ava sertleşiyor,
Ortamı hazırlıyor.
Bekliyorum.
Gelmiyor.
Sabırsızlanıyorum.
Beklemeye devam ediyorum.
Ama nafile, gelmeyecek gibi...

Derken, ilk öpücüğü cama konduruyor.
Haber veriyor sanki,
“İşte geldim, buradayım!”
Yerimden hızla kalkıyorum, onu pek seçemiyorum.
Yanıldım mı acaba?
Alacakaranlıkta, bir araba farının görüntüsünü takip etmeye çalışıyorum.
Orada net göründüğünü biliyorum.
Emin olmak için arka pencereden sokağın lambasına bakıyorum.
Evet!
Evet gelmiş.
Hem de nasıl!..
Odanın sıcaklığında, dışarının soğuğunu hissediyorum.
Kimse farkında değil.

Beni böyle memnun eden, önce ağır ağır yağması,
giderek hızlanması, sonra müthiş bir tempo ile bir o yana bir bu yana savrulması...
Göze ve ruha ne kadar da hoş geliyor!..
Yola düşüyor, halı gibi seriliyor, ustaca her tarafı örüyor. Her yanı kaplıyor.
Kar yağıyor.
Lapa lapa yağıyor.
Nazlı, nazlı.
Seyrediyorum.
Dalıyorum...
Beni alıp bir yerlere götürüyor.
Belki o, bunca güzel oluşunun farkında değil.
Ona,
Ne kadar güzel olduğunu bildirmek istiyorum.

Bu kompozisyonla sarhoş olmuş, kendimi tamamen ona bırakmış iken,
bahçede açan tomurcuklara gözüm takılıyor.
Bu kez karı unutup, onları düşünmeye başlıyorum.
Erken açmışlar yanılmışlar, baharı beklemeden start almışlar.
Kokusunu yudum yudum içeceğim tomurcuk donacak!

Tomurcuk, karla pek barışmamış gibi
Bir şeyler yapmalıyım,
Onu kurtarmalıyım...
Ama nasıl?

Kar her yeri kuşatıyor,
Sanki öfke ile tomurcukları yutuyor,
Pençesine alıyor.
Tomurcuk, bir biçarelik şuurunda,
Donakalıyorum.
Bir güzellik, diğer taraftaki bir başka güzelliği nasıl da yok edebiliyor!
İkisini de yapan usta aynı,
Ama ikisinin özellikleri aynı değil.

Ne var ki, görüntüde bu nitelikler fark edilemiyor.

Uzaklara bakıyorum,
Bir yerlerde
Kar, ben ve tomurcuk kayboluyor.

İstanbul - 02.4.2000
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail