|
Muhammed 4-) Feiza lekıytümülleziyne keferu
fedarberrikab*(boyun,ense kökü) hatta iza eshantümuhüm
feşüddül vesâka, feimma mennen ba'dü ve imma fidaen
hatta tedaal harbü evzareha* zâlik* velev yeşaullahu
lentesare minhüm ve lâkin liyeblüve ba'daküm Bi ba'd*
velleziyne kutilu fiy sebiylillahi felen yudılle
a'malehüm;
(Savaşta) hakikat bilgisini inkâr edenlerle
karşılaştığınızda, boyunlarını vurmaya bakın! Nihayet
onlara ağır bastığınızda, bağı takviye edin (esir alıp
bağlayın)! Ondan sonra yapılacak olan, lütfen
karşılıksız salıvermek ya da fidye mukabilinde
bırakmaktır! Harp ağırlıklarını bırakıncaya kadar! İşte
bu! Eğer Allah dileseydi, elbette onlara yaptıkları
suçun sonucunu (azap yollu) yaşatırdı! Fakat bazınızı,
bazınızda olarak denemek için (savaşı koydu)... Allah
yolunda öldürülenlere gelince, onların yaptıkları asla
boşa çıkartılmaz!
Enfal
12-) İz yuhıy Rabbüke ilel Melaiketi enniy meaküm
fesebbitülleziyne amenu* seulkıy fiy kulubilleziyne
keferurru'be fadribu fevkal a'nakı(gerdan,boyun) vadribu
minhüm külle benan;
Hani
Rabbin melâikeye şöyle vahyetmişti: "Muhakkak ben
sizinle beraberim (Allah melekle yan yana olmayacağına
göre; anlatılmak istenen {tasavvufta mâiyet sırrı diye
bahsedilen}: meleklerin, kendilerindeki kuvvet ve
kudretin Allah'ın kuvvet ve kudreti bilincini
taşıdıkları realitesine işaret olunmaktadır)... İman
edenleri sâbitleyin... Hakikat bilgisini inkâr edenlerin
kalplerinde korku oluşturacağım... (Onların)
boyunlarının üstüne vurun (vehim üzere sâbitleyin) ve
onların her parmağına darbedin."
İki
ayrı sureden iki ayrı ayet...
Ayrı
ayrı varlıkar,suretler gözü ile bakmaya o kadar
kaptırmışım ki kendimi yukarıdaki ayetlere gözüm
iliştiğinde irkiliverdim önce...
Kellelerin acımasızca uçurulduğu savaş meydanları
görüntüleri içinde sahebeyi kiramı düşlüyordum ki
uyanıverdim bu çook tatlı rüyadan bir anda...
Şeytaniyet vasfım ,vehim kuvvemi ne de güzel oyuna
getirmiş ;seyre daldırmıştı hayallerimi ,zanlarımı bir
güzel geçmişte yaşamış peygamberin geçmişte yaşamış
dostlarının sanallığında...
Gözlerimi kapattım ve susturdum hayallerime şekil veren
seslerin herbirini tek tek...
Ne de
çok konuşuyorlardı kafamın içinde,hiç susmak
bilmiyorlardı..
Kendinden gayrısından münezzeh olan ve kendiyle şehid,habir,muhyi,hakim,basir,semi,muhit
olan "mutlak ben"in benliğini hükmeden HU'nun "ben"
işareti ile seyrinin hakikatine yönelebilmek adına en
çok bilebidiğimi düşündüğüm "ben"e yönrldim ve kendimde
seyre çalıştım bu ayetleri,özellikle de boyunlarının
üstüne vurun hitabını...
Kavramları tek tek düşünerek başlamaya çalıştım işe...
Kafa
ve vucut...ikisini birbirine bağlayan köprü boyun....
Emreden ve uygulayan...Tanrı ve kulu vehmindeki gibi...
Ben
ismi ile işaret edilen yapının üç yönü var ahadiyet,eniyet
ve hüvviyet..
Kalp,beyin ve vucut...
Ahadiyet ismi ile işaret edilen ,Hu'nun seyri
dilediğindeki dilenmişlik hali ise karşılığı kalp olmalı
dedim...Kalp nöronları da bu dileğe karşılık bir veri
tabanına sahip derunundan akan...
Eniyet ismi ise bu Ahadiyet halinin “ben”liğine işaret
etmeliydi sanki...Ahad olanın kendini seyreylediği
benlik...Beyinin işletim sistemi ...Rububiyet ben'lik
bilinci.Bu benlik her ne kadar Ahadiyetten ayrı değilse
de yaratılmış oluşu ile Hu'dan ayrıdır...
Son
olarak da huvviyet ismi ile işaret edilene
yöneldim...Huviyet yani kimlik...Ben'in kendini bulduğu
yapı ...Belkide vahdet halindeki vucut....
İsteğin derundan algılanan düzeyine bende nasıl aktığını
sıralamaya çalıştım...
Şuurdan gelen hitap Kalb'in sahasına giriyor şeklinde
bir varsayımla Ahadiyetin derunundan gelenin Eniyette
bir yönetici yapıya büründüğü fikri doğrultusunda
düşündüğümde Boynun bir yanı beyni içeren ,kafayı yani
yönetici kısmı işaret ediyor olabilirdi...Bu Eniyyetti...Boynun
diğer kısmı olan ve kendinde kalbi de barındıran vucut
ise hüvviyet olarak düşünülebilirdi.
Ve
boynun kendisi ise belki de mana alemiyle işaret edileni
Alemi Ceberut'u anlatmaktaydı...
Bu
varsayım yumağı eşliğinde ,söz konusu ayetlerdeki
teşbihe anlam verebilmek adına söyle yorumladım:
Beşeriyet hükmü ile ya da seyredilen hükmü ile bakmakta
olduğunuzun gerçeğine erdiğinizde ,seyredeni açığa
çıkarabilmek adına seyredileni yaşayan Eniyetinizin,
manalara yüklediği anlamları, hüvviyetinize yani
bedeninize,yaşamınıza yahut kuantum potansiyelinizin
potansiyelliğine taşımakta olan geçiş noktasını yani
boynunuzu yani ceberutunuzu vehmin hükmünden
kurtarın....
Ceberutunuz Eniyyetiniz yönlü çalıştığında vehim adını
alır....Ve cihad, ceberutu vehim adı ile işaret edilen
işlevselliğinden çıkarıp Ahadiyet hükmüne tabi olmasını
yani kalp nöronlarının beyin tarafından vehim kuvvesi
ile işlev gören rububiyet hükmünce yorumlanmadan direk
olarak hüvviyetinize tasarruf etmenizi sağlamanın
adıdır...Belki de Ferdiyet ile işaret edilen de bu hükmü
açığa çıkarabilme halidir...
Bedenim yönüyle mekanizmanın nasıl çalıştığına
yöneldiğimdeyse şöyle bir yorum oluştu:
Ayette geçen sözcüğün (Muhammed 4, rikab )kelime anlamı
boyun kökü...Boyun köküne vurun diyor...Boyun kökünde
bir kuvvenin etkili olması gerekiyor yani...Boyun kökü
anatomik olarak iki yapıyı birbiri ile bağıntılı olarak
kapsıyor...
Beyin
sapı ve beyincik...
Beynin boyuna olan uzantısında beyincik ve beyin sapı
mevcut..
Beyincik tüm motor öğrenmeden ve reflekslerden
sorumlu,beyin sapı ise kontrol edemediğimiz
reflekslerden soluk almak,sindirim yapmak,kalp atışları
gibi...Beşeriyetin devamlılığı için gereken sistemin
kendiliğinden programlanışı ve uygulanışı gibi
....Beyincik ise öğrenerek refleks haline getirdiğimiz
işlevleri kapsıyor mesela araba kullanmak,bisiklete
binmek,kendi kişisel yorumum ile gündelik yaşamda
öğrenilmiş var oluşumuzu tefekkürsüz yerine getirmek...
Cihad
halinde bu yapının işlevine son verin diyor...
Peki
nasıl?
Tek
bir yapı mevcutsa en basit anlatımı ile...sistem tek
ise...Beyin emir veriyor terkibince...Peki ya
terkibindeki esmaları nasıl tanıyor?
Kalpteki nöronlar vasıtası ile...
O
zaman beynin kalpten alıp terkibiyeti ile anlam
yüklediği ancak hakikati itibarı ile beşeriyet vizyonu
ile oluşmuş bilinç tarafından yüklenilen dar anlamlarla
kayıtlanması mümkün olmayan her esma ,her sıfat ,beynin
müdehalesi sonucu büründüğü anlam ile beyinden yola
çıkarak boyundaki nöronlar vasıtası ile vucuda emir
olarak yansıyarak oluş halini alıyorsa ,“boyun üzerine
vurmak “ işlevi ,kalbin beyne gönderdiği kalıp halinde
olmayan mana potansiyelinin beyin vasıtası ile büründüğü
emre yine kalpteki şuursal farkındalıkla sistemsel bir
müdehale söz konusu olabilir...Bir meleki kuvve Enfal 12
'de anlatıldığı üzere beynin rububiyetine dönük bu emri
bedene geçiş aşamasında dönüştürüyor sanki eski sınırsız
haline ...ne zaman... şuurun hakkını vererek cihad
yaşandığında otomatik olarak, bir sistemsel sonuç
olarak...
Beyin
kalpten açılan manaları kendinde bulabildikleri kadarı
ile kullanıyor veri tabanından beslenerek ve emir
yolluyor bedene...Şuur hükmü ile bakanlarda bilinç ile
yollanan bu emir tam da beyin sapında bir meleki
müdehale ile beynin yüklediği ben'lik anlamından
arındırılıyor...
Ve
bedende ortaya koyulan fiillerin hükmü bireysel
benlikten değil şuurdan akmış oluyor....
Kalp
şuurun esma ve sıfatlarını projekte ederken beyine
,beyin efali oluşturuyor...Kalp efal için
tasarlanmamış,kalp halogramı olduğu dolayısı ile ilmine
sahip olduğu Ahadiyetin zuhuru ...Beyinse efale dönük
çalışıyor ancak beyinden çıkan hüküm kalpten akan bir
meleki müdehale ile kendi dar anlam kalıbında sıfat
hükmünce taşıdığı sınırsızlıkla efale yansıyor...
Bu
noktada şu soru ortaya çıkıyor:
"Kalp
neden nöronları ile vucuda emir vermiyor,neden beyne
ihtiyaç duyuyor?
Sanırım beyin ile boyutsal algılamayı yaratıyor...
Boyutları yaratıyor beyinle ve boyutlardaki alemleri ve
alem suretlerini...
Beyin, kalbin vucudu kanımca...Kalbin büründüğü bir
vucut...kalbin bir bakışı kendine...çok boyutlu tek kare
resmi...Bedense beynin vucudu..
Doğrusunu Allah(rasulu(ehli)) bilir.... |