ayatın akışı içinde insanı bazen mutluluğa, bazen de karamsarlığa iten birçok olaya tanık oluruz.

Yaşadıklarımızın izdüşümleri, zaman zaman bizi kendimizden geçirir. Sevinçli anlarımızda   gülücükler dağıtır, yakın bulduğumuz  insanları arama ihtiyacını duyar veya bir arkadaşımıza o gün bir çiçek göndererek geçtiğimiz günlerdeki kabalığımız için gönlünü alırız. Belki de asla denemeyi düşünmediğimiz bir işi o gün uygular, uzun süredir dargın olduğumuz  dostumuzla barışma fırsatını yakalayabilir, veya beğendiğimiz bir kitabı arkadaşımıza ivedilikle ulaştırırız. O gün yaşadıklarımızı  yakınlarımızla paylaşır, dertlerini dinleriz.

Mutsuz olacağımız, işimize gelmeyen konularda ise bir  itişip kakışmadır sürer gider ve ortalık toz duman olur.

Bu anlarda gözümüz hiçbir şey görmez, gücümüzü  gereksinimlerimiz için kullanacağımız yerde, barbarlığa sevk eder, birbirimize saldırır, yok yere  kalp kırar, insanları yaralar, küstürür, hatta işi öldürmeye kadar vardırırız. Gündüzümüz böylece yaşam kaygısıyla geçer.

Bu listeyi uzattıkça uzatmak mümkün...

Akla, ister istemez,

“Olaylar mı kişilerin, yoksa kişiler mi yaşananların oyuncağı ?”

“İnsanlar mı hayatın oyuncağı, yoksa hayat mı insanların oyuncağı?”

“Kim kime mahkum ? Biz mi  yaşananlara , yaşananlar mı bize ?..”

gibi  sorular  gelebilmekte.

Buraya kadar anlatılanlar, esasen bilinen hususlar.
Ben  sadece şu noktayı vurgulamak  istiyorum:
Sabah uyandığımız, etrafa boş  gözlerle bakıp birilerinin sanki, “Dünyaya hoş geldin uzaylı...”demesini beklemediğimiz anlarda, kulağımıza fısıldayan bir ses,  sanki gündüzün  nasıl geçeceğini söylemektedir.

Günaydın bayım ! ”

Bugün bayağı zorlanıp üzülebilirsin, dikkâtli olman gerek veya;

“Sana bir sürpriz var, müjde!..” gibilerinden...

Çoğumuz bu sesi duymak istemez,  “Hadi canım sen de!..“ der, varsayım gibi kabullenerek gülüp geçer, abartılı bulur.
Ama gece yatana dek çizebileceğimiz rota,  olumlu veya olumsuz denebilecek durumlar, sabahın erken saatlerinden itibaren    bir ses- görüntü  ortamı içinde  bize bildirilmiştir.

Şimdi yapmamız gereken, günün neler getirdiğini  görmek olmalıdır.
Bir anda patlak verecek bir olay bizi veya karşımızdakini etkileyerek, sabah aldığımız  mesajları doğrular hale getirmiştir.
Aslına bakarsanız,  olay oluşmadan evvel, semboller ve işaretlerle varlığını hissettirmektedir.
Ancak, biz  bunların  üzerinde durmamış, bağlantı kurmayı da asla düşünmemişizdir...

Örneğin, evden çıkarken her zaman yanınızda olması gereken cüzdanınızı unutmuşsunuzdur. O gün evde elektrikler kesiktir. Cep telefonunun pili bitmek üzeredir. Veya antrede  dizinizi kapının tam karşısında duran aynanın önündeki masaya vurabilir, acı içinde  “ Hay aksi şeytan!..”dercesine, başınıza geleni protesto edebilirsiniz. İşte  bütün bu aksilikler, ilerdeki saatlerde karşılaşacağınız muhtemel bir olumsuzluğun habercisi olmaktadır.
O gün belki arabanızı çarpıp çok üzülebilirsiniz veya beklediğiniz terfinin gerçekleşmediği haberi size ulaşabilir. Ümitle arzuladığınız maaş artışı yine olmamıştır...

Sözünü ettiğim bu ortak ses-görüntü alanını yaratan olaylar zinciri için “tesadüf” dememiz iyimserlikten de öte biraz saflık işareti olmuyor mu ?

Uzun zamandır görmediğiniz bir dostunuzdan haber almanız , dertleşmek istediğiniz bir arkadaşınızı birden karşınızda  görmeniz  rastlantı olabilir mi?
Yoksa bütün bunlar bir hayal ürünü mü yani dayandığı bir temel noktası yok mu?
Kısacası, bu düşünceleri beynimiz mi uyduruyor.?

Veya yaşam kaygısı, hayatın zorlukları, çocukların okul taksitleri, eşinizle olan kavgalı haliniz...  gibi düşüncelere dalmış giderken, birden cep telefonunun sesiyle irkiliyorsunuz!..

Telefondaki ses, hal hatırdan sonra sadede geliyor şakacı bir tavırla:

“....Bey, sizi yayın müdürümüz ....günü gazetede bekliyor.
Sanırım istediğiniz konularda yazma imkânınız doğdu.
Önümüzdeki hafta randevunuzun olduğunu söylemek isterim...”
Derin bir “oh!..” çekiyorsunuz. Aslında, bu  mesaj, önceden  tatlı bir müziğin eşliğinde  şifreli olarak bildirilmiştir.

Akşam eve yorgun argın döndüğünüzde eşinizin şöyle seslenmesi olasıdır:

“ Hayatım günün nasıl geçti. ? ”

suratınız asık ya da neşelidir.

“ Berbat!.. “

yada

“ Sevinçten havalara uçuyorum! ... “ demektesiniz.

Bu nedenledir ki, yaşanacak  olaylar öncesinde  “ Günüm  istediğim yönde şekillenecek “ düşüncesinden ziyade,  “ nereden nereye gidiyorum? ”un  cevabını verebilmek, sanırım çok daha mantıklı olur...

İstanbul - 30.05.2000
http://afyuksel.com


Üst Ana sayfa e-mail