Fedarberrikab-Fadribu Fevkal A'nakı
Özgür Kurt Durmaz
 

Muhammed 4-) Feiza lekıytümülleziyne keferu fedarberrikab*(boyun,ense kökü) hatta iza eshantümuhüm feşüddül vesâka, feimma mennen ba'dü ve imma fidaen hatta tedaal harbü evzareha* zâlik* velev yeşaullahu lentesare minhüm ve lâkin liyeblüve ba'daküm Bi ba'd* velleziyne kutilu fiy sebiylillahi felen yudılle a'malehüm;

(Savaşta) hakikat bilgisini inkâr edenlerle karşılaştığınızda, boyunlarını vurmaya bakın! Nihayet onlara ağır bastığınızda, bağı takviye edin (esir alıp bağlayın)! Ondan sonra yapılacak olan, lütfen karşılıksız salıvermek ya da fidye mukabilinde bırakmaktır! Harp ağırlıklarını bırakıncaya kadar! İşte bu! Eğer Allah dileseydi, elbette onlara yaptıkları suçun sonucunu (azap yollu) yaşatırdı! Fakat bazınızı, bazınızda olarak denemek için (savaşı koydu)... Allah yolunda öldürülenlere gelince, onların yaptıkları asla boşa çıkartılmaz!

Enfal 12-) İz yuhıy Rabbüke ilel Melaiketi enniy meaküm fesebbitülleziyne amenu* seulkıy fiy kulubilleziyne keferurru'be fadribu fevkal a'nakı(gerdan,boyun) vadribu minhüm külle benan;

Hani Rabbin melâikeye şöyle vahyetmişti: "Muhakkak ben sizinle beraberim (Allah melekle yan yana olmayacağına göre; anlatılmak istenen {tasavvufta mâiyet sırrı diye bahsedilen}: meleklerin, kendilerindeki kuvvet ve kudretin Allah'ın kuvvet ve kudreti bilincini taşıdıkları realitesine işaret olunmaktadır)... İman edenleri sâbitleyin... Hakikat bilgisini inkâr edenlerin kalplerinde korku oluşturacağım... (Onların) boyunlarının üstüne vurun (vehim üzere sâbitleyin) ve onların her parmağına darbedin."

İki ayrı sureden iki ayrı ayet...

Ayrı ayrı varlıkar,suretler gözü ile bakmaya o kadar kaptırmışım ki kendimi yukarıdaki ayetlere gözüm iliştiğinde irkiliverdim önce...

Kellelerin acımasızca uçurulduğu savaş meydanları görüntüleri içinde sahebeyi kiramı düşlüyordum ki uyanıverdim bu çook tatlı rüyadan bir anda...

Şeytaniyet vasfım ,vehim kuvvemi ne de güzel oyuna getirmiş ;seyre daldırmıştı hayallerimi ,zanlarımı bir güzel geçmişte yaşamış peygamberin geçmişte yaşamış dostlarının sanallığında...

Gözlerimi kapattım ve susturdum hayallerime şekil veren seslerin herbirini tek tek...

Ne de çok konuşuyorlardı kafamın içinde,hiç susmak bilmiyorlardı..

Kendinden gayrısından münezzeh olan ve kendiyle şehid,habir,muhyi,hakim,basir,semi,muhit olan "mutlak ben"in benliğini hükmeden HU'nun "ben" işareti ile seyrinin hakikatine yönelebilmek adına en çok bilebidiğimi düşündüğüm "ben"e yönrldim ve kendimde seyre çalıştım bu ayetleri,özellikle de boyunlarının üstüne vurun hitabını...

Kavramları tek tek düşünerek başlamaya çalıştım işe...

Kafa ve vucut...ikisini birbirine bağlayan köprü boyun....

Emreden ve uygulayan...Tanrı ve kulu vehmindeki gibi...

Ben ismi ile işaret edilen yapının üç yönü var ahadiyet,eniyet ve hüvviyet..

Kalp,beyin ve vucut...

Ahadiyet ismi ile işaret edilen ,Hu'nun seyri dilediğindeki dilenmişlik hali ise karşılığı kalp olmalı dedim...Kalp nöronları da bu dileğe karşılık bir veri tabanına sahip derunundan akan...

Eniyet ismi ise bu Ahadiyet halinin “ben”liğine işaret etmeliydi sanki...Ahad olanın kendini seyreylediği benlik...Beyinin işletim sistemi ...Rububiyet ben'lik bilinci.Bu benlik her ne kadar Ahadiyetten ayrı değilse de yaratılmış oluşu ile Hu'dan ayrıdır...

Son olarak da huvviyet ismi ile işaret edilene yöneldim...Huviyet yani kimlik...Ben'in kendini bulduğu yapı ...Belkide vahdet halindeki vucut....

İsteğin derundan algılanan düzeyine bende nasıl aktığını sıralamaya çalıştım...

Şuurdan gelen hitap Kalb'in sahasına giriyor şeklinde bir varsayımla Ahadiyetin derunundan gelenin Eniyette bir yönetici yapıya büründüğü fikri doğrultusunda düşündüğümde Boynun bir yanı beyni içeren ,kafayı yani yönetici kısmı işaret ediyor olabilirdi...Bu Eniyyetti...Boynun diğer kısmı olan ve kendinde kalbi de barındıran vucut ise hüvviyet olarak düşünülebilirdi.

