|
 
Bizim
kuşaktan olanlar hatırlayacaktır, ”Nasıl Çalışır?” adı ile çıkan
bir bilim-araştırma dergisi vardı. Genellikle teknolojiye
meraklı kimseler için makinelerin, aletlerin nasıl işlediği
detaylı, hoş çizimler ve resimlerle anlatılırdı.
Görüşlerinden yararlandığım değerli bir dost, sünnetullaha dair
işleyişleri açıklamaya giriştiğinde cümlelerinin sonunu “Böyle
Çalışır” şeklinde bitirir. Fabrikada dişlilerin dönüşünü
çağrıştıran bu sevimli hitap, Allah Sisteminin yerli yerince
işleyişine dair yeni tefekkürlere yönelmeme sebep olmuştur.
Geçenlerde, sohbetleri ile şerefyâb olduğum dostları dinlerken
aralarından biri uyarıcı tavırla şöyle dedi: ”Bakıyorum da
yıllardır teorik kavramları, soyut oluşumları konuşuyoruz.
Bunlar bildiğimiz şeyler. Bundan ziyade bize yaşanmış örnekler
lazım. Yaşadıklarımızı konuşsak daha etkili olmaz mı?!..”
Yaşadıklarını anlatmak kolay değil. Yaşanan manalar genellikle
kişiye özel hissedişler. Ancak, örneklik-rehberlik işlevi de
elzem. Nebevî bir görev bu.Hepimiz, kardeşlerimize tesirli örnek
haller ve söylemlerle uyarıcı olmak durumundayız. En azından
hatırlatmak zorundayız.
İşte bu
çerçevede hakikat yolunda yürüyen siz değerli dostlarımla bazı
hissediş, gözlem ve yaşantı örneklerini paylaşmak istiyorum.
Sistemin nasıl çalıştığı konusunda örnek açılımlar verebilirsem
kendimi bahtiyar addederim. Hemen belirteyim ki; bunlar benim
penceremden seyredilenlerdir. Bağlayıcılığı yoktur, gönlünüze
uyar, aklınıza yatarsa değerlendirirsiniz.
Esma Nasıl Yaşanır?
Allah’ın
ĞAFUR esmasını okumaya çalışıyordu. ”Affetmek, bağışlamak ne
güzel” dedi kendi kendine. Allah nice günahları, nice
nankörlükleri affediyordu.
Geçmişte yaşayan ulu erenler bağışlayıcı olmuşlardı hep.
Rasülullah(s.a.v) Mekke Fethi Günü bütün Mekke’lileri
bağışlamıştı. Oysa onlar işkence etmiş, canına kastetmiş,
yurdundan sürmüşlerdi.
Ya O nasıl
bağışlayacaktı?.. Mesafeli olduğu kişiler bulunsa da
dargınlıkları yoktu .”İyi geçimli olmak müminin şiarıdır”
ilkesinden hareketle herkesle iyi olmayı ilke edinmişti. Ama bir
yandan da affedici, bağışlayıcı olmaya özenmişti.
Günler
geçti yakın çevresinde ciddi bir gerilim patlak verdi!.. İş
icabı yakın görüştüğü kimseler gerilmiş, taraf olmak durumunda
kalmıştı. Taraflardan bir bölümü şahsına cephe almış, ortalık
dedikodu ve hatta iftira ile kaynamaya başlamıştı… Uzatmayalım,
bazı kimselerle uzaklaşmış, selamlaşmaz olmuştu…
İşte o
günlerde düşündü… Neyi istemiş,neye özenmişti?... AFFEDİCİ
OLMAYA;ĞAFUR ESMASINI YAŞAMAYA!... Özendiği, okumaya, zikretmeye
çalıştığı esmanın onda açılım zamanı gelmişti. Önüne sahne
konuyordu ki; rolünü icra edip hakkını verebilsin. Fiil
olmaksızın esma dönüşmezdi yaşama!..
”Kırgınlıkta ilk barışan sevabı toplar”
buyuruyordu Allah Rasülü.. Öyle yapmalıydı. Ama şeytanı
bırakmıyordu: ”SEN HAKLISIN,NİYE SEN GİDESİN,ONLAR GELSİN!...”
diye durmadan vesvese verdi lanetli şey!.. Hainin boğazını
sıkmalıydı… İlk selamı verdi. Biraz zor oldu ama,karşılık da
buldu. Günler içinde gördü ki; selam yetmiyor, daha çok adım
gerek.
Sohbete oturdu… Çay içti, hal-hatır etti. Olan olmuş, yaşanması
gereken yaşanmıştı. Kırgınlıklar bertaraf oluyor, ortam
yumuşuyordu… Zaman içinde eski dostluklar yeniden pekişti..
Nice sonra
düşündü: Sahi niye yaşadı bunları?.. ”Böyle Çalışır” diyordu ya
dostu, sistem çalışmış, özendiği, zikrettiği esmanın ilk stajını
yapmıştı.
Aman
dikkat! Siz siz olun, özendiğiniz manalara dikkat edin. Olumlu
manalar dahi olsa esmanın çoğunlukla sıkıntı ve bela ile
açıldığını sakın hatırdan çıkarmayın!...
Şuna Bir Tekme Vur!..
Değerli
bir düşünür, sabah yürüyüşü için arkadaşı ile evinden
çıktı.Dere kenarına geldiklerinde bir yengecin yola ilerlediğini
gördüler. Öteden hızla gelen kamyonun hayvanı ezmesi işten bile
değildi. O zat arkadaşına döndü: “Hemen koş, şuna bir tekme
vur!“Arkadaşı denileni yaptı, yengeç dereye yuvarlandı ve
ezilmekten kurtuldu. Düşünür arkadaşına şöyle dedi:
-Şimdi bu
hayvana mikrofon uzatma imkanımız olsa da ne yaşadığını sorsak,
hemen yediği tekmenin acısını dile dökecek, bize sitem edecek,
azap yaşattığımızı söyleyecektir. Bizi zalim ilan edecektir
kendince!.. Oysa o aldığı tekmenin hayatını kurtardığından
habersizdir. Başa gelen bela ve sıkıntıları yengeç penceresinden
düşünürsek azap duyarız. Bir üst boyuttan nazar edersek çok şeyi
fark ederiz!...
Allah De,Ötesini Bırak!
Hayat bu,
türlü cilvelerle işliyor. Kurumda yönetim değişikliği olmuş,
yeni yönetimde üst düzey görev almaya yeltenenler öne çıkmak
için türlü atraksiyonlara yönelmişti.
Hayat,
çoğu kere denklemler gibi karmaşık işlevlerin çözümlemesi ile
yürüyordu. Ne var ki işe şahsi menfaat ve hırslar girince
insanlar etik olmayan yollara da başvurabiliyorlardı. İşte o
günlerde kurumsal bir dönüşümün ilk ayağı olarak belli
görevlerde değişim rüzgarları esmeye başladı. Ne yapabilirdi?
Hatırlı kişileri yanına alabilirdi. Birilerini devreye koyup,
yerini pekiştirebilirdi. En azından amire yakın kimselerin
yanında görünebilirdi. Fakat hiçbiri içine sinmiyor, ”ALLAH DE,
ÖTESİNİ BIRAK” ayeti hep önüne çıkıyordu.
Neydi
Allah demek?... Rububiyet boyutundan bakıldığında bazı
ilişkileri kullanmak, bazı kimseleri iyi niyetle devreye koymak
da doğaldı… Allah demek, öylece kayıtsız yatmak demek değildi
tabii. Ancak, normal sayılan bağlantıları kullanmak dahi Ona
sevimli gelmiyordu.
Büyüklerin
“Seyretmek ve kulluğuna devam etmek” tabir ettikleri hali
kuşanmalıydı. Öylece günlük işine devam etti. Dedikodu ve
gelişmelere perde çekti. Ne olursa olsun ANı yaşayacak, o günün,
o işin hakkını verecek,ötesini düşünmeyecekti. Öyle de yaptı.
Aylar
geçti, kurumda bir dizi değişim gerçekleşti. Yeri değiştiği için
üzülenler, vazifesinden hoşnut olmayanlar sızlanıp duruyordu. O
ise sadece seyrediyordu. Değişim süreci oturmuş, normal süreç
başlamıştı. Dostlarından biri sordu: ”Senin yerinde hiç
değişiklik olmadı.Kimden torpillisin?”
Cevap
verdi: ”Rabbul Alemiynden;
En`am -91’den torpilliyim!..“
Budanıyor Dallarım:
Rüzgârlı bir sabahtı.Pencereden dışarıyı seyrederken zaman zaman
fırtınaya dönüşen rüzgarın ağaçları yerinden savurduğunu gördü.
Dalları uzun, gür, geniş alana yayılan ağaçların kökünden
devrildiğini gördü. Budanmış ağaçlar ise fırtınanın şiddetinden
etkilenmemiş, ayakta duruyorlardı..
Budanmış ağaçlar, budanan eller tarafından dallarından
olduklarında kimbilir neler söylemiş, ne şikâyetlerde
bulunmuşlardır diye düşündü. Oysa, budanmaları onlar için
Rahmetmiş.. Belki bunu şimdi anlıyorlardır, dedi içinden...
Kararan hava ile birlikte şimşekler çakarken bilincinde de
şimşek çaktı: “Geçmişte üzüldüğüm bazı darbeler, şimdi ayakta
kalmam için olmasın?!..“
Yaşadıklarını düşündü.Kesilen bağlantılarını, kopan bazı
ilişkilerini geçirdi aklından.
Şimdilerde onlar olsa, ayakta kalamaz, dallarıyla birlikte
yuvarlanır giderdi. Budanarak gelen rahmete sonsuz şükürler
etti.
***
İşte böyle dostlarım!
Hepsi de yaşanmış sahneler aktardım size.Allah Sisteminin
işleyişine dair mini ipuçları olarak alır, kıymete değer
bulursanız arada sırada bu tarz aktarımlara devam ederiz. Önce
yazana, sonra okuyana, sonra da aktarılana okumak,
hazmetmek, yaşama dönüştürmek nasip olsun!..
Mehmet DOĞRAMACI
İstanbul - 29.11.2005
m_dogramaci@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com
|