|
 
Kur’an-ı
Kerim’de üzerine yemin edilen unsurlar çok yönlü
değerlendirilirse,algılama-bakış açımızda yeni idraklerin
açılmasına vesile olurlar.Dikkatle tefekkür edildiğinde üzerine
yemin edilen yıldız, meyve,vakit yada mekanlar çok özel seçilmiş
kavramlardır.Onların zahiri anlamlarından öte,değişik manaları
yüklenmiş olduğunu bazen hayretle,hayranlıkla müşahede ederiz.
30.cüzde
bulunan kısa surelerden İnfitar Suresini “Bilinç Yarılınca”
başlığı altında incelemiştik.Bu hafta yeminlerdeki hikmetlere
yoğunlaşarak TİN SURESİ üzerine birlikte düşünelim.
TİN
SURESI
(95.Sure/Mekke’de İndi/8 Ayet)
Bismillahirrahmanirrahim.
1-Yemin olsun
İncire ve Zeytine:
Üzerine
yemin edilen bu iki meyve türü elbette bir hikmete binaen
seçildi.Müfessirlerin bir kısmı;Akdeniz Havzası ve Ortadoğu
Bölgesinde yetişen iki önemli ticaret metaı olmaları hasebiyle
incir ve zeytine yemin edildiğini zikrederler.Biz bu iki
meyvenin zahir özelliklerinden yola çıkalım,bakalım batın
boyutunda hangi anlamlar karşımıza çıkacak?..
a-İncir;çok çekirdekli-Zeytin tek çekirdekli:
İncir Kesret(Çokluk Alemine) işaret ediyor.Tek meyvede yüzlerce
çekirdek barındırıyor.Zeytin ise tek çekirdekli.Zeytin bu
haliyle ilk planda Vahdet Alemini (Teklik-Tevhid Boyutunu)
çağrıştırıyor.
Kesret;yaşanacak boyutların ilki.Yaşadığımız alem;kesret
alemi.İnsanın kendini içinde hazır bulduğu ilk boyut kesret.O
sebeple önce İncire yemin ederek sure başlıyor.Vahdeti temsil
eden zeytin,incirden sonra geliyor.Burada gizli bir hedef koyma
ve yönlendirme söz konusu.Adeta Rabbimiz,yürümemiz gereken yolu
çiziyor ve:”Kesret boyutunda kalmayın,kesret içinde vahdeti
bulmaya çabalayın.Hedefiniz Tekliğe ermek olsun”,diye gönlümüze
hitap ediyor.
b-İncirin
kullanımı,fayda alanı dar-Zeytinden çok yönlü istifade edilir:
İncirin çok boyutlu kullanımı yok meyve ve tatlı olması
dışında...Kesrette;Hakikatten alacağınız çok bir şey yok.Tek
boyutta kalır, dar bir pencereden bakarsınız.
Zeytin öyle
mi ya? Sofrada gıda olur.Yemeklere yağ olur.Hatta sabun olur da
pak eyler insanı...Ve insanın kullanımına sunulan eşyayı...
Vahdete
ermeye bakınız!...Bir ererseniz o sırra ne boyutlar açılır
sizde!...Ne farklı manalarla projektör olursunuz kendinize ve
insanlığa...Vahdete erince sabunlanmış gibi temizlenirsiniz
Şirkten. Arınırsınız.
Arınmakla kalmaz çevrenize de arıtıcı olursunuz...
İncirden
yedikleri için Adem ve Havva’nın dünya boyutuna düştükleri de
zikredilir.Kesret boyutu,en alt boyuttur.Kesret,cennet
yaşamından uzaklaşmak demektir.Kesret,aşağıların aşağısıdır.
c-İncir;dalından alınıp,doğrudan kullanılır-Zeytin;birtakım
işlemlerden geçmeden kullanılmaz:
İncir olgunlaşır,toplanır,gıda olur.Zeytini dalından alıp da
yiyin bakalım,yiyebilirseniz.Isırmanızla çıkarmanız bir
olur.Zeytin,bir takım işlemlerden geçmeden yenmez..Sıkılır yağ
olur,eritilir ateş görür de sabun olur...
Kesreti
yaşamak kolaydır.Dalından alıp incir yer gibi rast gele kesret
boyutunu yaşarsınız.Ne düşünce lazım,ne duygu,ne akletme!..Bedeni
boyutta nefsiniz ne diyorsa onu yapar,yuvarlanır gidersiniz.
