Dövecekler, el kaldırmayacaksınız! Sövecekler,
susacaksınız! Bağrınıza hançer saplanacak, yüreğiniz
kanatılacak, taş kesileceksiniz! Koyundan uysal
olacaksınız! Nasıl görünüyor?.. Enayilik gibi mi? En
dindarı bile şöyle itiraz eder: “İyi ama kardeşim hadis
var; ne zulme uğrayınız ne de zulmediniz! Kendimi niçin
savunmayayım, sonra yaladı yuttu her şeyi demezler mi? ”
Daha farklı yaklaşan: ” Allah güç- kudret vermiş. Kısasa
kısas Hak. Niçin karşılık vermeyeyim?” diye düşünecek.
Başka bir bilinç şöyle yorumlayacak: ” Zulmedende zulmü
dileyen Allah, mazlumda da savunmayı dileyebilir. Bu
şuurla karşı koyarım. ”
İyi ama, 7 asırdır nur saçan Yunus okyanusundan niçin
böyle bir dalga yansıdı? Yunus gibi yüksek bir bilinç,
itiraz ettiklerimizi bilemez miydi? Hadisten, ayetten
haberi yok muydu ?..
Dizelerde başka bir sır var!.. Ama ne?!..
***
Bir konuyu merak etmiş de çözememişseniz; hemen
vazgeçmeyin! Zihninizin bir köşesine atıp, günlerce,
aylarca onunla dolaşın, sorularla yaşayın, sorularla
uyuyun! Yoğunlaşmanın mutlaka sonuç vereceğine, cevabın
özden yada ayna mahalden yansıyacağına yürekten inanın!
Bu şekilde çözümleyemeyeceğiniz hiçbir soru
kalmayacağını sevinçle göreceksiniz!
Bu dizelere uzun süre yoğunlaştım. Geçenlerde uğrayan
bir dost; kadim öğretilerden birine ait küçük bir kitap
hediye etti. Yıllar boyu İslam dışı öğretilere mesafeli
ve soğuk durmuştum. Başka dinlerde, başka yollarda
hakikat adına ne olabilirdi ki? Dostum sohbet esnasında
şöyle dedi: “ İslam dışı öğreti tabirini iyi düşün.
İslam dışında hakikat mi var?! Bütün dinler; Tevhid
Akidesinin farklı zamanlarda farklı Rasül ve Nebilerden
açığa çıkışı! DİNLER kavramı bile yanlış, tek din var! ”
Dikkatle dinliyordum. Devam etti: “Elbette İslam
öğretisi yerine başka şey koymayacaksın. Elbette namazın
verdiği enerjiyi es geçip yogadan medet ummayacaksın!
Ama şunu bil ki; Hakikat tekse; kadim öğretilerde de
mutlak surette hakikatten kırıntılar, pırıltılar
vardır.”
İyi ama, ya insanın aklı, zihni o yöne kayıverirse, bu
da tehlike değil mi, diye itiraz ettim.
“İslâm’ı bilmeyen için doğru! Ama ayet- hadislere
yoğunlaşan için gereksiz bir kaygı. Kadim öğretileri,
İslâmî düsturları hatırdan çıkarmadan inceler, o gözle
bakarsan, değişik açılımlar yakalarsın! Bu kitabı da o
nazarla oku inşallah ”
Akşam, dediği nazarla okumaya yöneldim. Elime geçen her
kitap, çizile çizile sürülmüş
tarlaya döner. Sayfa kenarlarına oklar çıkar,
yakaladığım tespitlere paralel ayet- hadis- evliya sözü
aklıma geldikçe hemen oracığa not ederim. İşte
okuduklarımdan özetler: “İnsan
%100 güçle doğar. Zaman içinde ve de çevrenin etkisi
ile, %100 olan kuvvelerini kullanamaz hale gelir, %1
alanı içine hapsolur. %99 dan yoksun biçimde hayata
devam eder!”
İnsanın %100 doğduğunu okuyunca meşhur ayet hatıra
geliyor: VE ALLEME ADEMEL
ESMAE KULLEHE (Allah) Adem’e isimlerin
TAMAMINI talim etti ( bilincine yükledi) !..
(Bakara-31)
Öğretmek değil ayetteki ifade; TA’LİM! Talim ne demek?
Atış talimi deriz. Ne demek? Silah kullanmayı bilmeyeni
kullanır hale getirmek! Talim; yapamadığını yapar, güç
yetiremediğini güç yetirir hale getirmektir. O halde
Adem; İnsan; Esmanın tamamında fiil ortaya koyacak kamil
kuvvelerle doğmuştur!
Sonra bu güçleri kullanamayacak bir derekeye düşüş şu
ayetten yansıyor: LEKAD
HALEKNEL İNSANE Fİ AHSENİ TAKVİYM.SÜMME RADEDNAHU ESFELE
SAFİLİYN Biz insanı en güzel yaratılış ile
yarattık. Sonra onu derecelerin en aşağısına attık!
(Tiyn-4,5)
***
İnsanı %99 luk alanın kudreti, bilinci ve nurundan
mahrum eden ana sebep ne? Kitabın bu konuda uzun
sebepler saymasını ve geniş tahliller sıralamasını
beklerken sebep tek kelime etrafında yoğunlaşıyordu: TEPKİSELLİK !..
Baştan sona, TEPKİ VERME davranışının %99 alanından
gelecek -açığa çıkacak- kuvveleri kestiği, olumlu
enerjiye perde çektiği vurgulanıyordu. İşte notlar:
“ Banka kuyruğunda birisi
haksız yere sırayı bozsa, orada kavga gürültü kopsa,
eğer siz de olaya dahil olursanız, tamamıyla oradaki
negatifliğin kontrolüne girer, güçlerinizi kullanamaz
hale düşersiniz. ”
“Size hakaret edene aynı tonda cevap vermeniz; ondan
yayılan negatif rüzgara, yıkıcı tesire kapı açmanızdır!”
“Hakaret yada haksızlık karşısında tepki ortaya koymanız
sizi %1 lik alana çeker ve ciddi bir potansiyel olan %
99 dan mahrum eder! Peşinden de hayal kırıklığı ve iç
çöküntüler gelir. ”
…
Okuduklarım enteresandı. İlk etapta aklıma Yunus’un
dizeleri geldi:
Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek / Derviş bağrı
taş gerek / Koyundan yavaş gerek.
Yunus, tepki vermemeyi öneriyordu. Fakat tepki vermemek
zulme rıza değil miydi? Bu da zalimi cesaretlendirip
zulmü meşrulaştırmaz mıydı? Tepkisizlik pasif bir
bekleme miydi, yoksa ruh dinginliği ile kudretin açığa
çıkışına zemin açmak mıydı?
Kur’anda kıssaları geçen Rasülleri, Nebileri düşündüm…
Ciğerparesi Yusuf kuyuya atıldığında Yakup (as) şöyle
diyordu: Artık bana düşen
güzelce bir sabırdır! (Yusuf- 18)
Allah sabredenlerle beraberdir
(Bakara- 153) müjdesi vardı. Yakup yıllar sonra da olsa
Yusuf’ una kavuşuyor, Yusuf kuyudan esir pazarına,
kölelikten zindana bir dizi sabır- rıza süreçleri
sonunda tahta oturuyordu! Eyyub’u ,Musa’yı, Davud’u
düşündüm. Benzer süreçler yaşamışlar, ama hep o saklı
kudretin varlığını bilerek teslim olmuşlardı akışa!
Mutlu son onlarındı! Zaten ayet öyle demiyor mu:
VEL AKIBETU LİL MUTTAKIYN!
Hayırlı son, güzel gelecek takva sahipleri içindir.
( Kasas-83)
…
Tepkisiz teslimiyet; ateşi gülistan eyliyordu. Ama kişi
İbrahim’ce “Hasbunallah ve
ni’mel
Rasülüllah Efendimiz (sav) in hayatında düşünmeliydim
tepki vermemeyi! Saklı kudreti O nasıl açığa çıkarmış,
neler işaret etmişti? İslam Tarihini gözümün önünden
geçirdim.
Rasülullah ve ashabı çok özledikleri Mekke’ye doğru yola
çıkmışlardı. İhramlarını giymişler, 450 km lik yolu bin
bir meşakkatle kat etmişler, Mekke yakınında Hudeybiye’
de konaklamışlardı. Hz.Osman (r.a) elçi olarak
yollanmış; Mekke’ lilere Hac yapma arzusu, savaş için
gelmedikleri bildirilmiş idi. Müşrikler kabul etmeyip
“Şehre giremezsiniz” dediler. Bunun üzerine bir anlaşma
yapıldı. 10 yıl süre ile ateşkes yapılacak ama hac
yapmadan geri döneceklerdi. Sahabenin önemli kısmı
üzüntü ve tepki içindeydi! Allah Rasülü bir ağaç altında
ölümüne bağlılık yemini aldı sahabeden. Bu biatın adı
RIDVAN BEYATİ oldu. Rıdvan; rıza idi… Oluşa, akışa
razı olmaktı Rasülullah ve sahabesinin yaptığı!..
