Özümde Saklı Kandil
 

Cenab-ı Hakk’ın hitabına doğrudan muhatap olduğumuz bilinciyle,özde düşünme, gayrı görmeme anlayışı çerçevesinde Kur’an ayetlerini tefekküre devam ediyoruz.
Kendimize doğru, kendimizle, kendimizi arayış yolculuğu bu. Uzun ama zevkli bir seyahat.

Kendi sahilimizden hareketle deniz feneri ararcasına yürüyoruz Kur’an sayfalarında. Işığı, nuru ararken Nur Suresi 35. ayetteki zeytin ağacı altında bir süre mola veriyoruz. Şefkatli bir annenin kollarına sığınırcasına uzanıyoruz ağacın altına. Aradığımızı buradan gözleyecek, zeytin dalları arasından güneş huzmeleri misali sızacak nuru sezmeye çalışacağız. Ayeti okuyoruz:

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nuru; içinde bir kandil bulunan bir oyma hücre misalidir. Kandil, bir sırça içindedir. Bu sırça sanki inciden bir yıldızdır; doğuya da batıya da nispeti olmayan mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulur. Onun yağı hemen hemen ateş dokunmasa bile ışık verir; nur üstüne nur! Allah, dilediğini kendi nuruna yöneltir ve insanlara birçok misaller verir. Allah, her şeyi bilendir.”

Allah kendi nurunu ilginç, ilginç olduğu kadar da detaylı bir misalle anlatıyor.
Mecazlar ve misallerle örülü Kur’an’ın bu ayetindeki manayı mecazın ötesine geçmeden çözmek mümkün değil. Çözüm ötede değil, yine özde düşünülecekse, aşk ile şevk ile Bismillah diyelim, yönelelim ayete. Görelim Mevlam neler seyrettirir Zeytin gölgesinde!..

ALLAH GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR: Zahir Alimlerinin sema kelimesini gök olarak açıklamasına karşın Ehl-i Tasavvuf; sema’dan şuur katmanlarını anlıyor. Arz; toprak, dünya diye düşünülürken, batini noktada benlik-nefs-üzerinde boyutların yükseleceği yegane arsa batın ehline göre. Gökler, özümde mevcut bilinç basamakları! Alemlerin Rabbi Allah, Alemlerden Ğani olan Allah “Size şah damarınızdan daha yakınım” demiş ise;”Alemlere  sığmadım ama mümin kulumun kalbi bana geniş gelir” buyurmuş ise Onun Nurunu özümde aramalıyım.
O halde Allah’ın Nuru potansiyel güç olarak özümde saklı. Ama nasıl bulacak, nasıl yararlanacağım? Herhalde ayette geçen bu misal bana yardımcı olacak! O halde misale yoğunlaşmalıyım.

O'NUN NURU;İÇİNDE BİR KANDİL BULUNAN BİR OYMA HÜCRE MİSALİDİR.  Anadolu’dan yetişenler bilirler; toprak damlı, kerpiç duvarlı evlerin küçük odalarında duvara açılmış oyuklar vardır. Bunların dikdörtgen ve büyükçe olanları dolap olarak, altıgen yada oval olan küçükleri de ufak tefek malzemenin; iğne-ipliğin muhafazası için bina inşası esnasında düşünülürler. Elektrik olmayan köylerde gaz lambaları ve kandiller bu oyuklara konulur.

Allah’ın Nuru özümde ise, bu oyuğu da orada düşüneceğim.Bedenimin içine duvara oyulurcasına yerleştirilen kalbim, beynim aklıma geliyor ilk etapta. Beynim; kafamın içine oyulan muhafazada, kalbim; göğsümde muhkem bir yapı içinde. Kalbimden duygu ve aşk, beynimden akıl ve idrak yayılıyor. Bana hayatiyet veren nurlar onlardan fışkırıyor.

Tin Suresinde üzerine yemin edilen TUR-İ SİNİN kelimesinin batınını da şuur merkezi;sine olarak düşünmüştük. İki göğsün ortasına iman tahtası, can evi, gönül mahalli diyorlar ya. Kandilin yerleştiği yer olarak orayı düşünmek de mümkün.Şu halde Nur Kaynağı ötemizde değil. Henüz lambayı, feneri fark edebildik ama yanıp yanmadığını, ne şekilde tutuşup harekete geçeceğini bilmiyoruz. Devam edelim.

KANDİL,BİR SIRÇA İÇİNDEDİR.BU SIRÇA SANKİ İNCİDEN BİR
YILDIZDIR;
Nur Kaynağı bir sırça içinde. Sırça yada sır… Hani şu vazoların, porselen kapların dışına sürülen koruyucu, saydam, parlak madde. Sır çatladığı zaman sanat harikası o esere öldü gözüyle bakılıyor. Tamiri imkansız. Hem hayati, hem latif bir madde sır.

İnsan bedenini saran aurayı biliyoruz. Hologramik Dalga Bedenimiz Ruhumuz da Işınsal- Nurânî-Latîf bir yapı. Vücudumuzun, hayatiyetimizin sırçası ruh. Beyinden yayılan elektro manyetik dalgalar ruhu besliyor. Beyin santralinin ana şalteri Azrail tarafından indirildiğinde vücut cesede dönüşüp anlamsızlaşıyor.

Hayati nurumuz ruha dalga beden dedik.O nuru özde hissediş; Gönül!.. Gönül;
Kâbe sayılmış. Allah gönüllere nazar ediyor. Gönül; gönül vererek alınıyor.
Verebilmiş,sevebilmiş,teslim olabilmişseniz içinizdeki gönül uyanıyor. Bir güzel gönle bağlananların gönlünde kıvılcım çakıyor da tatlı bir yangın başlıyor.

“Sırça sanki inciden” diyor ayette. DÜRR kelimesi kullanılıyor inci için. Asıl kıymetli inciye DÜRR-İ YETİM (Saklı İnci) diyorlar. Rasülullah da YETİM değil mi?..

Hakikatin özü; Rasülullah… Kainat bir noktadan patlamış ya,işte o noktadaki inci tanesi Rasülullah.. Adına yaratılmış Alemler, evren içre Evrenler!.. Kainat Onun nurundan besleniyor. Işık için ateş gerek!...Gönülleri ısıtacak ocağı, ruhları aydınlatacak kandili Rasülullah ateşliyor.

Öyleyse içimdeki kandili Rasülüm yakmalı!..Onu tanıdığımda aydınlanacağım.Onu yaşadığımda hayatım anlam bulacak. Sahabenin hayatı Hz.Muhammed’le anlam buldu,nurlandı. Sinirli, gaddar, haşin Ömer’den Celal nurlarını ateşleyerek Adil Ömer’i çıkaran da O.

Bir dizi Hak Eren,mürşidlerini Rasül bildikleri için aydınlandılar. Rasül;
Yunus’a Taptuk, Mevlana’ya Şems, Mecnun’a Leyla, Yusuf’a Züleyha diye göründü.
Sevgilide, Mürşid-i Kamilde seyredilen hep O idi.

...

Sırça; gözleridir sevgilinin. Sevgili görülünce özdeki nur kandilinin fitili ateşlenir.O zaman aydınlanma başlar. Önceleri acı verir bu tutuşma. Müminler Mekke’de az mı işkence çekmiştir!? Kadı Mahmut, Aziz Mahmud Hüdai olana dek Üftade elinde az mı sınav vermiştir?..Mevlana,Şems ocağından sıçrayan kıvılcımla yanarken az mı çile çekmiştir?! Hasan-ı Basri’ye Rabia diye görülen Rasül, az mı peşinden koşturmuştur?!..

Sahabem yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız yolunuzu bulursunuz” buyurdu Rasül. “Benim kardeşlerim benden çok sonra gelecek olan ama beni çok sevecek olanlardır” buyurdu.Kendinden sonra gelecek Mürşidleri,Hak Erenleri, Aşk Abidelerini sahabeden de öte kardeşi saydı!..

Yıldız,onlar işte!… Yıldız her devrin Gavsı,her devrin Mürşidi… Yıldız, görenin çarpıldığı göz!.. Konya şehir meydanında etrafında öğrencileri, at sırtında heybetle ilerleyen Celaleddin Hoca’nın yolunu biçer Şems. Yıldız, aydınlatacaktır geceyi.
Zahir İlimlerinde nuru bulduğunu sanan  Celaleddin, Şems yıldızından dökülen incileri toplamaya başladığında anlar aslında karanlıkta yaşadığını. Ondan sonra Mevlana olur. Ondan sonra herkesin yari, sevgilisi olur. Hakka yar olanlar sevilir halk tarafından. 7 asırdır sönmeyen aşk meşalesi, ilk o kıvılcımla tutuşur!..

Aslolan karanlıktır. Uzay karanlık, Mağara karanlık, Rahim karanlık, Gece karanlık. Allah karanlıklar içinde yaratır evreni, insanı. HAY sıfatının tecelligahı SETTAR ismidir. Örtü gerekir, karanlık gerekir yeni bir hayat başlasın diye.

Karanlık, nuru seyretmek için elzemdir adeta. Rengarenk alemi seyrettiğimiz gözbebeğimiz simsiyah!.. Rengi-ışığı-boyutları-görüntüleri algılayan beynimiz de kapkaranlık… Nur halkaları halinde tavaf edilen Kabe siyah örtülü.

Karanlık;Zulümdür… Zulüm; Cehalettir. Cehaleti İlim Nuru aydınlatır. Şefaat;

hakiki ilmi fark etmektir. Hakiki ilim; Rasülullah’tan ve Onun varislerinden dökülür.

Veliler, Alimler, Salihler, Muhlisler, Aşıklar varisidir Rasülün.
Geceyi aydınlatan, arayana yol gösteren yıldızdır onlar.

Benlik vadisinden, Tevhid yaylasına onların kılavuzluğunda çıkılır.

Gönül İncileridir Onlar.

Gönül; özdeki Mi’rac Burak’ıdır.

(Sürecek)

 

İlgilenenlere:
1-Gönül Uyandırma-www.benotesi.com
2-Siyah ve Yeşil/N.Şahinler/İnsan yayınları-www.kitapyurdu.com
3-Bilinç Yarılınca-http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/gokyarildi.html
4-Yemin Olsun İncire-http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/yeminolsun.html

Mehmet DOĞRAMACI
İstanbul - 10.
05.2005
m_dogramaci@yahoo.com
 http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail