DEĞİŞİM FAKTÖRÜ


Zihni dönüşümlerin birçoğu, algılama farklılıkları ile ilgilidir. İnsan, kısır döngü yaratmaksızın varoluş amacını yaşamaya ancak bu şekilde ulaşır.

Ülkemizde de çok farklı düşünce ve inanışları olan, fiillerini  değişik zeminlere taşımak isteyen epeyce kabarık sayıda insan grubu bulunmaktadır.
Ancak, demokratik bir ülkede, hür düşünceyle yaşama imkânı Anayasa ile garanti altına alınmışken zaman zaman karşılaşılan uygulamaların, düşünce ve inançlardaki çeşitliliğe sınır getirdiği  görülmektedir.

Son zamanlarda bir yandan , kılık- kıyafet ve sakal konusunda farklı tercihleri olan gençlerle, türbanlı bayanların; diğer taraftan farklı dinlere mensup, örneğin bağımsız protestan kiliselerine giden vatandaşlarımızın bazı zorluklarla karşılaşması, söylenenlere örnek teşkil etmededir.
Aşırıya kaçmamak şartıyla, inançların  özgürce yaşanması,  mistisizmde "Zorlama Yoktur" hükmüyle kesin olarak vurgulanmış ve bireysel düşüncelerdeki abartı da "orta yolu tercih etme" anlayışıyla dengelenmiştir.

Bir yerlere ulaşmak, insanın yaşam gayesidir.
Özünden gelen ve dur durak bilmeyen bu düşünce ile bağımsız yaşayabilme çabasının dışa "demokratikleşme" tablosu şeklinde yansıdığı dikkâte alınırsa, belli ölçüler içinde serbest davranabilme ve istendiği gibi ibadet edebilme imkânı, vazgeçilmez ilke olarak  kabul edilmelidir.
İnanç verileri, farklı alanlarda değişik amaçlara dönük biçimde değerlendirilirken, Hıristiyanlıktan İslamiyet’e, Müslümanlıktan  Budizm’e geçenler, Ateistken koyu bir dindar haline gelenler, fikrini asla değiştirmeyenler olduğu gibi, Çingene toplumu gibi  neye inandığı dahi belli olmayanlar da mevcut...

Bazı ekollerin ortaya koyduğu fikir birikimleri de, konuyu uzaktan takip edenlerce yaşam biçimi olarak kabul ediliyor; keyif verebiliyor.
Ya da, iftihar vesilesi haline gelen bir dizi abartılı tavırla yerin dibine sokulup "terk edilenler" sınıfında yerini alabiliyor.
Anlatılanlar, her gün karşılaştığımız olaylardandır.

İnsan, baskı olmaksızın yaşama anlayışına dayalı tavırlar ortaya koyarken, aşırılığa kaçmama hususunda kendini  frenlemeli ve dengeleyebilmelidir.
Aksi takdirde, aynen özgür yaşayabilme isteği gibi, kişinin özünden gelenler arasında yer alan menfi duygular da ortaya çıkarsa, iyi sonuçlar vermeyecek ve fayda  getirmeyecektir.

Ahmet F. Yüksel
İstanbul - 25 Ocak 2000