Geri dönerken sahabesine, durumun en kısa sürede
lehlerine döneceğini işaret buyurdu. Öyle ki
Hudeybiye’nin hemen peşine FETİH SURESİ inzal
oluyor; Rasülullah apaçık bir fetih ile müjdeleniyordu.
Sahabe şaşkındı. “Ne fethi Ya Rasulallah, ezik biçimde
Mekke’ye giremeden geri dönüyoruz, bu nasıl fetih? “
diye sorduklarında Alemlerin Efendisi; “Bekleyin, Fetih
çok yakın ” diyordu! Çok geçmemiş, bir yıl sonra Mekke’
liler anlaşmayı iptal ve yasakları kaldırmak için
başvurmuştu. Lehlerine görünen; aleyhlerine dönmüştü.
Çünkü ayet açıktı: VE MEKERUU
VE MEKERALLAH, VALLAHU HAYRUL MAKİRİYİN!Onlar bir tuzak (plan,
entrika) kurdu, Allah da bir tuzak kurdu. Allah tuzak
kuranların en hayırlısıdır!.. (A.İmran-54)
Ayette, tuzak hazırlayanın aslında -sunnetullah
gereği- kendi aleyhine bir saatli bomba kurduğu, günü
gelince elinde patlayacağı gerçeğine işaret
ediliyor! Biri tuzak kurar kurmaz Allah da hemen tuzak
kurar ifadesi; plan kuranın; sistemi kendi aleyhine
tetiklemesinin açık delili!
…
Tepki vermemenin saklı kudreti açığa çıkaracağına açık
bir delil olan şu sahneye dikkat edin!
Rasûlullah (a.s) ashâbıyla otururken, bir adam Hz.
Ebubekir'e hakaret içeren sözler
sarf etti. Ancak
Hz. Ebubekir (r.a) adama cevap vermedi. Adam ikinci defa
aynı şekilde hakaret etti. O
yine sessizce durdu.
Adam üçüncü sefer de eziyet edince Hz. Ebubekir adama
hak ettiği cevabı vererek kendisini müdafaa etti.
Bunun üzerine Efendimiz (a.s) hemen kalkıp Hz.
Ebubekir’in yanından uzaklaştı. Allah Rasulü’nün âni
kalkışı karşısında endişelenen Hz. Ebubekir: “Ey
Allah'ın Rasûlü, sizi üzecek bir şey mi yaptım? ” diye
sordu. “Hayır ” dedi Allah Rasulü,
“O kişi sana hakaret ederken
semadan bir melek inmiş, seni müdafaa ediyor, adamın
söylediklerini yalanlıyordu. Fakat, sen kendini
müdafaaya başlayınca melek gitti, şeytan gelip yanına
oturdu. Bir yere şeytan oturdu mu ben orada durmam.”
buyurdu.
…
Okuduklarınızı TEPKİSELLİK hakkındaki kadim bilgilere
paralel bağlayın! Tepki vermemek meleği çekerken,
tepkiyle şeytan devreye girdi, melek ayrıldı! Tepki
vermemek evrensel kuvvelere (melek) yaslanmak,
tepkisellik negatifliğe (şeytana- egoya) köle olmak!..
***
Bir başka sahneyi de aktararak bitirelim. Medine’ye uzak
yaylalardan bir adam mescide geldi. Efendimize şöyle
dedi: “Ya Rasulallah ben cahil bir müminim. Emirlerini
sahaben gibi aklımda tutamam. Köyüm de uzak. Beni
cennete koyacak tek kelime söyle onu yapayım”
Efendimiz buyurdu: KIZMA!
Adam buna ilave başka şey var mı diye sordu. Efendimiz
tekrarladı: KIZMA! Adam
3. kez üstelediğinde de cevap değişmedi:
KIZMA!
…
Teslim olan, tepki vermeyen saklı kudreti açıyor
özünden!
Böylece zahiren berbat görünenin, rıza ile hayra
dönüşümünü seyrediyor.
Dövene elsiz, sövene dilsiz tavrıyla neye işaret
edildiğini sanırım anladık!
İmtihan dönemlerinde teslimiyet ve sabrı kuşananlara
selam olsun!
Selam olsun, saklı kudretin tepki vermeyen gönüllerde
filizleneceğini fark edenlere!...