Bu örtünme meselesi konusunda daha önce de yazdım. Ama sorun devam ettiği sürece, biz de yazmayı sürdüreceğiz demektir.
Başta Kuran-ı Kerim ve Hadisler olmak üzere, İslamiyet'in temel esasları arasında bulunan ''örtünmenin'' gereği ve nereleri olacağı hususunda mutlaka “ kesin hükümler “ bulunmaktadır. Önce bunu şartsız kabul etmek, sonra da diğer konularda mutabakata varmak gerekiyor.
Kuran'da, ''kadınların ziynet (zinet) yerlerini örtmeleri'' emredilmekle birlikte, zinet yerinin neresi olduğu konusunda, uzlaşılması mümkün olmayan farklı görüşler ve tartışmalar var. Bir kısım yorumculara göre Zinet yeri, kadının “başı“, ''edep yerleri'' veya ''göğüsleridir''. Bazılarına göre ise, tüm vücududur.
Olayı bu şekilde gözlemleyenler, İslam dünyasında herkesin kabul edebileceği net bir açıklamanın yapılmadığını kabul ediyorlar. Değerlendirmelerde ''tutarsızlık, belirsizlik'' hakim olunca “ örtünme “ işlevi algılama türüne göre istikamet çizmede dolayısıyla hanımlarda keyfi olabilecek farklı tesettür modelleri ortaya çıkmaktadır.
Örtünmede kimi sadece bir başörtüsüyle yetinirken, kimi çarşaf giymekte, bazıları da çarşafla birlikte, yalnız gözlerini açık bırakacak şekilde yüzlerini dahi kapatmaktadır. Bazı hanımlar ise ne gariptir ki, sadece türban takmayı benimsemekte, vücudun diğer yerlerini teşhir etmekten geri kalmamaktadır. Bu farklılıkların, aslında olmaması gerekiyor. Bireyler bu yöndeki hükümlere iman ederek yaşamayı arzuluyorlarsa, örtünmede ortak bir nokta bulunmalıdır. Zira inanç faktörü insanları gelişigüzel davranmaya itemez.

Benim zinet yerlerinden anladığım, karşı cinsi tahrik eden bölgelerdir. Bu bakımdan bacakların da diz altına düşen kısımlarının, zinet yeri şeklinde kabul edilmesi olasıdır. Tesettürün baştan başlayıp, diz altı boyuna kadar olması kaçınılmazdır. Başın örtüldüğü yerde göğüslerin ve baldırların açıkta bırakılması gibi bir düşünce olamayacağına göre, bu yöndeki tartışmalar bir yerde nihayetlenmelidir.
Her insan kendi dünya görüşü, hayat tarzı doğrultusunda yetişir. Bu nokta Hz. Resulullah tarafından şöyle dile getirilmiştir: “ Her çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar, sonra onu annesi alır, Hıristiyan yapar, Yahudi yapar, Mecûsi yapar.” Şayet Müslüman bir aile ise çok tabidir ki, çocuğunu kendi istemleri doğrultusunda yetiştirir. Onun ibadet yapmasını arzu eder, bu yönde teşvik eder. Aynı şekilde başını örtmesini de ister. Makul olan onun bu isteğini kullanmasıdır. Bunda şaşılacak bir taraf yoktur. Ancak toplumsal yaşamda baş örtüsü taktığı için küçümsenen insanlar var. Bazı hakları elinden alınan, okuldan atılan öğrenci kardeşlerimizi görüyoruz. Bu hususların bir an önce sağlıklı bir duruma getirilmesi ve mağduriyetin önlenmesi şarttır. Ne varki örtünmeyi de ifrat noktasına vardırmamak gerekmektedir.
Örtünme konusunda oldukça enteresan gelen bir açıklamayı yine Kur’an’ı Kerim yapıyor:
Bir nikah ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş kadınların, zinetleri (Yabancı erkeklere) teşhir etmeksizin ( bazı) elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. İffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.”
Bu uyarı; birtakım kesimlerin mistik verileri nasıl değerlendirdiğini göstermesi açısından fevkalade önemlidir. İslâm toplumu içinde yaygın, hakim olan
uygulama, hanımların gençlikte örtünmemesi, kapanmayı yaşlılığa bırakması değil midir? Halbuki görüleceği üzere vahyin insana yaptığı yaklaşım gayet farklı. Vahiy, açık ve net bir biçimde örtünme eylemindeki yaş sınırını belirlemiş. Âyet-i Kerime; kadının belirli bir yaştan sonra ( adet görme halinin bitmesi ) ile bazı elbiselerini çıkarmasında mahzur görmüyor. Kur’an’ ı tevil edenler bu elbiseden kastedilen şeyin başı açmak olduğu hususunda hemfikirler. Yani bu aşamada kadının başını açmasında bir mahzur bulunmadığını ifade ediyorlar.
Bizlerdeki uygulamanın ise Kur’an indinde pek bir anlamı yok gibi. Toplumun yapa geldiği şey, anneden-atalardan gördüğü biçimde, kısaca şartlanma ve değer yargıları istikametinde. Dikkat ederseniz evrensellik, kadında tesettürü değişik biçimde gözlemlemiş ve adetten düşen kadının başını örtmesinde serbest kaldığını belirtmiştir. Tabii, ben bu örtünme eylemini her kadının bu şekilde yaptığını düşünmüyorum. Bir algılama zihniyeti olarak kabul ediyorum.
Örtünme; ahlâk/namus ve günah kavramlarına dayalı bir iştir. Dinde her işlevin bir teknik izahı bulunuyor. Tipik bir örneğini de tesettür işleminde gözlemlemekteyiz.
Bütün bu açıklamalara karşın, bir hanımın namus anlayışına dayalı bir şekilde örtünmeyi İslâm’ın en önemli değerleri arasında kabul etmesi beklenmemeli...
Şayet böyle bir düşünce hakim ise kesinlikle bu yargıdan sıyrılınmalıdır. Zira İslâm’a inanan her hanımın yapması gereken şey, tesettürün yanı sıra araştırma- geliştirme ile bilgi üretimine dayalı bir biçimde beyin gücünü artırmak olmalıdır.

İstanbul - 30.10.2001
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail