|
|
|
|
GERÇEKLİK KORKUSU
Bireyselliğe en fazla rant sağlayan
duyguların başında hiç şüphesiz korku gelir. Bu duygu, gerçek ya da
sanal bir tehlike veya tehdit karşısında hissedilir.
Halk
dilinde “Büyük bir korkuya kapılmak” / “Ölüm korkusu” /
“Korkudan tir tir titremek” gibi ifadelerle anlatılan korkuların ve
çocuksu denebilecek “Öcü” kavramının uzantısı olan
duyguların yanında, gelecek
korkusu gibi evrensellikle asla bağdaşmayan türde olanları bulunmaktadır.
Fobiler arasında yer alan yükseklik korkusu çoğumuzda vardır. Bu
duyguyla özdeşleşen insanlar, alçak parmaklıklı balkonlara çıkmayı
asla düşünmez. Yüksek katlı
bir binanın açık penceresinden aşağı baktığında, ciddi şekilde
rahatsızlık yaşar, önündeki boşluğun kendisini çekip alacağını,
adeta yutacağını hisseder. İrkilir, geri adım atar. Bu nedenle, böyle
yerlere yanaşmayıp kendini tehlikeye atmadan, o duyguyla birlikte yaşantısını
devam ettirir.
Kapalı yerlerde kalma korkusu olanlar ise asansöre binmekten, kapalı
alanlara, hatta sinemalara gitmekten dahi çekinir.
Yukarıda anlatılanlar psikolojik hastalıklar sınıfında yer alır.
Diğer taraftan, bunlarla mukayese
edilmeyecek kadar ciddi bir korku türü daha vardır:
Gerçeklik
korkusu!..
Bu
durumdaki birey, gerçek / hakikât ile yüz yüze geldiğinde, konunun
kendisinde oturmamışlığından, bilgi düzeyinde kalmasından ötürü,
kaybetme telaşı ile aslını, hakikâtini inkar eder. Maddi olmasa da,
manevi yönde bir korkuya kapılır. Gerçek onu sarmaladığı anda, kendisini, kendi yarattığı kurallarla hapseder. İzafi değerlerinin yok olacağı kaygısı / korkusu ile hakikâti bir yana bırakarak ondan uzak durmaya çalışır.
Aslında, duygular terk edilmeden gelinen bu nokta, bireyselliğin daha da yoğunlaşmasının ifadesidir. Giderek, ortaya hayali bir gerçeklik
çıkar ki, kişi öz
benliğine uyum yeteneğini tümüyle kaybeder, Allah’a ulaşmak yerine,
tanrısına kavuşur.
Bu tür bir korku ile, sistemi tanıma ve okuma gibi detaylara girilmesi
dahi söz konusu olamaz.
Eninde sonunda o kişi hevasını ilah edinecek, sanal alemin gerçeklerine
(!)
kendini kaptıracaktır.
Mistisizm,
evrenselliğe ulaşmanın yolunu peşinen "Allah’tan ancak Alimleriniz haşyet duyar." cümlesi ile çizmiştir.
Kur’an’ı tefsir eden kimselerin haşyet
kavramını korku ile tanımlamaları, anlayışlarındaki ikilemdendir.
Gerçeklik
korkusunu oluşturabilen en büyük duygunun vehim kanalıyla geldiğini,
korkunun insanı Allah’tan perdelediğini, din adına en inandırıcı sözleri
konuşanların bu hususları esaslı bir biçimde vurguladıklarını söylememe
bilmem gerek var mı?
Ne
gariptir ki, bireyi Allah’ın vechinden yüz çevirten kısıtlı beşeri
algılamaların yanı sıra, Allah’a duyulan özlem ve
sevgi coşkunluğu da bazen
öze giden yolu perdeleyebilmektedir.
Sevginin kaybedilmesinden kaynaklanan bu halin, teslimiyet'le ilgili olduğuna inandırmak realiteye uzaktan bakmak
olur. Bir bakıma kendini kandırmadır.
Aslında birey, bu
duygunun hangi yönle kendisinde ağır bastığının farkında olamaz.
Bireysellikle algıladığımız ve “gerçek”
diye nitelendirdiğimiz şey, kendi konumumuza ve algılarımızın sınırlı
yapısına göredir.
Sınırlılık nedeniyle de, beğenip beğenmeme
yargıları, içerdikleri ile içermediklerini ayırıp bazılarını
dışlar. Mutlak gerçek ise, algılara ve konumlara göre değişiklik göstermez.
Öyleyse,
korkuyla konumlanmak, insanı kendi
özünden mahrum bırakabilmektedir.
Araç olarak kabul
edilen değerleri, Gerçek diye tanımlamak, ısrar
etmek ve bunun üzerine haklılığı
inşa etmek, insanı
“Gerçeklik Korkusuna”
kaptırabildiği gibi,
bir daha açılmamak üzere o perdenin kapatılmasına neden olabilir.
Vahiy
kanalı ile beşeri boyuta ulaşan
“..Onlarda
korku ve mahzunluk oluşturabilecek herhangi bir sebep yoktur”
şeklindeki uyarı herhalde
anlatılanlara temas etmektedir.
Ahmet
F. Yüksel
İstanbul
- 07.03.2000
|