|
|
|
Agit için Türkiye'ye gelen önce Ankara'ya uğrayıp bilahare karayolu ile İstanbul’a hareket eden ve bu arada depremzedeleri mahkum oldukları çadırlarda ziyaret eden USA Başkanı Bill Clinton, sıcak tavırları ve inanılmaz görüntüleri ile adeta sevgi yumağı haline geldi. Çadırlarda başlayan yakınlaşma içinde Başkan Clinton’un kucağına aldığı bir bebek tarafından “ burnu tutulunca” bu olay, hem çocuğun yaşamını değiştirdi, hem de ulusça bir modanın yayılmasına yol açtı. Şimdi bebekler, anneleri ve babaları tarafından Cumhurbaşkanının burnunu tutsun diye öne atılıyor, Valiler, korumalar ve polisler bile özel bir çaba harcıyor. Halen, bir çocuk Sayın Cumhurbaşkanımızın burnunu tutmuş değil... O da zaten burnunu tutturma hevesine kapılmış görünmüyor. Şimdi burun taliplisi küçük bebeğin talihi değişmiş, “başkan tarafından kucağa alınan çocuk” sıfatıyla çeşitli reklam filmlerinde görünmek üzere teklif üzerine teklif almıştır. Bir bebeğin Clinton ‘un veya Sayın Cumhurbaşkanının kucağında oluşu ve onlar tarafından sevilmesi doğaldır; ancak bir Valinin kendisine soru sormak amacıyla gelen birisine takındığı tavır biraz farklı... O kendisine sevgi ile yaklaşan ve “Sayın Valim...” diye hitap ederek bir iki laf edip derdini anlatmak isteyen vatandaşı, elinin tersiyle ağzını kapatarak susturmak istiyor: “Provokatör bunlar!..” İnsanları suçlu bularak ağzını kapatmak nasıl bir duygudur bilemem; ne var ki, olayın başka boyutları var: Bu genç kızın hakarete uğraması sırasında görüntülerinin defalarca ekrana gelmesi, onun bir anda popüler olmasına, aynı zamanda yerel bir TV’ye üç milyar lira geçiş ücreti ve ayda iki yüz elli milyon lira maaşla iş bulmasına vesile olmuştur. Yani hakaret gibi gözüken ve “şer” olarak algılanan olayın ardında pek çok hayırlar yatmaktadır. Hemen hatırlatalım, İmanın
şartlarından biri olan “Hayrıhi ve şerrihi min Allahi Teala” nın
anlamını iyi kavramak gerekiyor. Burada, “iyilik” ve “şer”
olarak mütalâa edilen “kötülük”ten anlaşılması gereken nedir?
Doğal olarak, birimlilik anlayışına uygun bir şey insana ulaştığında
“iyilik” mânâsında değerlendirilir, bireyin tabiatına, bireyselliğine
ters düşen bir durum da “şer” adını alır. Aslında, tabiata uygun düşen oluşlar “şer”, ters düşenler de “iyilik” niteliğindedir. Gerçek yönüyle böyledir. ( Bkz. Bakara Suresi / 216 ) İbrahim
Hakkı Erzurumî Hazretlerinin bu konuda çok güzel dizeleri var: “Deme
niçin şu şöyle, Bizler, her zaman bu bilinç ile düşüncelerimizi yoğunlaştırmalıyız. Burun ve elin getirilerini siz kendinize göre şimdi daha iyi değerlendirebilirsiniz. Haftaya buluşmak üzere... Ahmet
F. Yüksel
|
||