|
 
DOĞUYA DA,BATIYA DA NİSPETİ OLMAYAN MÜBAREK BİR ZEYTİN
AĞACINDAN TUTUŞTURULUR.Zeytin
ağaçları hangi mıntıkada ise yağları ona göre kalite kazanırmış.
Kimileri batıyı gören yamaçlarda ikindi güneşi alırken, kimileri
doğuya dönük yamaçlarda sabah güneşi ile beslenirmiş. En makbul
olanları; tepelerde veya düzlükte yetişip de gün boyu güneş
görenlermiş. Böyle diyor üreticiler.
İnsanda
iki feyiz kanalı; enerji akımı mevcut. Doğu Ezoterizminin
pozitif-negatif akım dediği enerjiye İslam; KİRÂMEN KATİBÎN
MELEKLERİ diye işaret ediyor.
Sağda pozitife-olumluya, solda negatife-olumsuza dönük
kuvvelerle yaşıyoruz.
Nârî boyutla Nurî boyut; Ahsen-i Takvime yüceltecek güçle,
Esfel-i Safiline düşürecek çekim birlikte yüklü özümüzde.
Beynimiz;ilik
yapı vasıtasıyla omurgamıza, kuyruk sokumumuza kadar uzun bir
hatta enerji salıyor. Omurga, vücudu ayakta tutan, dimdik,
dosdoğru,sağa sola yalpası olmayan ana direk. Kuyruk sokumunda
saklı olduğu, uyuduğu var sayılan sübtil enerji harekete
geçtiğinde, ağaca su yürümesi misali kalbe,beyne doğru açılımlar
oluyor. En tepede Safiye dediğimiz boyuta gelindiğinde özdeki
kandil pırıl pırıl yanmaya, aydınlatmaya başlıyor.
Doğu
Ezoteriklerinin <Şakra Açma> dediği çalışmaların daha ulvi,daha
anlamlı biçimine İslam Mutasavvıfları <Nefs Mertebelerinde
İlerleme-SEYR U SULÛK> tabirini kullanıyor. Seyr u sulûk
edenler kendinde saklı nuru açabiliyor,
zeytin
ağacını canlandırıp, Nur Şelalesine dönüşebiliyorlar.
İyi de, nasıl
olacak bu? Hem Zeytin Ağacından melekî-enerjik potansiyeli
anlıyorsak, herkeste var demektir. O halde herkeste açılır
mı?...
Herkeste
açılır mı konusuna biraz sonra ayetin devamı cevap verecek. Biz
nasıl olacağına bakalım şimdi.
Kendi öz
nurunu yakalama; kişinin kendi gayreti ile başlasa dahi,kendi
kendine neticeye varamaz. Mutlak surette rehbere ihtiyaç
vardır. Çakmak olmadan ateş yanmaz.
Çakmak;
Rasüldür.
Çakmak Hak
Erenlerdir. Çakmak; İlimdir, İlim sahipleridir.
Çakmak Hakka Aşık Nezih-Temiz-Saf Gönüllerdir. Hatta çakmakla
ateşlenmek de yetmez, kutlu bir gönlün sürekli körükleyen Hak
Nefesi elzemdir.
Çakmak;
sürtünme ile kıvılcım çakar. Sürtünme acı ve ıstırap verir.
Kişiyi Hak Nuruna acı ve ıstıraplar çeker dersem abarttığımı
düşünmeyiniz. Tarihi örnekler ortada:
-Yunus’u Hacı
Bektaş Veli’ye götüren buğday kıtlığı değil mi?..
-Mekke’de sahabe-i kiram,egemen güçler altında ezilirken
ümitle Rasüle pervane olmadı mı?..
-Yusuf’a Hikmet Bilgisi, iftira- aşağılanma sonucu
zindanda verilmedi mi?
-Musa’yı Tur-i Sina’ya yönelten Firavun zulmü değil
mi?...
-Nemrut ateşi olmasa İbrahim tevekkülünü nasıl
bilebilirdik?..
