Kayıt için burayı tıklayın

erçek tasavvuf felsefesinin getirilerinin, avamın algıladığı mistik anlayışın üstünde bir vurgu taşıdığı, tepeden tırnağa,  mutlak bir değişim faktörü olarak bilindiği  ve benimsendiği,  dolayısıyla bağnaz, tutucu bir din anlayışı ile asla özdeşleşememesi yanı sıra, bu şekilde varlığını devam ettiren bir olguyu karşısına almak gibi bir kaygı içinde de bulunmayacağını belirtmek isterim.

İnsanın özü ile ilgili farklı boyutları  tanıyabilmesi,  şüphesiz  yine özünden gelen bir arzu  duymasıyla  mümkün olabilir. Ancak bu isteği karşılamanın bedel ve gereklerini bizzat üstlenmek  için bazı ciddi müşküller sizleri beklemektedir. Yani, başka deyişle bir şeyi bilmek, o şeyi yaşamak demek değildir. En azından aradaki bu farkı kastettim. Anlatmak istediğim buydu...

Bu, inişli çıkışlı, badirelerle dolu, fakat amacı varlıktan soyundurmak olan böylesi bir serüvende bireyin, geleceğini belirleyememekten dolayı bir bulanıklığa sürüklenmesinin  neticelerini yaşaması tabidir. Söylenenleri  tam bir teslimiyetle kabullenmesi, anlaması ve uygulaması gerekir.

Gerçek olan şu ki;  mistizmin ilk basamakları, ahlaksal yönde “temiz toplum için temiz fert” gibi sloganları yansıtıyorsa da,  daha değişik boyutlarda  bu veriler yerini, çeşitli açılardan cazibelerini  yitirmiş olmalarından ötürü değil, biraz daha düşünceye sevk edici olması bakımından, ister istemez evrensel değerlere terk ediyor...

Zira, genele sunulan veya daha açık bir ifade söylemeliyim ki; “ teklifler paketine “ yapılan bu tercih, ölüm ötesi badirelere karşı alınacak önlemlerin dışında,   “kendini tanıma, aslına yakîn olabilme” gibi, bütün  sonuç ve gerekleri üstlenmeye hazır bir enerjiyi maalesef oluşturamıyor!..
Buradan şu iki sonuç çıkıyor:
Birincisi, öteye hazırlık için sistemin şartları, diğeri ise kendini tanıyabilmek için farklı algılama yeteneğinin oluşabilmesi...
İlki, herkese açık ve genelde uyuluyor, yerine getirilebiliyor. Ancak esas olanı, yani ikincisine pek kolay yaklaşım sağlanamıyor...

Bu olguyu tanıyabilmek, zirveye tırmanabilmek, varlık aleminde seyredilen değil, seyreden olabilmek için öncelikle şartlanmalar, değer yargıları ve bireysellikten kopuk olmanın izleri aranır.

Bu konaklarda, ilk bakışta asla  terk edilemez gibi  görünen, seyredilen,  örtüşemez halde bulunan bazı değerlerin, kısaca “ gerçek “ diye kodlanan hissedişlerin, yerini değişik perspektiflere bıraktığı görülecektir.

Ancak, doğal olan iç tutarlılık ve olgulara uyum endişesi bir kenara bırakıldığında,  farklılaşma kendiliğinden ortaya çıkacak ve neticede amaça ulaşılacaktır.  Varoluş teması hangi seviyede, boyutta seyredilirse seyredilsin, unutulmamalıdır ki, bu gerçekleşen netice yani öze varım önemli bir mücadelenin ürünüdür.

Tekrar etmek gerekirse, tasvir edilen  manzara için, ilk etaptaki temel gerçekler kabullenilmekle birlikte daha aktif bir konuma gelebilmek ve ivme kazanabilmek şarttır.
Her şeyden önce  bu husus, öncelikle bireyin düşünce dünyasında yerini almalıdır.
Sonsuzluk alemindeki varoluşlar dikkate alındığında ve önemi farkedildiğinde, uygulamaya geçilmesi  kaçınılmaz olacaktır....

İstanbul - 18.01.2001
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail