|
 
Bu hafta
Kur’an’ı özümüzde,benliğimizde duyarak algılama yönünde naçiz
bir denememizi takdim ediyoruz.Okuyacağınız çalışma;özde
hissederek kaleme alınmış bir yöneliş denemesi...<Kıyamet
Sahneleri> kategorisinde değerlendirilen surelerden birini,İnfitar
Suresini birlikte okuyalım.Bakalım ne imiş gerçek kıyamet?
Akılla Kalbi,İlimle Aşkı yoğurarak bakarsak neler görebiliriz
diyerek yönelelim ayetlere.
İnfitar Suresi.
(Mekke'de inmiştir.19 ayet,80 kelime,327
harftir.)
Bismillahirrahmanirrahim
1-Gök çatlayıp yarıldığı zaman,
Sema yarıldığı zaman!..Sema;beyin-şuur ise;Şuur açıldığı, beynin
kapalı devreleri işlev kazandığı,algı genişlediği
zaman!..Yarılma;şiddet ifade eden bir kelime ile vurgulanıyor.(İnfitar:Şiddetli,gürültülü
yarılma demek Arapça’da.)
Her yeni idrak
bir doğumdur.Doğum sancısız olmaz.İdrak genişlemesi;göğün
yarılması gibi enfes bir üslupla anlatılmış…Gök yarıldı mı
gürültü,şimşek olur.Şimşekte müthiş bir enerji açığa
çıkar ki binlerce barajı toplasan tutmaz yerini.İdrak yarıldı mı
önceden açığa çıkmamış yüklü bir ilim ortaya çıkar..Bu
yarılmayı özde saklı Nurun,uyuyan Feyizlerin göğü
parçalarcasına fikirde açığa çıkması diye düşünmek de
mümkün..
İyi de, hangi
sebepler oluşursa bilinç yarılır,idrak açılır?..İşte püf nokta
burası. Yine şimşekten, gökten, yağmurdan giderek
düşünelim.Yağmuru çeken sebep ne?..Toprak susuzluktan
çatlayacak(İnfitar) olacak ki gök yağmur bıraksın.
İnsan önce derin bir açlık duyar
gönlünde.Maddi-beşeri duygularla tatmine çalışır bu açlığı.Ama
ne yapsa doymaz.Çünkü açlık ancak acıkılan şeyin cinsi ile
giderilir.Doymak bilmeyen ruh,arayışını sürdürür.Abur-cubur
yercesine önüne gelen bilgi ile gönül açlığını dindirmek ister.
Gönül açlığı
gönülle doyar.İnfitar;gönül
ehli bir Hak Dostu ile karşılaşma sonucu
oluşur.Arayışınız belli bir olgunluk düzeyine erişince Rabbül
Alemiyn’in takdiri sonucu gönül ehli bir zata uğrar yolunuz.Yada
O size yollanır Allah tarafından.Onun gözlerine bakıp,iki dakika
sohbetini dinlediğinizde farkında olsanız da olmasanız da
bilinciniz yarılır,hikmet akar gönlünüze.Ebubekir’i Sıddik yapan
İnfitar;
Muhammed’in gözleridir.Celaleddin,Şems’in gözlerinde çakan
infitarla Mevlana olur..Ebu Hanife’yi İmam-ı Azam yapan
şimşek;İmam Cafer-i Sadık’tır.Yunus;Taptuk’la çarpılır
yıldırıma.Çarpılmanın tadına doyamaz da tam 40 sene nöbet tutar
Taptuk yağmurunun altında..Necip Fazıl’dan <Şairler Sultanı>
çıkaran şimşeğin adı Arvasi Hazretleridir.Bursa Kadısı
Mahmut’tan Aziz Mahmud Hüdai çıkaran çakmak Üftade
hazretleridir...Aşığın gözlerine aşkı
salan Maşuk nazarıdır İnfitar!..
Hakikat yolcusu
bilmeli ki;ilim-mantık ve aklın olgunlaştığı anda İnfitar
başlar.Kişisel olgunluk zirveye geldiğinde İnfitar yaşanır.İnfitarsız
hakikatin lezzetine erilemez.İnfitar olmaksızın ne Mi’rac
edilir,ne Arş geçilir!...Mirac bineği Burak’tı değil mi..
Burak’ın şimşek demek olduğunu da iyice bir düşünün..Son bir
mana bu ayete:Gönül Mi’raca hazır hale
geldiği zaman!...
2-Yıldızlar dökülüp saçıldığı zaman,Yıldızların
dökülüşünü dört türlü düşünelim:
1-Kişiyi
kayıtlayan eski bilgiler,şartlanmalar,tabular iflas ettiği
zaman..
2-Işık saçan ama kendini uzak gördüğü,ötede saydığı
ilimler-hikmetler akmaya başladığı zaman.
3-Rasülullah bir hadiste sahabesini yıldızlara benzetir.Öze
erenler yıldızdır.İdraki açılan kimseye geçmişte yaşamış
erenlerin sırlı bilgileri de dökülmeye başlar.
4-Yıldızlar burçlar oluşturarak astrolojik tesirlerle karakter
yapımızı belirlerler.Bilinci açılmazdan önce kişi belli bir
burcun etkisindedir.Bilinci yarılana;tüm yıldızlardan bütün
burçlar tecelli etmeye başlar.
İlave
kapasiteler açılır..
Gönül Ehlinden akan
ilim-ilham-hikmettir
yıldızlar.Tabular,bilgiler,şartlanmalar,duygular terk edilmeden
dökülmezler.İçte yarılma,patlama yaşanmadan hissedilmez.Havai
fişek patlamasa pırıltılar saçılır mı
yere? Benlik,
Aşk fitiliyle ateşlenince patlar da yepyeni BİR BEN olur..Beni
ortadan kalkandan herkese nurlar saçılır.Herkes hoşuna giden
renkleri seyreder Onda.”Ben bu kişiyi çok seviyorum ama adını
koyamıyorum,nasıl bir sevgi bu?” demeye başlar insanlar.Sevilen
Hak olmuştur da adını koyamaz birimler.
Esma-i Hüsna’nın bir bütün halinde açığa çıkışıdır yıldızların
dökülüşü….
Hira’da geceler
boyu yıldızları seyreder Muhammed…Seyir tamam olur da Cebrail
gelir…Yıldızlar, hikmetler dökülür Muhammed’e sessiz-sözsüz
gecelerde. Dökülme tamam olunca hikmet vücut bulur..
3-Denizler fışkırtıldığı,karıştırıldığı zaman,
Pozitif-Negatif Enerji, bedeni deniz gibi kaplamıştır.Bunların
bitişme,kaynaşma,birleşip şelale misali fışkırma mahalli
Sinedir. Kişi gönlüne,
kalbine yöneldiğinde;enerji
denizlerini birleştirmiş,tek noktadan kullanmaya başlamış
demektir.
Hak Aşıklarının
özlerinde hissettikleri ateş;denizden fışkıran enerjiyi temsil
eder. O fışkırmaya başladığında; satırlar, şiirler, nameler,
tefsirler ve yeni idrakler saçılır mümin gönüllere.
Celaleddin,Şems’le
geceler boyu bakışır,sessiz-harfsiz-gönül sohbeti yapar,ertesi
gün Hüsameddin Çelebi’ye Mesnevi yazdırırmış..Mevlana
denizi,Şems fırtınası ile taşar, fışkırır, dalgalanırmış demek
ki.
Denizler kabarmadıkça,rüzgar yelkenliyi savurmadıkça
gelmez rahmet yağmurları.Aşk fırtınası ile Mevlana’yı alır bir o
yana bir bu yana savururmuş Şems…Aşk Sarhoşu Celaleddin kendine
geldiğinde mısralar hayat bulmuş.Vaazlara can gelmiş,cemaate
şevk gelmiş… Aleme aşk gelmiş de her dinden milyonlarca insan
doyamamış tadına….
Hak Yolcusu
Sinesine dönünce fışkırırmış kaynaklar özünden.Musa
Tur’a çıkınca,Yunus balığa düşünce,Yusuf zindana girince coşmuş
denizleri.. Coşmuş da insanlığa ışık,Aşıklara çıra olmuşlar.
