|
 
Allah
insanı sosyal bir varlık olarak yaratmış ve medeniyet geliştikçe
dayanışma-ticaret-yardımlaşma vb. toplumsallık ifade eden
kavramlar hayatın ana mihveri olmaya başlamıştır. Yalnızlık
sadece O’na özgü olduğundan şefkat-sevgi-sohbet-muhabbet-paylaşma
duygularımızı yeterince tatmin edemezsek, hiç de sevmediğimiz
“stres” ve “bunalım” kelimeleri başımıza amir
kesilecektir.
Günlük
hayatımız hem manen hem de maddeten bir alış-veriştir
dersek abartmış olmayız. Başımız sıkışsa bir dostun kapısını
çalar, bir çay içimi sohbetle rahatlamaya gayret ederiz.
Hayat denen bu alış-verişte belki de en kolay, en ucuz
pazarlanan malzeme; AKIL...
Kardeşimize
verecek hiçbir şeyimiz yoksa da dağarcığımızda kendimize
yettikten başka, dostlara da verecek bol miktarda akıl vardır.
Süslü cümleler, kendinden emin tesbitlerle akıl verirken çokça
kullandığımız bir giriş cümlesi var:” Yerinde olsaydım...”
diye başlar, peşinden o insanın halet-i ruhiyesini, O’nu o
hale düşüren sebep ve ortamı hiç de hesaba katmaksızın
tezler sunar, öneri paketleri açarız.
İslamî
İlimlere Hayat Veren (İHYA) eserinde İmam-ı Gazali şöyle bir tespitte bulunur:
“Hiçbir
kimseye “Ben senin yerinde olsaydım şöyle yapardım”
deme!.. Kimse kimsenin yerinde olamaz. Esma Terkibi ile yaratılan
insanların mayalarında farklılıklar çoktur. Onun için bu sözü
hiçbir kardeşine söyleme.”
Bizce
de yazımıza başlık olan bu söz birkaç açıdan yanlıştır:
1-Klasik
Din Öğretisinin dışına çıkıp çağdaş bakışla sistemi
incelediğimizde görürüz ki; Kader denen ilahi programda yanlışa
yer olmadığı gibi, yanlışı çağrıştıran keşke-eğer-olsaydı vb kelimelere de yer yoktur. Bu kelimelerin
isyan ve hatta şirk derecesinde günah olduğuna vurgu yapar,
İslam Alimleri ve Sırra Erenler. İlahi Senaryo yazılmış,
roller paylaştırılmış, dünya denen set hazırlanmış, çekimler
de bitmiştir. Filmin 2002 karelerini izliyoruz şu an. Yeni
olan hiçbir şey olmadığı gibi, olacak olan hiçbir şey de
yok. Rolüne RAZI olanlar; figüran da olsalar MUTLU; RAZI
OLMAYANLAR başrolde de olsalar MUTSUZ olacaklar.
2-Başta
da belirttik; ihtiyaç ve sıkıntı ancak kendi cinsi ile
giderilir. Kışın üşüyene soğuk ayran, yazın terleyene sıcak
salep ikram edilmez. Acıkana ilk yapılacak olan; yemek
yedirmek, susayana en güzel hediye bir kâse su, paraya
daralana karz-ı hasen yapmak esas iken; dinimiz de böyle
emretmişken “Yerinde olsaydım” cümlelerini kalkan
edinerek asıl fedakârlıktan kaçınmak, akıl satarak fedakârlık
yaptığı imajını vermeye çalışmak bize hiç de dürüstçe
ve içten gelmiyor. Sıkıntıya düşen insan dertlidir. Kırıklara
nazik davranmak, derin yanlışları olsa bile yüze vurmadan
yol göstermek, maddi bir desteğe güç yetmese bile hiç
olmazsa tevazu ile sorunu paylaşmak icap eder. Bu haldeki
birine “Yerinde olsaydım” demek, yaraya tuz basmaktan pek
de farklı değildir.
3-Allah
Rasulü(as)nün hadisleri sadece dini hükümlerde değil fenni
alanlarda ve psiko-sosyal tetkiklerde de bize yeni ufuklar açmaktadır.
Şimdi o büyük Nur Okyanusundan çıkan iki inciye dikkatle
bakalım:
“Bir dağın yerinden kayıp
gittiğine inanın ama bir kişinin huyunun değiştiğine
inanmayın.”
“Huyunuzu güzelleştiriniz.”
Bu
veciz sözler zahirde birbiri ile çelişir gibi değil mi?
Birinde “Huy, değişmez” derken ötekinde “Huyunuzu güzelleştirin”
buyuruyor. Zahirde de çelişki yok aslında. Azıcık dikkâtli
okuyalım. İkincide “güzelleştirin” demiş, ”değiştirin”
dememiş!.
