|
 
ararsızlık
ve belirsizlik, aynı
bağlam içinde düşünülebilecek yakın anlamlı iki sözcüktür.
Benzer durumları ifade ederler. Ancak ortak manâ, asla
karamsarlık değildir. En azından ben böyle olduğunu düşünüyorum.
Yani, herhangi bir işte başarı kazanamamanın
getirdiği hava değil.
Kararsızlık,
bir eylemi, düşünceye gelen bir aksiyonu ortaya koyma esnasında
ister bir anlık,
isterse uzun süreli olsun, insanı bloke edip adeta bitkisel
hayata sokar. Bu duruma girildiğinde konunun basit
ya da zor olması fark etmeyecek, hiçbir bir kıpırdama
olmayacak ve bir çeşit şok yaşanacaktır.
Kararsızlığın
getirdiği bir sürü “acaba”, kişiyi başka bir boyuta sürükleyecek,
kuşkulu, evhamlı bir insan hüviyetine sokacaktır. İşin
ilginç tarafı , o ana dek doğru yaptığı bir işi dahi
berbat gibi göstermeye yetecektir.
Hz. Resulullah
(s.a.v.), yapılacak fiil ne olursa olsun, pişmanlık
duyulmamasını istemiştir. Amaç,
düşünce dünyasındaki
belirsizliğin / kararsızlığın, sonraki aşamalarda vahim
bir hal almamasıdır. O’nun bize yaptığı uyarının tamamı
budur demiyorum; ama en azından bir yanı böyledir.
Dün methiyesi
yapılan, anlatıla anlatıla bitirilemeyen bir birey veya serüvene bugün farklı
açılardan bakılıyorsa, sonuçta toplum karamsarlığa
itilecektir.
Belirsizlik!.
Sadece mistik düşüncelerde
değil, kişisel hayatımızın her karesinde kendini gösteren bu
durum, bazen kısa bir, bazen de çok
daha uzun süreler devam etmektedir. Tam bir işkence olan
belirsizlik, alternatifi sayabileceğimiz özgüven duygusunu
yok ettiği gibi, insanın toplum içinde de pasif ve istikrarsız
kalmasına,
“ bana
dokunmayan yılan bin yıl yaşasın ” mantığı ile hareket
etmesine de sebep olur. Açıkça görülür ki,
kararsız insan toplum için azap kaynağıdır. Bunca
evrenselliğin yanında,
maalesef yanlı olan ve
ancak arkadan itmeyle yapılabilen her iş, kararsızlığın
eseri olarak ortaya çıkar.
Bu bakımdan
birey, konu ne
olursa olsun, ne istediğini çok iyi bilmelidir. Söylediği şey,
düşündüğü ve istediği ile aynı olmalıdır. Onun doğru
olduğuna kendini inandırmalıdır. Her şeyden önce, olanı
ciddiye almalı, olması gerektiğini de kesin olarak
bilmelidir. Bir yönde
“ sonuna kadar gidebilmek için” kendine gereken referansı
vermekte tereddüt etmemelidir. Şayet bu mümkün değilse, eğilim
ve gerçek içerikler sahteleşir, en azından talîleşir.
Belirsiz olanın,
istikrarı yakalayamayanın bir problemi çözmesi beklenemez.
Zira, donuklaşan beyin hücrelerinin karar verme yetisini kendi
kendine önlemiştir.
Bu nitelikteki insanların olayları okuyabilmesi, geniş plânda
düşünebilmesi, basiretlerinin de kapalı oluşu nedeniyle mümkün
görülmemektedir.
Atak olmanın
yolu, beyinde hasıl olan ve
kaos yaratan bu durumu gidererek, karar verme aşamasında şuurlu,
seviyeli tercihleri yakalayabilmektir.
Bugün toplumumuz
her yönü ile tam bir kararsızlık / belirsizlik içinde yaşamaktadır.
Bunun belirtileri , ekonomik koşullardan, etik anlayışa ve
mistik alana kadar değişik konulardaki yaklaşımlarda görülmektedir.
Hayatın çok kısa olduğunu göz önüne getirdiğinizde, insanı kilitleyen bu faktörün yaşamımızda ne kadar uzun bir süreyi kapladığını acaba hiç düşündünüz mü?
Ölüm ile kalım sarmaş dolaş; bilinmeyenlerden oluşan ve benliğimizi kuşatan belirsizlik, bir işkence aleti gibi bilincimizi kıskaca alıyor.
Bu nedenle, iyi ya da kötü, belirsizlik döneminden bir an önce sıyrılmalıyız.
İstanbul
- 14.03.2000
http://afyuksel.com
|