Kayıt için burayı tıklayın

ehirlerin alınıp satılacak şeyler olmadıklarına inananlardanım. Bu anlayışa dayanarak söyleyebilirim ki, başta Mekke olmak üzere, Medine, Kudüs, İstanbul gibi kentlerin, dünya üzerinde yerleşim alanı olarak teşekkül etmiş, New York,Tokyo, Londra, Paris, Moskova vb. şehirlerden ayrıcalığı var.
Örneğin, İstanbul, Araplar ve Türkler için yüzyıllar boyunca kutsal ideal haline gelmiş bir kenttir.
Hz. Resulullah, on dört asır önce,

Konstantiniye bir gün fethedilecektir.Onu fetheden kumandan ne güzel bir kumandandır, askerleri ne güzel askerlerdir.” Hadisiyle önemli bir işaret vermiştir İstanbul ve fethedeni hakkında.
İstanbul’un bir büyük modeli de New York’tur. Yirmi dört saat yaşayan bu şehre yolu düşenlerin buradaki tempoyu mutlaka izlemeleri, bizzat yaşamaları gerekir. Bilimsel ve teknolojik alandaki gelişmeleri izlemek insana ayrı bir keyif verir.
Yukarıda belirtilen farklılığı ve adı geçen yerlerin imajlar silsilesi olarak tanımlanan özelliklerini yorumlarken, turizmi,cadde düzenlemelerini, gökdelenleri, imar hareketlerini, mimari yapılarıyla özdeşleşmiş olmalarını belirtmek yetmiyor, üzerinde yaşayan insanların potansiyel ruh yapısını da özellikle vurgulamak gerekiyor.
Kısacası, her şehrin mimari dokusunun yanında bir de kişiliği var ve bu niteliği onlara bireyler yansıtıyor...

Mekke ve Medine’de beni en çok etkileyen şeyin bu nedene dayandığını geç de olsa  fark   ettim. Bu iki şehir, insan kalbinin attığı önemli merkezlerdir. Gerçekten de yaşam tarzına ilişkin trendler bu şehirlerden çıkıyor.

Bu kentlere Ruh verenler ;
Hz. Muhammed (s.a.v), Kâbe ve O’nun mimarı Hullet Makamı’nın sembolize olduğu zirve ismi Hz. İbrahim’dir.  
Vahyin insanlığa sunduğu mesajlarda Mekke’nin emin belde olarak tanımlanması, tahminlerin hilafına, bu kent ile değil, kentin içinde yaşayan  ile ilgilidir.
Doğrusu, gerek Mekke, gerekse Medine halkı, bende, kentlerini şereflendiren bu çok özel varlıklara karşı borçlarını her gün ödemeye çalıştığı izlenimini uyandırmıştı. 
Hz. Resulullah’tan , Kâbe’den ve Hz. İbrahim’den bahsederken gözlerinde beliren ışık ile kişiliklerindeki vakarlı yansıma bambaşkaydı.
Bütün bu nitelikleri, ayrıntıları, ikili ilişkilerde yakalamak mümkün.

Mekke İslâm’a inanan büyük çoğunluğun rüyalarını süsleyen ve  hayatlarında bir defa olsun ziyaret etmek zorunda oldukları tek hac yeridir. Ortaçağda katolikler, Samanyolu’na, İspanya’ daki Santigo Katedrali’ne giden yolu aydınlatıyor diye bakarken, kimi müslümanlar da Mekke’yi gösterdiğine inanırmış.
Kent, Mescid-i Haram’ın ve Hacer-i Esved'i içeren görkemli Kâbe’nin çevresinde düzenlenmiştir.
Hz. Muhammed’in Kureyşlilerin takibinden kurtulmak için dağdaki mağaralara saklanarak geldiği Medine ise, Hak dininde olmayanlara girişi yasak olan kutsal kentlerden biridir. Medine’de önemli yapılar bulunmaktadır.Başta Hz.Muhammed'in türbesi, mescidi, Hz.Ebubekir ve Hz. Osman'ın mezarları, Hz. Hamza’nın türbesi, Mescidin doğusunda Cennet’ül Baki Mezarlığı,  Mescid-i Kuba, Hz. Ebubekir ile Hz Ali mescitleri belirtilebilir.

Hiç dikkâtinizi çekti mi bilmiyorum,  yakın dönemlerde Kâbe’nin etrafı  çağın koşullarına uygun modern binalarla, istenen hizmeti verebilecek tesislerle süslenmeye başladı. Aslında bu akım, son yirmi senedir fark edilecek düzeyde. Yeni inşa edilen ve insana bir nefes aldıran Hilton’un hemen yanına, isim yapmış başka büyük oteller de inşa edilmekte...

Ama, herkes gibi benim de dikkâtimi çeken, kanımca tek rahatsız edici görüntü, Kâbe ile yer altından irtibatlı, sanki bu eşsiz mabede tepeden bakıyormuş hissini veren ve epeyce antipati yaratan, Kralın Sarayıydı.

İranlılar bu sakil yapıya çok büyük tepki gösterdiler. 
Ancak, demokratik seçimlerin söz konusu bile edilmediği, krallıkla yönetilen ülkede duruma  aldırış eden olmadı,  dolayısıyla hiçbir şey değişmedi. 

Hz. Resulullah’ın Hira Dağı’ndaki mağaradan seyrettiği inanılmaz güzellikteki mabede daha saygılı olunması gerekirdi diye düşünüyorum. 

Ayrıca, Hz. Muhammed’in doğduğu ev ve civarında egemen olan ruhaniyeti,diğer tarihi yapılarda, doğu masallarındaki sarayları andıran binalarda bulmanız mümkün değildir.
Bu arada, Osmanlı  mimarisinin şehre küçük çapta da olsa bir katkıda bulunduğunu söylemek gerekir.

Medine’de Mescidin etrafı  kolaylık sağlayıcı otellerle, hizmete açık binalarla süslenmiş.

Kıyamete yakın zamanda yeryüzüne inecek olan ve Hz. İsa tarafından öldürüleceği bildirilen Deccal’in Mekke ve Medine şehrine ayak basması, ilahi hüküm gereğince yasaklanmıştır.Bu olayın batıni yönü ise şöyle açıklanmaktadır:
Bütün makamlarda nefsin, kulu teşvişe düşürmesine karşılık, sadece iki makama uzanması mümkün değildir. Bu makamlardan birisi Sekr ( Sarhoşluk), diğeri Muhammedi makamdır. Deccal’in bunlara uzanma imkânı yoktur. Zira, burası korunmuştur.
Anlatılan makamların zahirdeki karşılığı, açıklandığı üzere Mekke ve Medine şehirleridir. (1)

Olumlu veya olumsuz gibi görünen faktörler, başta söylediğim gibi şehirlere Ruh veren özel insanlarla ilgilidir. 
Onların ayak bastıkları her yer, bir nedenle ruhaniyet kazanmıştır.

İstanbul - 19.12.2000
http://afyuksel.com

(1) İnsan-ı Kâmil; Abdü’l-kerim b. İbrahim el-Cîlî

Not: 19.12.2000 Akşam Gazetesi


Üst Ana sayfa e-mail