Hadis’e
göre de huylar ve mayalar farklıdır ve kimse kimsenin yerinde
olamaz. Pekala, ama sürekli yanlış bir çizgide devam eden ve
sürekli zarar eden bir kardeşimize hiç mi yardımcı
olmayacak, onu hiç mi uyarmayacağız? Elbette yardımcı olacağız.
Bizim itirazımız; akıl verme işini öne alma kolaycılığından
kaçınıp, daha verimli bir şeyler yapabilme noktasındadır.
Huy
değişmeyeceğine göre, o karaktere sahip kişiyi özüne
uygun çözüme yönlendirmek bir yöntem olabilir. Örnek
olarak en kötü huylardan ve şeytani vasıflardan olan cimriliği
ele alalım. Para harcamaktan ödü kopan bu insanları kolay
kolay değiştiremezsiniz. Cimri birini Aşevi Müdürü
yaparsanız, vay o aşevinden yemek alan fakir halkın haline!..
Cimriyi değerlendireceğiniz en güzel yer, tasarrufun öne alındığı
Muhasebe Şefliği gibi işlerdir. Zaten harcamayı sevmedi, nasıl
olsa savurmayacak, tutumlu olacak ve o kurumu kalkındıracaktır.
Sürekli
önde olmayı ve şöhreti seven birine geri plandaki işler
verilirse, ondan fayda elde edemezsiniz. En öne koyarsanız da
tutkuları ile başınıza işler açabilecektir. İyisi mi onun
tanınma arzularından da yararlanarak kamu yararına bir dernek
ya da vakıfta Halkla İlişkiler Sorumlusu yapmak. Ya da paket
paket yardım dağıtan bir dernekte kapı kapı dolaşan bir
eleman haline getirmek. Bir-iki de kamera çekimi olursa, değmeyin
keyfine!.. Herkesten fazla koşacaktır yardım işine.
Girişimci
ruhtan yoksun yaratılışa sahip birinden, kitleleri sürüklemesini, girişimci birinden de memur mantığı ile
hareket etmesini bekleyemeyiz. Onları yerinde değerlendirecek
projeler oluşturmaya mecburuz.
Zahirde
cimrilik-şöhret arzusu gibi kötü huylarla yaşayan
insanlardan bile, o özellikler uygun alanda değerlendirildiğinde
verim almak ve hayır yönünde bir değişim sağlamak mümkündür.
Yeter ki uygun metot bilinsin. Allah Rasulü(as)’nün HUYU GÜZELLEŞTİRME
dediği sırrın bir boyutu bu olsa gerek.(Allah ve Rasulü daha
iyi bilir.)
Yapısı
müsait olmadığı için hayatta başarısız olmuş birine de
“Yerinde olsaydım.” demekte ileri gitmeyiniz. İnsan vardır,
emir ve maişet bekler; insan vardır ekmeğini taştan çıkarır.
Her ikisi de insandır, her ikisi de kutlu bir maya sahibi, her
ikisi de güzeldir. Hüner; dikenlerle bezeli fidede gülü görmek,
öylece kabullenebilmektedir.
4-“Yerinde
olsaydım” sözünün bir başka batinî değerlendirmesi ile
kardeşlerimi uyarıp bu bahsi bitirmek istiyorum. Bu; kader
planı ile alakalı, dikkât çekici bir noktadır. Farkında
olsanız da olmasanız da “Yerinde olsaydım. “ dediğiniz
kardeşinize karşı hafif de olsa bir aşağılama ve kusurlu görme
hali içine girmektesiniz. Burada şu hadisi nakledersem akıl
vermekte acele eden kardeşlerimiz sanırım derslerini
alacaklardır:
“İçinizden
her kim din kardeşini bir kusuru ile kınarsa; o kusuru işlemeden
Allah onun canını almaz!..”
***
Dostlar;
Konu
başlığımız olan cümleyi lügâtinizden çıkardınız değil
mi? O cümle yerine şunu koyalım dilerseniz:
”Senin için bana düşen
nedir, senin için neler yapabilirim kardeşim?” Böylesi
daha tatlı, daha gönül okşayıcı ve sanırız daha rızaya
muvafık olacaktır. Unutmayınız, zahirde Allah’ın
Kabe’si Mekke’de, batini Kâbeler ise gönüllerdedir. Ok
yaydan çıktı mı dönüşü yoktur; söz de öyle. Aman dikkât,
gönül kâbelerini onarmak çok zordur.
Mehmet DOĞRAMACI
İstanbul - 07.01.2003
asitane1967@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com
|