HOCA EFENDİ...


Bir bakanlığının bütçesi, üç büyüklerde top koşturan bir futbolcunun transfer bedeline eşit düzeyde olan Kıbrıs’ı ziyaret nasip oldu yazın, tatil gerekçesi ile...
Adanın kuzeyinde kalan yavru vatana hava yolu ile gittik. Maalesef, bazı ülkelerce resmi ülke sıfatını taşımadığı için, iki yıl evvel gördüğüm yapılaşma yerinde sayıyordu. Özellikle, Havaalanında tam bir ilkellik hüküm sürüyor; bakımsızlıktan, içi dışı harap bir hale dönüşmüş.
Mevsim yaz olmasına, insanlar sıcak havadan kaçmak istemesine karşın, bugün artık evlerimize kadar taşınan klima türü araçlardan eser bile yoktu. Kıbrıs'taki izlenimlerim beni yanıltmadı. Asıl şaşırtan bazı ülkelerde, örneğin İngiltere'de olduğu gibi trafiğin soldan akışıydı. Bu ters yönlü trafik uygulamasında alışmayanın değil araba kullanması, karşıdan karşıya geçmesi bile oldukça zordur.

Aklım, insanın cüz’i iradesinin var olduğunu, kişinin bu iradeyi kullanarak Cennet’e gireceğini iddia edenlere takılmıştı.
Yani, böyle bir evrensel olgu!..
Hem de Hz. Resûlullah’ın “Ben dahi...” demesine karşın!...
Onlara teklif edilmesi gereken şey, kullanabilecekleri bir araba vererek, cüz’i iradeleri ile nereye kadar gidebileceklerini göstermek olmalı ki, böylece evrenselliğin ne olduğunu  daha iyi anlasınlar...
Kıbrıs, ağustosta gerçekten çok sıcak oluyor, rağbet az olduğu için de burada kafa dinlemek verimliliğe ulaştırıyor.
Bendeniz, bu tatil beldesinde dostlara durmadan bir şeyler anlatmaya çalıştım, onlar da Allah yolunda ilerleyen bu sade kervana iltihâk etmek için uğraş verdiler.
Allah’ın lûtfunu acz içinde seyrettim.
Hem gez, hem dinlen...
Her tecelli de, kendi yönünde irade etsin.
Olacak şey mi bu !..
Ama oldu...
Dostlar namazlarını kıldı, denize gitti, çarşı pazar gezdi, bizler bir ara, hanımların alışveriş merakından azat edilirken, sahilde dinlenmeye çekildik.
Allahuekber
Allahuekber
Ezan sesi duyulunca bakıştık.
Yakındaki camiye ulaştığımızda saflar düzeliyordu.
(Pardon, sadece tek bir saf vardı!.)
Namaz bittiğinde,
Hoca Efendi bizi çağırdı;
Kendisine iletildiği için, “Ettehiyyatü’den sonra kalkmayışımızın” nedenini sordu.
Temiz bir insandı ve iyi niyetli idi.
İzah ettim.
Bir başka sefer de ona ve topluma faydalı olabilecek kitapları hediye ettim.
Sonra otelin internete bağlı bilgisayarından “Mürşid ve Şaki” isimli yazıyı print edip verdim.
Emanetleri kabul ederken üzerinde durmasını, çarçur etmemesini rica ettim.
Mütebessim bir cehreyle;
Peki, dedi, emin olabilirsin.!

Ahmet F. Yüksel
Kıbrıs - 10.8.1999