4-Kabirler deşildiği zaman,
Kabir;bedendir.Cesede
bağlı algılar, bedenî kayıtlar aşıldığı zaman!.
Kabir deşilmeden
yeniden diriliş olur mu?..Kabirden kalkmayan;Nuru görebilir
mi?...Yeniden diriliş,
yepyeni bir
bilinçle uyanış için nefsi arzularını öldürmek isteyen;bedenini
deşmeli,özündeki cevheri açığa çıkartmalıdır.
Cebrail’in, çok
küçük yaşta süt anne Halime’nin yaylasında Allah Rasülü’nün
göğsünü yarması(ŞERHU SADR) olayı kabrin deşilmesidir..Göğüs
yarılmış,içinden beşeriyet sökülüp alınmıştır ki Cebrailî
nurları almaya hazır hale gelsin.Sidre-i Müntehadan öteye
Cebrail geçemedi sadece Rasülullah gitti.Bir rivayete göre Rasül
sorar:“Ya Cebrail buradan ötede niye yoksun?” Cebrail:”Ben
ilmim.Ben Hakikatin Bilgisiyim.Ötesi Hakikatin ta kendisi!...
Buradan öteye ilimle değil;Aşkla geçilir.O da sinende var!..”
demiştir.Bizce,Sidre’yi geçecek
Aşk;Muhammed’in kalbine ta Halime’nin yaylasında konmuştur!..
Açık kalp ameliyatı sine
yarılarak yapılır.Bu yarmada cerrahlar göğsü örten 7 kemiği
keserler..7 ye dikkat edin!..Nefis basamakları 7,Sem’â 7,Tavaf
7,Şakralar 7, Cehennem 7, Yasin’deki MÜBİYN’le (Anlayışı Açan)
biten ayetler 7,HaMim’le başlayan sureler 7,Fatiha’nın ayetleri
7....İnsan başında delik sayısı 7..Daha da sayabiliriz...Demek
ki 7 örtü açılınca sineye,öze varılıyor, bilinç açılıyor,
hakikat çıkıyor!... Aman Allah’ım!.. Bu ne mana böyle?!...
Kabri deşilen;
yeni bir bilinç kazanır, eski kimliğinden hızla sıyrılır. Nice
titiz, takıntılı, hırslı tipler şeyhlerin elinde uysal koyuna
döner. Nice vahşiler, nice kötü huylular kuzu olur mürşid
elinde... Muhammed’i öldürmeye gelen Hattab’ın Oğlu Ömer,
eniştesinin evinde duyar Kur’an ayetlerini… Kabri bir deşilir
ki; kılıcını sokar kınına da Rasül’ün önünde diz çöker,kimseye
boyun eğmeyen Ömer. Rasül’e boyun eğince <Allah’ın Halifesi>
olarak yaratıldığını hisseder..İşte o an Hattab’ın oğlu adaletle
özdeşleşen Hz.Ömer olur..
Herkesin kabri
farklı farklıdır.Kadı Mahmud’un kabri şöhret ve makamıdır.Onu
ciğerinden deşer Üftade… Deşer de Aziz Mahmud Hüdai çıkarır
oradan,çıkarır da hediye eder asırlar sonraki aşık
yüreklere.Sultan İbrahim’in kabri kuştüyü yataklarda yattığı
sarayıdır.Evin damına çıkan sıradan bir kul tavandan deşer
sarayı..Deşer de Meczuplar Piri İbrahim Bin Edhem Hazretleri
çıkar içeriden... Hocadır, Vaizdir Celaleddin..Halkın önünde
yürür.Bir gün yolunu keser servi boylu Şems.İlmini,şeriat
bilgisini deşer de Mevlana çıkar kabirden.Çıkar ama ne çıkış Ya
Rabbim!..Kabir deşilince kişilik terk edilir,
evrensel insana(İnsan-ı Kamil’e) yol açılır.
5-Benlik, bilmiş olacak önden gönderdiğini de arkaya bıraktığını
da.
