|
 
u
yazının niçin yazıldığını başlığını görünce zaten
tahmin etmiş olmalısınız.
Konu
söz vermek ve verilen sözün arkasında olmak..!
Aslında
küçük yaşlarda hiç anlam veremediğimiz
şeyler, şimdi hayatımızın bir parçası olmuş
durumda. O zamanlar önemsenmeyen olgular, bugünün yaşamında
bir sistem haline geldi. Gerçi benim gibi, bir çok insan da “
nasıl olur da böyle olur “ diyor, ama öyle de yaşamak
zorunda kalıyor.
Evet
anlatmak istediğim toplumsal değerlerden biri de
söz vermektir.
Ne
demektir söz vermek ?.
Bu sözcük neyi
ifade eder ?
Kimler
söz verebilir ?..
Söz
verildiğinde, mutlaka tutulması gerekir mi?..
Hangi şartlarda insan sözünden dönebilir?..
Bir
düşünceyi, duyguyu yansıtmak için söylenmiş olan bir şeydir
söz.
Ve doğal olarak sözler, tutulmak için verilir. Tatminkâr
olmayan vaadler, zaten verilmiş kabul edilemez. Sözünü
tutan kişi, belirli bir ahlâka sahip,etik duygulara önem
verendir.
Sözün verilmesinde bir mantık, düzen, belirlilik,
vardır. Koşulların gözden geçirilmesi, yeni düzenlemelerin yapılması
gibi...
İnsanın,
kendi kendine verdiği sözler de
vardır.
-
Bir daha yapmayacağım...
- Sigarayı bırakıyorum...
-
Mutlaka zayıflayacağım,
nevinden...
Ne var ki, insan, çoğu zaman kendine olan saygısını
kaybetmeyi göze alıp,bir bahane bularak verdiği sözden dönmekte
ve eyleme geçirememektedir....
Mistik bağların
açıklanması ve kuvvetlenmesi yine söz de durmakla olur.
Zira insanın yaşama
azmini ve isteğini büyütür. Söz veren insanlar olduğu sürece,
hayallerin yeniden canlandığını görebiliriz.
Söz vermek, zirveye yaklaşmak, doğru adrese adım atmaktır.
Herhangi
bir basit olayın, ölüm/kalım,gurur/hıyanet/ delalet
meselesi haline getirildiği toplum yaşamında, insanların
“söz” lerine önem vermesi ve tutması oldukça
ilginç bir tablo ortaya koymaktadır.
Gerçeklerin söylenmediği, verilen vaadlerin tutulmadığı
yerde küreselleşme anlayışı beklenemez. Sözle; ancak kültürel
görelilik sınıf değiştirebilir.
Bir film şeridi gibi akıp giden hayatın önemli vurgularından
biri de sanırım verilen sözlerdir. İnsanın dağılıp, dökülmeden
yaşamasına, yeniden canlanmasına sebep olabilecek bir etkendir sözlerin tutulmuş olması...
Yerinde
kullanılamayan ve sonrasında devam eden vaadler,önyargılı
olmanın temel sebepleri arasında sayılabilir.
Söz verip de tutamayanın aklına, içini kemiren sorular
gelir.
"Niçin tutamadım?“
“Niçin başaramadım?“
Sözde
durmak kişiliği,
kişilik ahlakını, ahlak da toplumsal işlevi aksettirir.
Bireysel ahlak terk edilip, Allahın Ahlâkına,
yani mekârimi ahlâka ulaşılması zorunludur.
Bu
boyutsal değişim sırasında bireyin kullandığı ve verdiği
sözler çok önemlidir.
Söz
verme ve sözünde durmanın çok açık
örneklemesi, mistisizmin temel taşları olarak bilinen,
renksiz bir yaşama sahip
“
Evliya zümresinde “
görülüyor..
Verilen
sözün dışına taşılması veya bir başka hale dönüşmesi,
olayların akışı ile değişebilir.
Bu
değişiklik sözde durmamak anlamına gelmez. Değişiklikler
makul karşılanmalıdır.
“Ama
hayati bir konuda can alıcı, baskın bir söz asla değişmemelidir
“
Toplumun,
“kişiliksiz“ diye tanımladığı bireylerin, bu
nitelendirilmelerinin ardında eyleme dönüşmeyen
vaad edilen sözlerin olduğunu düşünebilmek, sanırım
doğru olur.
Verilen
vaadlerin içeriğini yansıtma hususunda
Allah
Resulü (a.s.)
şöyle buyurmuştur: " Münafığın alâmeti üçtür:
Konuşunca yalan söyler, vaad ettiği vakit vaadinde durmaz,
kendisine bir şey emanet edildiği zaman, hıyanetlik
eder."
Umutsuzluk,
çaresizlik, karamsarlığın kol gezdiği, ipin ucunun kaçtığı
ve her gün biraz daha çirkinleşen günümüz dünyasında ve
günümüz ilişkilerinde verilmiş bir sözün ne denli önemli
olduğunu varın siz anlayın.
Sözü veren, uzağı görmüş, bir bakıma avantaj yakalamış,
kendine güven kazanmıştır.
Aslında hayatı ilginç ve yaşanabilir kılan şeyin, söz
verme yetisi olduğunu düşünüyorum.
İstanbul
- 25.09.2001
http://sufizmveinsan.com
|