöndeki düşüncelerini aktarmak
istiyorum.
“Aslında
ben insanları çok yargılarım.
Kalite anlayışları yüzünden de yıllarca bocaladım.
Ama böyle bir seviye ile karşılaştıklarında olgun
davranmaya eğilimli iseler, daha geniş bir açıklığa kavuşmaları
işten bile değildir. Şimdi kendimi o basamakta
buluyorum...”
Bence
en azından hoşgörülü olmak yeterli.
Aklını
seks ile bozmuş olanlar için bunları yazmadım. Baştan düşünmediğim
konu başlığını ise “Zor bir Yazı” olarak
isimlendirmeye karar verdim.
İstanbul
- 16.3.2000
http://afyuksel.com
|