Bütün bunları yaşayan benlik, öz, nefis; o güne kadar
işlediklerini bilir,iç muhasebesini yapar.İşte bu fark ediştir
kişiyi Hakk’ın rotasına yönelten.”Hesap sorucu olarak size
nefsiniz yeter” ayetini hatırlarsak daha iyi anlarız.
Cebrail de özde
diyelim.Hakikatin Bilgisini özden yansıtır size. Rasüllere
Vahiy getiren de, müminlere ilham veren de Cebrail’dir…Sıkar
o bilgiyi getirirken.. Sıkılmayan meyveden özsu çıkar
mı?..Hakikate adanan kimse, okur, inceler,kavramlara hayran
olur.Bir süre edebiyatını yapar bunların. ”Sen misin edebiyatını
yapan,yaşa da görelim!” der Rabbi.Yaşamak için olay, sahne
gerektir.Belalar,sıkıntılar gelir peş peşe.
Teslimiyet-Tevekkül-Sabır sahnede yaşansın diye.Belayı,Cebrail
bilenler; Önden, Arkadan gönderdiklerini fark etmeye başlarlar.
Hayatlarını sorgularlar, kendi hesaplarını kendileri
görürler de rotalarını Sırat-ı Müstakim istikametine
doğrulturlar. Kendi hesabını yaşarken
kendi görene, ölünce hesap sorulmaz inşaAllah.
Hüdai’ye Üftade
aracılığı ile ciğer sattıran da,Yunus’u buğday sıkıntısına sokup
Hacı Bayram’a yollayan da Cebrail’den başkası
değildir.Sıkıntılarla belirir Cebrail.Kahrı
lütuf,belayı nimet bilene akıtır ilhamları…
Önceliklerimiz
ve geriye attıklarımız hem hayatımızı,hem de kişiliğimizi
etkilemektedir.Önden yollanan DÜNYA,arkaya bırakılan
AHİRETtir.. İnfitar yaşayan,dünya-ahiret ikilemini çözer de
tercihini Hak’tan yana yapar.Aşka susayarak kapıya gelen Kadı
Mahmud’a;”Kadılık cübbesi ve makam mı yoksa Aşk mı?” der Üftade!..Üftade
şimşeği ile kalbi yarılan,kabri deşilen Mahmud “Aşk” diyecektir
taaa ciğerden gelen bir sesle.Mahmud,Ulu Camii yanında ciğer
satar sanır halk.Sattığı kendi ciğeridir Mahmud’un(...)
Hala aşkla kanar
Mahmud’un ciğeri..Kanar da ciğer kokusuna koşar aç
kediler...Avam fark etmese de kediler fark eder Aşkı!..
Türbesine iyi bakın,koklayın oraları.Ciğer kokusunu almışsanız
yandığınızın resmidir!...Resimden,suretten geçer de hararetle
koşarsınız Ölümsüzlük Çeşmesine...
6-Ey insan! O sonsuz cömertliğin sahibi Kerîm Rabbine karşı seni
aldatıp gururlu kılan nedir?!
Kur’an’da <Rab-İlah-Allah> kelimeleri rast gele kullanılmış
değildir.Kişinin Rabbi;Allah’ın onu bezediği yaratılış
terkibidir.Kader programı çerçevesinde her insanda Esma-i
İlahinin tamamı potansiyel olarak yüklüdür zaten.Ancak
hayatın,dünyanın aldatıcılığı kişiyi kendini tanımaktan alı
koyar.İnsan güç,irade,ilim sahibi olduğunu vehmederek
sisteme,evrene hatta Allah’a karşı gafilce kafa tutar.Allah’a
kafa tutmanın ilk belirtisi kabiliyetini kendinden bilmektir.Bu
da şirktir.
İnfitar
yaşayan;şirkten kurtulmanın eşiğinde bu soruyu sorar:”Bana ne
oluyor da Rabbime,Kendime nankörlük ediyorum?” Bunu fark eden;
geceler boyu ağlayacak, pişmanlık içinde istiğfar edecek,
kendinden utanacaktır.Rabbi öylesine hazineler bahşetmiştir
ki,tüm istekleri kendine cömertçe sunulmuştur.Önceleri dua edip
bir dizi dünyalık isterken,isteyemez olur.
Verilenin şükründen acizliğini gören nasıl yeni nimetler istesin
ki?!..
Bu fark ediştir
Rabia’ya aç yaşamayı zevkli kılan!...Bu fark ediştir
kolları-bacakları kesilirken Hallac’a kahkaha attıran!...Bu fark
ediştir,Ferhat’a dağlar deldiren,Mecnun’a çöller aşırtan..Bu
fark ediştir ilk müminlere evlerini,kadınlarını,mallarını
Mekke’de bırakıp da Medine’ye yol aldıran!...
İşte onun için
istemenin hası; istememek, söylemenin hası; söylememek,
görmenin hası göz yummak,
şöhretin
hası;halktan kaçmak, makamın hası; makamdan geçmektir.
7-Rabbin ki seni yarattı, düzgün hale koydu, en güzel ölçülerle
şekillendirdi.
Kendine bakan
insan,kusursuz,düzgün bir yaratılış görür.Öyle ya; biyoloji
insan vücudunda hiç KÖŞE olmadığını ortaya koydu. Köşesiz
bina, mimaride imkansızdır. Rabbimiz kurmuştur işte. PARMAK
İZLERİ her birime özeldir. Mucizedir..Öteye gitmeksizin
kendinde işleyen harika,ahenkli
bir düzenek izler de insan,hayret eder.Rabbini tanımak için
kendini tanımaya adım atmıştır.Eksiksiz,kusursuz,Ahsen-i
Takvimle(en güzel yaratılışla)bezendiğini görmüştür.
Tıpkı beden gibi
huylar,ahlaklar,karakterler de kişiye özeldir,kusursuzdur(!..)
Önceleri insanları;sevdiği- sevmediği kimseler diye ayıran
kişi,hepsinde Rabbinin tecellilerini seyreder de sever
olur.Hepsinin kendi olduğunu,hepsinin güzel olduğunu fark
etmiştir artık...“Allah Adem’i kendi suretinde yarattı”
buyurulur hadisi kudside.Esmanın,Sıfatların ve Zatın tecellileri
boy gösterir insanda. Hakka yönelen, kendisi için en uygun,en
iyi yaratılışın bezendiğini görerek şükre yönelir.
Daha değişik açıdan bakacak olursak;Rabb
kelimesinin bir manası da EĞİTEN-KIVAMA SOKAN-DÜZGÜN HALE
GETİRENDİR.Kişi nasıl düzgün hale gelir?...Okuyarak
mı,çalışarak mı,dinleyerek mi,yaşayarak mı?..
Öğretmensiz eğitim olur mu?Öğretmen
Mürşid-i Kâmildir.Öğrenilenin davranışa dönüşmesidir
eğitilmek.Davranış;yapanı harfiyen izleyerek kazanılır.Zanaat
ehli çıraklıktan yetişir.İyi yetişmiş ustaya
”Çekirdekten,çıraklıktan gelmiş” diye hayran oluruz..Hakikat
Bilgisi mürşidle oturur,kemikleşir,HALe dönüşür.Rabbe itaat
edercesine,hocasına teslim olan ADEM GİBİ ADEM olur.Geçmişte
rehbersiz, mürşidsiz,öndersiz hakikate yüründüğü görülmüş
değildir.
Halife Harun Reşid’e sarayda,makamda,hazinede Allah’la beraber
olmayı öğreten Behlül Dânâ’dır.
Taptuk’tur Türkmen delikanlısını kıvama sokup Yunus EMRE
yapan!.. Ertuğrul Bey’in ele avuca sığmaz oğlu Osman’ı,Osman
Gazi diye bu millete armağan eden Şeyh Edebâli’den başkası
değildir.…21 yaşında bir delikanlı çağ kapatıp çağ açabilir
mi?.. Hocası Akşemseddin’se neden olmasın?...
Rabbini; Eğitip,
kıvama sokacak rehberini bulana,fark edip peşine düşene ne
mutlu!..
(Haftaya:8-14.ayetler)
Mehmet DOĞRAMACI
İstanbul - 08.12.2004
m_dogramaci@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com
|