|
 
Oğlu çoğu
kere sözünü dinlemiyor, kızı bildiğinden şaşmıyordu. Onlara yön
vermek için türlü fedakarlıklara katlanmış fakat istediği
çizgiye çekememişti. Bir akşam yemeğinde patladı:
-Ben babayım babaaa!.. Bostan korkuluğu değiiiillll… Bu evde
sözüm geçmeyecekse, dediğim olmayacaksa sizi ne yapayım?!.. Ya
adam gibi dinlersiniz, yada basar gidersiniz!..
Sofra buz
kesti. Kız kaşığını bırakıp odasına çekildi. Oğlan montunu giyip
çıktı. Hanım, üzüldü ama çaresiz sustu. Akşam yemeği başlamadan
bitti.
…
Eve geç
gelen eşine çıkıştı:
-Ben de insanım. Bir karın olduğunu unutuyorsun! Ne zaman ailen
olduğunu hesaba katarak yaşayacaksın haaa? Konuşsanaaaa!..
Adam
sessizce paltosunu çıkardı, gazetesini alıp odasına çekildi.
Hanım söylene söylene mutfağa yöneldi.
…
İş
bulamayan evlat babasına yüklendi:
-Ne yaptın bizim için haaa, söyle ne yaptın? Herkesin babası
evladı için paralanıyor.
Adam çok
şey yapmış, ömrünü adamış ama yine de memnun edememişti oğlunu.
…
Çalışma
ortamını sıfırdan kurmuştu. Zaman içinde yeni elamanlar geliyor,
yeni sistemler geliştikçe departman bir dizi değişim yaşıyordu.
Yetiştirdiği personeliyle kendine has idari anlayışını
koruyordu. Yeniler tahsilli ve uzman kimselerdi. Yenilikleri
hesaba katarak davranmak yerine kendi kurallarını dayatıyordu:
-Burada benim dediğim olur. Uyarsanız rahat edersiniz. Ben
kendimi size göre değil, siz kendinizi bana göre
ayarlayacaksınız!... Anlaştık mı?...
Elemanlar
susmuş,görünüşte anlaşmışlardı. Ama gergin atmosfer departmana
yayıldı. O günden sonra samimi gülücüklerle süslü çalışma ortamı
yok olmuş, her taraf buram buram resmiyet kokmaya başlamıştı.
…
Şirket
Yönetim Kurulu toplandı. Çay,kahve derken kahkaha gırla gidiyor,
dalga dalga muhabbet yayılarak istişare sürüyordu. Genç müdürler
projelerini sunarken oluşan pozitif hava, yaşlı kurtlardan
birinin ani çıkışı ile kesildi:
-Bu işin kuralları var. Böyle proje olmaz. Uçuk-kaçık şeyler
bunlar. İnsan büyüklere sorar, fikir danışır. Maşallah
bildiğinizi okuyorsunuz!..
Tecrübeli
müdür nedense bir süredir gençlerin önde oluşunu sindirememiş,
patlamıştı. Bir anda film karesi gibi dondu görüntü. Gülücükler
kesilmiş, cümleler boğazlara düğümlenmişti.
Ortamı berbat ettiğini fark etti:
-Ama ben sizin büyüğünüzüm, alınacak ne var ki, dediyse de bir
türlü toparlanamadılar. Az sonra da Başkan toplantıyı bitirdi ve
herkes işine döndü.
…
Yazar,
mail kutusunu açmış kendisine gelen övgü dolu satırları keyifle
okuyordu. İçlerinden biri canını sıktı. ”Efendim filan
yazınızdaki tespit; şu gerçeğe uymuyor kanaatimce” diye gayet
nazik yazmıştı okuru. Yazar küplere bindi. Adres Defterinden bir
çırpıda sildi adını. Koskoca yazardı. Tanınmış bir kaleme
sahipti. Ona tavsiyede bulunmak, hele yanlışını çıkarmak kimin
haddineydi?!..
…
Büyük
holdingler semtlere Hipermarket açtıkça küçük esnaf yavaş yavaş
tası tarağı topluyor;
kasabından manavına, bakkalından büfesine bir dizi insan ya iş
yada semt değiştiriyordu.
Durumu erken fark eden biri dostlarına tavsiyede bulundu:
-Gelin biz de birikimlerimizi toplayalım, holdingler girmeden
mahallemize market açalım.
Böylece hem ayakta kalır, hem de güç birliği ederiz.
Küçük
esnafın çoğunluğu “Küçük olsun benim olsun, büyük işin büyük
derdi olur” dedi ve yanaşmadı. Aylar sonra akıbet başlarına
geldiğinde vakit çok geçti. Küçük olsun benim olsun dedikleri
dükkanları kepenk kapatıyordu.
***
Dostlar;
Okuduğunuz yaşam sahnelerinde neyin öne çıktığını fark
edebildiniz sanırım. Birileri bir şeylerin sahibi olduğu
iddiasında!.. Evlada sahip(!) baba, babalık görmek istiyor.
Kocaya sahip(!) kadın, kocalık bekliyor. Birime sahip(!) müdür,
itaat bekliyor. Yaş ve tecrübeye sahip(!) büyük, sayılmak, önde
olmak istiyor. Kalem sahibi(!) eleştiri sevmiyor. Dükkana
sahip(!) esnaf, ortaklık istemiyor.
Ortak
payda;SAHİPLİK!..Hepsinin de sahiplendiği(…) şeyler
var!.. Evlatları, eşleri, personeli ve tecrübeleri. Hepsinin de
sahibi onlar. Onlar yarattı sahip olduklarını(!..)
Yarattıklarına tasarruf etmelerinden daha doğal ne olabilir(?!)
Fakat bir
hususu bilmem görebildiniz mi?.. Sahiplik açığa çıktığında
benlik sırıtıyor, benlik sırıtınca da samimiyet ve sıcaklık
kayboluyor. Resmiyet, protokol, yapmacık saygı- sevgi
gösterileri cirit atıyor. Yapmacıklığın olduğu yerde ise
samimiyet temelinden yoksun kalan Muhabbet binası göçüyor,
Bereket pınarları kuruyor!...
Niçin?...
Allah Sisteminde zorlamaya yer olmadığı halde sahiplik; ego
dayatmacılığını öne çıkardığı için!.. Dayatmacılık çevreye acı
verdiği için!.. Bireyler acı çekiyor, stres arz-ı endam ederken,
gerilim zil takıp oynuyor!.. Ve başlıyor birimlerin Cehennemî
azap süreci!..
Cehennem
dedim de aklıma geldi. Sahi neydi şu cehennem kapısını tutan
meleğin adı?
Taaa ilkokul yıllarımızda Hatim Cemiyetlerinde ilmihal
öğretirken ezberletmişlerdi hani?...
MÂLİK
değil
mi?...Ne demek Mâlik?..Arapça sözlükten okuyalım:Malik=Sahip!...Sahip
adlı melek; Cehennem Bekçisi!.. Dikkat!.. Mâlik sizde tasarruf
ettiğinde Cehenneme giriyor,
lanete
uğruyorsunuz!..
İblis de
BEN demişti değil mi? Ben ateşten yaratıldım, O topraktan demiş,
Ben diyerek sahiplendiği sıfatları-unvanları olduğu için
secde edememişti!...
Şimdi
anladık mı yukarıdaki sahnelerde niçin stres ve azap
yaşandığını?.. Yeri gelmişken merhum şair Can YÜCEL’in
dizelerine kulak verelim:
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin O'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim! " diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...
Şimdi
soruyorum: Nelere sahipsiniz?.. Neyiniz var?... Eş, iş,
mal-mülk, çoluk-çocuk, makam unvan, şan-şöhret, ilim, tecrübe vs
? BENİM diyebileceğiniz neler sayarsınız?..
“Hiç”
diyebilir misiniz?
Diyebilene
Aşk Olsun!..
Mehmet DOĞRAMACI
İstanbul - 28.03.2006
m_dogramaci@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com
|