İçgüdülerin
yaşamıdır Kesret. Hırs,öfke,takıntı,haset sahibi,dedikoducu
insanların basit hayat tarzıdır.
Vahdet öyle
mi?!..Vahdeti öyle ucuza vermezler insana.. Vahdet lezzetine
erebilmeniz için bir takım aşamalar görmeniz
lazım...Sıkılacaksınız önce...İmtihanlar göreceksiniz...Belalar
kuşatacak sizi.Sonra biraz da yanacaksınız ki,nefsiniz erisin
şöyle..Nefsiniz sıkılıp eridikçe RIZA yağı çıkacak özünüzden.
Ne lezzetlidir o yağ!...Neye katsan tadına doyum olmaz.İbadet
de,hayat da tat vermez Rızasız.Yağsız yemeğin yavan oluşu
gibi.Rızaya erince,kemâlâta yol açılır,insan-ı kamilden ışık
alınır.
Rızaya erene
Rabbinden selam gelir.(Yasin-58)Selam; kurtuluş,selam; barış,
selam, iç huzuru,selam; kendiyle barışık olmak demektir.Cennetin
kapısındaki meleğin adı RIDVAN;Çok hoşnut,çok razı olmuş kimse
anlamına gelir.O halde;Razı olan yaşar dünyada cenneti…
Erimek için
ateş,yağ çıkarmak için sıkmak
gerek.Ateş;aşk,sıkmak;çiledir.Zeytini korumak için salamura şart
sonra.Tuz yani,acı şeyler yani...Vahdet bilinci diri kalsın diye
sürekli bela lazım desek çok mu ileri gideriz? Mevlevi dervişler
ayrılırken birbirlerine:“Belân Bol Olsun Kardeşim”
derlermiş.Vahdet yaşamını en üst düzeyde yaşayan Nebi-Rasüller
en fazla belaya uğrayan kimseler olmuşlar.Yurtlarından
sürülmüşler,savaşlar yapmışlar,hatta can vermişler o
uğurda.Sonra Veliler çekmiş bu ıstırapları.
Yanmışlar, kavrulmuşlar, erimiş benlikleri…Yananlar ve ıstırap
çekenler çağlar ötesine ışık saçmışlar.
Aşk deyince
Mecnun’u, İnsan Sevgisi deyince Mevlana’yı konuşuyoruz
asırlardır.Onlar benliklerini rafine ederek özü bulmuşlar.Rafine
için ateşe,darbeye,bin bir işleme maruz kalmaya gönüllü razı
olmuşlar.<Altın asitte saflaşır.Demir dövüle dövüle kılıç
olur.Kaya yontula yontula tuğla olur.Ağaç kesilip biçildikçe
döşeme olur.” demişler.
Kesretten
vahdete geçişin doğası bu.Çile-Ateş-Istırap ve Bela.Onlar
olmadan hakikati kavramak,işi tıkırında giderken Hakka ermek
neredeyse hiç görülmüş değil!...Hasret,ayrılık,dert çoğaldıkça
artarmış aşk ateşi.Ateş arttıkça pişer,yandıkça olgunlaşırmış
insan.
Veysel
Karani yıllarca yanmış Rasül diye.Medine’ye gelmiş görememiş
Onu.Görse dayanamazdı belki de.Ama ayrılık ateşi onu öyle bir
noktaya getirmiş ki; Rasül, sahabesine:” Benden sonra Veysel
size gelecek,duasını almaya bakınız!” buyurmuş. Hz.Ömer günlerce
beklemiş Veysel’in gelişini…
Yananlar,ayrılık çekenler ilham olmuş nesillere..İnsanlığın
vazgeçilmez gıdası olmuş Evliyalar-Aşıklar Silsilesi…
c-İncir;yeşilden kahverengiye dönüşür-Zeytin,yeşilden
kahverengiye,kırmızıya,siyaha dönüşür:
İncir yeşil olur dalında.Saklamak isteyince
kurutursunuz,kahverengiye dönüşür.Varacağı boyut bellidir.
İki rengin ötesine geçemez incir. İkilikten çıkamaz yani.
Kesrette
kalan ya tek düze bir yaşam sürer,yada ikilemler içinde
zihinsel-bedensel bocalamalarla ömrünü yok yere hebâ
eder.Stres,bunalım,isyandır ikilik.İslam literatüründe Şirktir
adı.
Zeytin önce
yeşildir.Rızanın,Nübüvvet kemalatının rengidir yeşil. Rızaya
ermek ilk aşama.Yeterli mi?..
Değil! Ya ne
lazım?!..Kırmızı lazım...Yanmak lazım kızarmak için...Gül de kan
kırmızısı ya...Şehadetin rengi de kırmızı.Aşkın rengi de..İşte
ondan lazım..Vahdete adım atan;bu aşamalar için yola çıkmış
demektir...Önce Rızanın yeşili,sonra Aşkın kırmızısı,sonra da
yangın sonrasının,hiçliğin Simsiyahlığı...
Neyin rengi
Siyah? Kabe'nin!..Siyah Velâyetin rengi.Vahdete erenin
rengi.Belki de SIBĞATULLAH=ALLAH BOYASI siyah.Benlikten
geçip,hiçlikte hepliği yaşayanların rengi.Siyah örtülü Kabe’nin
Sarı sırmalı kuşağı var alnında.Zeytin yağı da saf sarı!..Bakara
Suresinde Rabbimizin Yahudi zihniyetine sahip kişilerden kurban
edilmesini istediği sığırın rengi de açık, parlak,görenlere
sevinç veren bir sarı. (Bakara-69)
Sarı Sığır;
içimizde bizi durmadan yiyerek,tıkınarak semiren nefsimizden
başkası mı ki?!..Yahudi zihniyeti;dünyaya dönük yaşamın
sembolü.Dünyaya dönük yaşayanın,dünya dünya diye feryat eden
nefsi boğazlaması o kadar zor ki!..O boğazlanmaksızın Vahdete
ermek de mümkün değil.
Aslında
tamamen ölmesi de istenmiyor.Ölmesinden ziyade kontrol altına
alınması emrediliyor.Islah edilmiş Nefis,Vahdeti yaşarken de
lazım olacak.Ama ölçülü olmak kaydı ile.Kabe’nin siyahına
nispetle sarı sırmalar ne kadarsa işte o kadar nefis yeter
yaşamak için…
….
İncir;kesret
sembolü.İncir;ilk günahı,ilk düşüşü çağrıştırıyor.Zeytin;Vahdet
sembolü.Varılacak bir hedefin timsali.İncir;tek düze-ikilemli
bir yaşam.Zeytin;aşamalı bir eğitimin,tedrici gelişimin simgesi.
….
Kesret;aşağı
bir boyut ama o da Sünnetullah(Allah’ın Sistemi) gereği..Kesreti
küçümsediğimiz, aşağıladığımız sanılmasın. Cenab-ı Hak İncire
yemin etmekle tıpkı incirin yüzlerce çekirdeği içinde barındırıp
BİRleştirmesi gibi kesret boyutunda vahdetin yaşanabileceğini de
ima ediyor.
Kesret
önemsiz bir boyut olsa;dünya hayatı olmazdı.Dünya ve ahiret
boyutlarının var olması da imtihan sırrının bir
gereği(Mülk-3).Vahdet ne derece ideal ve ölçülü ise;Kesret de
aynı,o derece mükemmel bir boyut.Hatta vahdete kesretten
gidiliyorsa,İncir zeytinden öne alınıyorsa,çok çok mükemmel ve
önemli bir boyut.Kesret boyutunda yaşamakta olduğunu fark eden
insan,Vahdete yönelme arayışı içine girecek.Ama nerede aranacak
vahdet?..Ötede dışarıda mı?..Yoksa içte,özde mi?..Ayetlere devam
edelim…
2-Ve (Yemin Olsun) Tûr-i Sîna'ya:
Kudüs civarında yüksek bir dağmış Tur-i Sina!..Rabbinin Musa’ya
ateş içinden seslendiği dağ…Musa Rabbini göremedi.Sadece sesini
işitti.Muhammedi boyut; Vahdet boyutu kolay değil.Herkes
göremez.Çoğu kimse için,sesini işitmek nimetlerin en büyüğü
belki de…
Tur;yüksek yer demek.Sînâ ile Sîne arasında ince bir ilinti
mevcut.İnsan bedeninde yüksek bir mevkide sine.Anadolu halkı
oraya İMAN TAHTASI diyor.Aşkı da,hasreti de,sevgiyi de sinede
hissediyoruz.Kavrulan,yanan,dertlenen,üzülen,sevinen yer
orası…İnsan sineden besleniyor.Bebek sineden emerek
büyüyor.Hayatiyetin iki motor organı;Kalp ve Akciğer yine
sinede.
