|
|
|
|
KOLTUKLARIN GICIRDAMASI..
Geniş
açıdan bakıldığında, “birey” kavramının, aslında her yönden
sınırlı yaşamakta olan birimi tarif ettiği görülür.
“Bireysellik” kişiselliği, benzersizliği, ayırt edici özellikleri,
özgünlüğü belirtmek üzere kullanılır dilimizde...
Mistik
açıdan Tekilliği, bireysellikten ayırmak gerekiyor.
Zira onu, Ruh yüklenmiştir.
Birimliliği ise insan!.. Yeryüzünde yaşayan...
Birey olma anlayışı, renaisance ile ortaya çıkmıştır.
Her insanın kendine özgü bir varlık olduğunun işaretidir.
İnsanın önemi
ve varoluş gayesi buna bağlıdır.
Kendine has bir yapı olması!..
O, dünyada birçok yapıcı-yaratıcı güçlerle donatılmış, tavsif
edilmiş, özel, evrenselliğe ulaşan anlayışıyla
ve daha önemlisi
“Halife” olarak vardır.
Bu
nedenle, her birim, beşeri münasebetlerde,
çeşitli uğraşlar ve zorluklar içinde kendine has güven
duygusuyla yaşam mücadelesi verirken,
sıralanan bu vasıflara uygun hareket etmekle beraber, esas
yaradılış amacı olan, aslını, hakikâtini bilerek
sonsuzluktaki yerini belirleme konusunu da göz ardı etmemelidir.
Şurası
unutulmamalıdır ki; birey olmadan, yaşanılan çokluk boyutunun hakkı
takdir edilemezken, onu var eden Mutlak Yaratıcının da hakkı
verilemez.
Birey
için, “Mutlak Yaratıcı’nın Halifesidir” demiştik...
Varlık aleminde soyut ile somut boyutlar arasında Berzah bulunması
dolayısıyla kopukluk, ayrışma ve
bölünme söz konusu olamayacağına, çokluk alemi de “yaratılmışlık”la
nitelendiğine
göre, Yaratan’ın Halik ismi ile,
mahluk-birey adı altında alemi seyrettiği anlaşılmaktadır.
Gerçek böyleyken, kendine verilen bir
isim ile, yani
"yaratılan" olma doğrultusunda, özünü, aslını
perdeleyen; varoluş gayesini sınırlı anlamlarda düşünen kişinin
amacı, sadece doğanın getirdiği şartlara tedbir alıp korunmak ile
kayıtlı kalıyorsa, bireysellik kozası içinde emin bir yer bulmuş
olmanın sevinciyle yaşıyor demektir.
Nereye
kadar?...
İnsanın gayesi
bu mudur?..
Halifelik misyonunun, kısıtlı anlayışlarla bağdaşması mümkün müdür?..
Güvence ve korunma hayalleriyle geçen bir ömür, eğer perdelilik
dışına taşamıyor, Mistik
ifadeyle “uyku” halinde devam ediyorsa,
getirisi ne
olabilir ki?
İnsanın
yapabildiği en
büyük zulüm,
özündeki hürriyet anlayışını sınırlayarak, kendini kozasının
içinde yaşamaya mahkum etmesidir.
O kozanın örülmesine yardımcı olan dışsal güçlerin, aynı şeyi
kendileri için de meydana getirdikleri, sistemdeki bir oluşun içe ve dışa
çalışma kaydının böyle tecelli ettiği hatırdan asla çıkarılmamalıdır.
Çeşitli
nedenlerle;
Kişi, özgürlüğün, vicdanının sesini duymayarak,
şartlanmalarından
değer yargılarından, sahiplenme duygularından, kalıplarından çıkmadıkça,
Seyredeceği, aynı zamanda kendisinin de
rol aldığı “evrensellik
piyesinde” perde hiçbir zaman açılmayacak,
Ve O;
Oturduğu
yerden, yalnızca koltukların gıcırtısını duyabilecektir.
Ahmet
F. Yüksel
Londra
- 25.2.2000
|