|
 
ötümser
olmak için her türlü ortamın hazır olduğu günlerden “iyi haber “ almak en büyük dileğimiz. Ancak ;
Acı haber tez gelir, bizi bulur.
Bizzat tanıdığımız veya basından, TV’ den aşina
olduklarımızın ölüm haberlerini önceleri kabullenemez,
daha sonra büyük bir elemle sineye çeker, hatıralarını
kare kare yakalar, hele birlikteliğimiz varsa daha da üzülüp
adeta kahroluruz.
“...Henüz
on yedi yaşında gencecik bir kızdı. Herkes gibi onun da yaşamaya
hakkı vardı. İnsan gibi, özgürce yaşamaya, kendini geliştirmeye,
mutluluğu tatmaya, her iyi ve güzel şeye ulaşmaya hakkı
vardı. Ama yakalandığı hastalıktan maalesef kurtulamadı
“ gibi...
“Ölümün
çaresi olamaz. Korkunun da ecele faydası yoktur.” derler.
Gerçekten çok doğru bir söz.
“ Ölenle ölünmez “ demişler; o da yerini bulan bir sözdür.
Yine de, bu aciz, hırpalanmış ruh hali her doğrultuda gerçekleşir.
Ağzımızı bıçak açmaz,
Halbuki
kaybettiklerimiz bizlere neşeleri, canlılıkları ile hayat
vermişlerdi. Daima yol göstermiş, duyarlılığımızı artırmış,
sevinç ve üzüntülerini bizlerle paylaşmışlardı.
Yitirdiklerimizin niteliklerini anlata anlata bitiremez, yaptıklarını
kendi yaşantımıza örnek alırdık. Zira taklitçi olmayan,
belirgin bir beğeni düzeyleri olan, moralleri bozulmayan,
keskin gözlemci, açık sözlü halleri ile bize can
verirlerdi.
Onlar her yönüyle önümüzde bir gurur abidesi gibiydiler
Belki
bu kişilerin yaşantıları yanında asla önemli bulmadığımız
birtakım bireylerin oluşturduğu şeyler dahi, hiç de yabana
atılacak cinsten değildi.
Biz bu sezgiyi ne yazık ki, onları kaybettikten sonra fark
edebiliyorduk.
Onlar
da bizler gibi “ yeni şeyler beklemenin heyecanı ile “
hayata sarılmışlar, boşa geçen, sevgisiz bir yaşantıya
tanık olmamışlardı.
Bugün anılarını paylaştığımız insanların bir bölümü
de bu sınıfta yer alıyordu.
Bu
yaşlanan, ama bir türlü yetkinleşemeyen dünyada her gün
milyonlarca genç, yaşlı, çoluk çocuk, kadın erkek demeden
iç dünyamızda yaşatacağımız dostlarımız, istemeyerek, ağır
da, zor da gelse, canlı veya yorgun yüzlerle ölüme doğru koşar
adımlarla gidiyor.
Bizler
yaşarken neden hep olumsuzlukların, eksikliklerin peşinde koşup
durur onları ihmal ederdik, anlaşılır gibi değil!..
Bunu bir an olsun düşünebildik mi?..
Hayatımızı
aklımızı, fikrimizi, yüreğimizi, menfaatlerimize öylesine
bağlamışız, güzellikler yerine çirkinliklerin sergilendiği
bir ortamı tercih etmiş, amacı kesinlikle insancıl olmayan
anlamsız değerlere öylesine kendimizi kaptırmışız ki,
kaybettiklerimiz dahi bu farkındalığı getiremiyor.
Biraz
duyarlı olmak gerekmiyor mu ?
Zira,
Perde
inip oyun bittikten sonra vakit çok geç olacak! ..
İstanbul
- 11.04.2000
http://afyuksel.com
|