Rabbimiz hepimizdeki sinelere yemin ediyor!...Rabbimiz,dış
görünüşlerimize göre değil,sînelerimizde sakladığımız niyet ve
hislere göre bizi değerlendireceğini beyan ediyor. (H.Kudsi)
Kesret boyutundan,Vahdete yürümeyi niyete alanın,arayış içine
girenin yöneleceği yer sîne.İman da orada,his de…Gönül tabir
etmiş erenler.İnsandaki manevi kıble;sîne.Ötelerden
beriye,dıştan içe, başkası kavramından kendi özüne yönelişin
karargahı;sîne…Kendimize döndüğümüz mihrap;sîne…
Hak Erenler ne aranacaksa kendimizde mevcut olduğunu söylüyor
asırlardır:
Hararet nardadır,sacta değildir
Marifet baştadır,tacda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te,Mekke’de hacda değildir.
(Hacı Bektaş Veli)
***
İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür
İmansız olan paslı yürek sinede yüktür
(Mehmet Akif)
***
Beni bende demen,ben bende değilem
Bir ben vardır bende benden içerü
(Yunus Emre)
***
Kesret aleminden Vahdete yönelişin ilham
kaynağı;sîne.İlmin-Keşfin pınar halinde fışkıracağı yer de
orası.Niyetlerin,arzuların,duyguların saklandığı yer pak olunca
insan arınıyor.Gönül,güzel görmeyi, güzel düşünmeyi başardıkça
yaşam anlam kazanıyor.
Tur’un bir anlamı da Türkçe’mizde zaman zaman kullandığımız gibi
bir yörünge etrafında dönerek uçmak,tur atmaktır(Tayyare de aynı
kökten).Merkezkaç kuvveti ile bağlanıp,yörüngeye sabitlenerek
devrini tamamlamak.
Bu çerçevede sinesine,özüne yönelen insan;aynı zamanda Hakkın
yörüngesinde yerini almış,sapmaz, kopmaz bir ipe(Hablullah:ALLAH’IN
İPİ) tutunarak kendi olgunluğu için tamamlaması gereken
süreçlere başlamış demektir.
3-Yemin Olsun Emin Belde’ye:
Emin Belde;Mekke…İslam’ın geldiği,vahiy aydınlığının aleme
saçıldığı yer.
Eminlik;insan ilişkilerinde en çok öne çıkan değer.Güven unsuru
olmadıkça ne sevgi kalıyor ne de insani ilişkiler devam
ediyor!..Güvenilir insan;örnek insan.Allah Rasülü’ne İslam
öncesi Mekke’lilerin verdiği bir unvan var:MUHAMMEDÜL EMİN…
Güvenilir Muhammed…
“Kim oraya girerse emin olur” (A.İmran-97) buyruluyor Kabe
için.Kabe’ye giren emin oluyor.Başkalarını
yargılamaktan,dedikodudan,çekiştirmekten,ötelerde aramaktan
vazgeçip sînesine;Gönül Kabe’sine giren kimse kendini güvende
hissediyor.Kendine yönelen,öz güven buluyor.
Günlük hayatın sıradanlığından kendini arayışa yönelen insan
aynı zamanda güvenilir,emin insandır.O kişinin gönlünde taht
kuran iman ve aşk;ona eminlik kazandırır.Sevgi insanı,sevgiyi
çeker.Diğer insanlar onun yanında
olmaktan,sohbetinden,konuşmasından ayrı bir huzur duyarlar.
Yanmış, arınmış, çilelerle olgunlaşmış insanın halidir eminlik.
Denize atılan taş nasıl dalga dalga açılımlar yaparsa,toplumlar
içinde yaşayan Allah Aşığı kimseler de öyle açılımlara vesile
olurlar.Yunus’un,Mevlana’nın hala milyonlarca insandan ilgi
görmesi bundandır.
(Haftaya 4-5-6.ayetler)
Mehmet DOĞRAMACI
İstanbul - 08.03.2005
m_dogramaci@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com
|