-Ebu Cehillerin işkencesi Medine Asr-ı Saadetine vesile
olmadı mı?...
Acı ve
sıkıntıyı işte bunun için nimet bilmiş Öze Erenler.Bir gün
sıkıntı çekmeseler;”Rabbimiz bugün bize darıldı mı acaba?”
diyecek kadar acıyı önemsemişler; nur kandilini tutuşturacak
çakmağı,hayatiyet veren kutlu nefesi fark etmişler.
Rasülullaha salavat getirdikçe nur kaynağımızdan Onun Hak Nefesi
ile körüklenir, imanımızı amele dönüştürecek kuvveyi harekete
geçiririz.
Sana ve
ehline, ashabına binlerce salavat olsun Ey Allah’ın Rasülü!..
Sana mikrolar, makrolar adedince salat ü selam olsun Ey Şefkat
Nebisi!...
Sana,denizlerin damlası,ağaçların yaprağı, kıtaların toprağınca
salavat olsun Ey Rahmet Önderi!..
Sana, sevenlerin geceleri seccadeye döktüğü göz yaşlarınca,deniz
dibindeki inciler-mercanlar adedince, aşıkların sevgiyle çarpan
yürek ritimleri adedince salavat olsun Ey Rabbimizin Habibi!
Sana salavat
getirdikçe yakınlaşıyoruz. Uzak değilsin ki zaten. Ravzana
nicedir varamadık diye hüzünlenirdik. Ravzan gönlümüzmüş Ya
Rasülallah, nefes kadar içimizde, nabız gibi
özümüzdeymişsin, sen bizmişsin de yeni fark etmişiz!..
***
Zeytin Ağacı
tasvirinin bir başka boyutunu da göz ardı edemeyiz. Az önce
kimler bu nuru elde eder, sorusunu sormuş ve cevabını
ertelemiştik. Cevabın bir kısmı ağaç tasvirinde saklı. Nasıl
ağaç? Ne doğuya, ne de batıya meyli olmayan kutlu bir ağaç.
Doğuya da, batıya da meyli olmamak; kıvrılmamak, eğilmemek,
yalpa yapmamak değil mi? Bu da dosdoğru olmak değil mi?
Allah’ın, Rasüle hitabını hatırlayalım: EMROLUNDUĞUN GİBİ
DOSDOĞRU OL!(Hud-112)
Dosdoğru
olmanın Kur’an’daki ifadesi: SIRAT-I MÜSTAKİM. O halde;
bu nuru elde etmeye aday olanlar; sırat-ı müstakim üzere inanan
ve yaşayanlardır. Yoksa o potansiyel tüm insanlarda mevcut.
Ancak açığa çıkışı; SIRAT-I MÜSTAKİM’de istikrarla yürüyenlere
nasip oluyor.
Sırat-ı
Müstakim dengedir.
Beyni ile kalbini,duygularıyla düşüncesini ölçülü kullananlar o
dengeyi kurarlar. İlimle Hâli,Akılla Aşkı yoğuranlar sırat-ı
müstakimi yaşarlar. Allah Nuru onlardan açığa çıkar.
***
Ağaç
misalinin fısıldadığı bir başka mana daha: Ağaç yere sımsıkı
bağlı, köklü, mıhlıdır. Yerinden oynaması-oynatılması
imkansızdır. Ne diyoruz meşhur dualarımızda?
YA MUKALLİBEL
KULÛB! SEBBİT KALBî ALA DİNİKEL İSLAM!..
(Ey Kalpleri Dönüştüren!Kalbimi İslam Dinin Üzere Sabit Kıl!)
RABBENA VENSURNA VE SEBBİT AKDÂMENA ALA DİNİKEL İSLAM!.
(Rabbimiz,
bize yardım et ve ayaklarımızı İslam Dinin üzere sabit kıl!)
Hak üzere,
Sırat-ı Müstakim üzere sabitlenmek, ağaç misali yere mıhlanmak
esas!..
Bu olmaksızın
yaşamak, esen rüzgara kapılmaya, gelen dalgalarda alabora
olmaya,alınan darbede yıkılmaya açık olmaktır. Şeriat tabanını
muhafaza etmek işte bunun için önemli. Ne diyor Mevlana’mız?
BEN BİR
PERGELE BENZERİM… SOL AYAĞIM GENİŞ BİR DAİRE ÇİZEREK
YAHUDİ-HIRİSTİYAN-MECUSİ TÜM İNSANLARI KUCAKLAYIP ÇEVRELERKEN,
SAĞ AYAĞIM ŞERİAT ÜZERE ÇİVİLİDİR!..
Tasavvuf;
başladığı daireyi tamamlamakmış. Evrende dairesellik hakim
görünüyor.
Dünya yuvarlak, Galaksi yuvarlak, Güneş yuvarlak, Atom ve
parçacıkları yuvarlak, Nur Sırçası göz bebekleri yuvarlak…
Pergelin
çivisi yerinden oynarsa daire çizebilir misiniz? Hayır!O halde
fark edelim;
Şeriat arzına ağaç gibi kök salmadıkça Hakikat Dairesini
tamamlayamaz,Sırlar semasına dal-budak yayamazsınız!...
ONUN YAĞI HEMEN HEMEN ATEŞ DOKUNMASA BİLE IŞIK VERİR;
“Müminin firasetinden korkunuz; çünkü o iman nuru ile
bakar” hadisi şerifi ayetin bu kısmını anlamamıza yardımcı
olacak.
Mümin;ışık
insandır.
Mümin; kendi
iç dengesini kurduğu gibi bulunduğu ortamlara da huzur, neşve
saçar. İmanın en alt düzeyindeki sıradan bir mümin için dahi
geçerlidir bu. ”Mümin; elinden ve dilinden diğer insanların
güvende olduğu kimsedir” buyurur Allah Rasülü.
İnanan,
inandığı gibi yaşamaya gayret eden müminin tahsili, çevresi,
mesleği ne olursa olsun insanlar onda eminlik müşahede ederler.
İçinde ateş yanmasa da, mertebe sahibi olmasa bile ışık verecek
birikim sahibidir mümin. Çünkü bir yağ-potansiyel taşır.
Biz o yağı,
zeytin yağından ilhamla yeşilden çıkan hali ile RIZA
olarak düşündük.
Kadere iman eden mümin; başına her geleni Hak’tan bilerek rıza
halini kuşanır.
Razı olmuş insan; hoşnut insandır. Hoşnut olanlar; hoşnut
edebilir.
Ateist
yazarlarımızdan biri yıllar önce verdiği röportajda şöyle
diyordu:
”Ben de isterdim müminler gibi her şeye razı olabilmeyi. Ben de
isterdim gecekonduda sefil bir hayat yaşarken çevreme ışıldayan
gözlerle bakabilmeyi.
İman edenlerin bu halini seviyorum. Ama ben yapamadım!..”
“Rabbin
balarısına vahyetti”(Nahl-68)
buyurur ayette. Balarısı; mümin, Bal; rızadır.
İmanı,İbadeti, Salih Ameli ile şeriat bahçesinin ilahi
çiçeklerinden hakikat özü derleyen mümin, şuur kovanında rıza
balı hazırlar.
Rıza; özden süzülür. Rıza;
Hak
Nurunun anahtarıdır. Rıza; başlı başına potansiyel nur-güçtür.
Rıza;benlik illetinin yegane şifasıdır.
Rızayı
elde etmek; Rabbinin ilhamına özünü açmaktır!...
(Sürecek)
İlgilenenlere:
1-Gönül Uyandırma-www.benotesi.com
2-Siyah ve Yeşil/N.Şahinler/İnsan yayınları-www.kitapyurdu.com
3-Bilinç Yarılınca-
http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/gokyarildi.html
4-Yemin Olsun İncire-
http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/yeminolsun.html
Mehmet DOĞRAMACI
İstanbul - 17.05.2005
m_dogramaci@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com
|