alnızlık, yalnız kalabilmek, yalnızlığı yaşamak, bunu becerebilmek...
İşte karşımızda duran çok zor bir mesele!..

Anlatmak istediğim, farklı bir yalnızlık olgusu. Bu duygunun bencillikle bir ilgisi yok.
İsteseniz de yapamazsınız zaten.

Çünkü yalnızlık, çok ayrıcalıklı, farklılık gerektiren bir durum. Belki özgürlüğün en geniş açılımı, belki bir kişinin kendini tanıma gayretinin sonucu.

Kimi insan kalabalıktan, negatif enerjiden kaçar. Çok uzaklara gitmek ister. Dileği, yalnız kalmaktır.
Hani derler ya “bir başına yaşıyor.”
İşte, aynen bu tarife uyar.

Nereden bakarsanız bakın, yalnız kalmak insanın özünden gelen bir istektir. Gerçekleşir ya da gerçekleşmez. Ama asla bir şikâyet değildir, çaresizlik de olamaz.
Olsa olsa bir içtenliğin dile getirilişidir...

Her şarkıda, gözyaşında ve tabiatın her noktasında onu bulmak mümkündür.

Şaşılacak derecede, yalnızlıktan kıvranıp neredeyse iki büklüm olanın bile, aradığı bir şeydir yalnızlık.

Yalnızlık, zamanı, mekânı olmayan ve hayata anlam veren detayların hiçbirinin hatırlanmadığı bir kavramdır.
Bir tarif, bir anlatımdır. Emsali olmayan bir niceliğin ve niteliğin bir arada yaşanması gibi bir şeydir.

Yalnızlık dünyasında zıtlar, ayrıntı ile yaşama hakkına sahip değildir.
Hepsinin belki tek bir şansı vardır: “ Var olabilmek.” Ama yalnız olarak.

Başardıkları pek söylenemez. Zira ‘Yalnızlık, kendini yalnızlıktan kurtaramaz, dışarı adımını dahi atamaz.

Yalnızlığı tercih edebilme şansınız yoktur.
Böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Şayet bir insanda yalnız olma eğilimi varsa, bu dileme yalnız’lıktan kaynaklanır.
Zorlama ile yalnızlığı yakalayamaz ve asla yalnız olamazsınız!

İnsanın özüne kavuşabilmesi ile yalnızlığı yaşaması arasında kıl payı denecek kadar bile fark yoktur.

Yalnızlık, kişiye sabırlı olmayı öğretir. Sınırlandırmayı kaldırır. Varlık ateşini söndürür. Seçeneksiz bırakır. Çıkarına veya zararına olan kavramları değerlendirmekten alıkoyar. Egemenlik duygusunu yok eder.

Korku ve hüzün, bireysel hazlar ve ilgiler, yalnızlığın dostları olamaz. Yalnız olan, “ İnsan“ olduğunu fark eder. Farklılıklar, yalnızlık ile daha az kalabalık haline gelebilir.

Yalnızlık, yaşamı bir hayâl olarak kabul eder.

Yalnız yaşamayı tutkuya dönüştürenlerin ufku açılır. Kişi yalnızlıkla, içine çekilerek olgunlaşır. Onlar olayları geniş plânda değerlendirme yeteneğine kavuşanlardır
Objektif oluşlarından asla taviz vermezler.
Dışavurumları dengeli ve ölçülüdür.

Bazen insanlar yalnız başına bırakılır. Kendini toplasın, dağınıklığı sona ersin istenir...

İnsanda yalnızlık hali dıştan bakınca pek anlaşılamaz, fark edilemez. Bir insan ne kadar katı ise, bilin ki o ölçüde yalnızdır.

Yalnızlık, soğukluk, samimiyetsizlik gibi olumsuz niteliklerin değil, kemâlâtın bir göstergesidir. O, bir bütün, tam olma hali bile değildir. Belki tamamen yok olmanın, kendi kendine yetmenin ve sadece var olmanın bir adıdır.
Sıkıcılığın, endişelerden bunalarak kaçmanın getirdiği hali
“Yalnızlık“ diye vasıflandırmak, ona sadist ve zalimce yaklaşmak olacaktır.

Sadece insan yalnız değildir. Kozmosta bir güneş, tüm kalabalığın arasında yalnızlığını yaşar. Tabiat yalnızdır. Ağaçlar, sahili döven azgın dalgalar yalnızdır. Irmaklar, nehirler, ormanda birbirlerini parçalayarak yaşam süren hayvanlar, sürüler halinde uçan kuşlar, hep ama hep yalnızdır. Denizin üstünde ve diplerindeki balıklar da yalnızlık kervanının birer üyesidir.

Evren yalnızdır. Ruhlar yalnızdır. Melekler yalnızlığını fısıldaşır, Evliya, Aziz, Nebi- Resûl yalnızdır.

Yalnızlık! ...

Evet;
İnsan, ömründen epey bir zaman geçse de böylesi soyut bir kavramı biraz zor tanır.

O parçalara bölünemez, kısımlara ayrılamaz tek bir “Bütün”dür.
Bütünü yaşayan da yalnız olandır.

Belki de aynısıdır.

Bu hali bir tasvir edin, yaşamayı deneyin.

O, hiçbir şeyle eşdeğer değildir. Onu yaşayanın, kendisinden yüz çevirmesi düşünülemez. Biz “ yalnızlıktan geldik, yalnızlığa dönüyoruz “ diyenler, ancak “Yalnızlığı seçmiş, anlamış, kadrini, kıymetini bilebilmiş, bu dünyada kendilerini misafir olarak kabul etmiş olanlardır.

Bu hali anlatmak, onu bir renk ve koku vererek tanımlamak, benim içimde yanan bir arzu oldu.

Tabii, yalnızlığın verdiği izin ile...

İstanbul - 02.05.2000
http://sufizmveinsan.com

Yedi İklim Dergisi
Mayıs 2002


Üst Ana sayfa e-mail