Ve boynun kendisi ise belki de mana alemiyle işaret edileni Alemi Ceberut'u anlatmaktaydı...

Bu  varsayım yumağı eşliğinde ,söz konusu ayetlerdeki teşbihe anlam verebilmek adına söyle yorumladım:

Beşeriyet hükmü ile ya da seyredilen hükmü ile bakmakta olduğunuzun gerçeğine erdiğinizde ,seyredeni açığa çıkarabilmek adına seyredileni yaşayan Eniyetinizin, manalara yüklediği anlamları, hüvviyetinize yani bedeninize,yaşamınıza yahut kuantum potansiyelinizin potansiyelliğine taşımakta olan geçiş noktasını yani boynunuzu yani ceberutunuzu vehmin hükmünden kurtarın....

Ceberutunuz Eniyyetiniz yönlü çalıştığında vehim adını alır....Ve cihad, ceberutu vehim adı ile işaret edilen işlevselliğinden çıkarıp Ahadiyet hükmüne tabi olmasını yani kalp nöronlarının beyin tarafından vehim kuvvesi ile işlev gören rububiyet hükmünce yorumlanmadan direk olarak hüvviyetinize tasarruf etmenizi sağlamanın adıdır...Belki de Ferdiyet ile işaret edilen de bu hükmü açığa çıkarabilme halidir...

Bedenim yönüyle mekanizmanın nasıl çalıştığına yöneldiğimdeyse şöyle bir yorum oluştu:

Ayette geçen sözcüğün (Muhammed 4, rikab )kelime anlamı boyun kökü...Boyun köküne vurun diyor...Boyun kökünde bir kuvvenin etkili olması gerekiyor yani...Boyun kökü anatomik olarak iki yapıyı birbiri ile bağıntılı olarak kapsıyor...

Beyin sapı ve beyincik...

Beynin boyuna olan uzantısında beyincik ve beyin sapı mevcut..

Beyincik tüm motor öğrenmeden ve reflekslerden sorumlu,beyin sapı ise kontrol edemediğimiz reflekslerden soluk almak,sindirim yapmak,kalp atışları gibi...Beşeriyetin devamlılığı için gereken sistemin kendiliğinden programlanışı ve uygulanışı gibi ....Beyincik ise öğrenerek refleks haline getirdiğimiz işlevleri kapsıyor mesela araba kullanmak,bisiklete binmek,kendi kişisel yorumum ile gündelik yaşamda öğrenilmiş var oluşumuzu tefekkürsüz yerine getirmek...

Cihad halinde bu yapının işlevine son verin diyor...

Peki nasıl?

Tek bir yapı mevcutsa en basit anlatımı ile...sistem tek ise...Beyin emir veriyor terkibince...Peki ya terkibindeki esmaları nasıl tanıyor?

Kalpteki nöronlar vasıtası ile...

O zaman beynin kalpten alıp terkibiyeti ile anlam yüklediği ancak hakikati itibarı ile beşeriyet vizyonu ile oluşmuş bilinç tarafından yüklenilen dar anlamlarla kayıtlanması mümkün  olmayan her esma ,her sıfat ,beynin müdehalesi sonucu  büründüğü anlam ile beyinden yola çıkarak boyundaki nöronlar vasıtası ile vucuda emir olarak yansıyarak oluş halini alıyorsa ,“boyun üzerine vurmak “ işlevi ,kalbin beyne gönderdiği kalıp halinde olmayan mana potansiyelinin beyin vasıtası ile büründüğü emre yine kalpteki şuursal farkındalıkla sistemsel bir müdehale söz konusu olabilir...Bir meleki kuvve Enfal 12 'de anlatıldığı üzere beynin rububiyetine dönük bu emri bedene geçiş aşamasında dönüştürüyor sanki eski sınırsız haline ...ne zaman... şuurun hakkını vererek cihad yaşandığında otomatik olarak, bir sistemsel sonuç olarak...

Beyin kalpten açılan manaları kendinde bulabildikleri kadarı ile kullanıyor veri tabanından beslenerek ve emir yolluyor bedene...Şuur hükmü ile bakanlarda bilinç ile yollanan bu emir tam da  beyin sapında bir meleki müdehale ile beynin yüklediği ben'lik anlamından arındırılıyor...

Ve bedende ortaya koyulan fiillerin hükmü bireysel benlikten değil şuurdan akmış oluyor....

Kalp şuurun esma ve sıfatlarını projekte ederken beyine ,beyin efali oluşturuyor...Kalp efal için tasarlanmamış,kalp halogramı olduğu dolayısı ile ilmine sahip olduğu Ahadiyetin zuhuru ...Beyinse efale dönük çalışıyor ancak beyinden çıkan hüküm kalpten akan bir meleki müdehale ile kendi dar anlam kalıbında sıfat hükmünce taşıdığı sınırsızlıkla efale yansıyor...

Bu noktada şu soru ortaya çıkıyor:

"Kalp neden nöronları ile vucuda emir vermiyor,neden beyne ihtiyaç duyuyor?

Sanırım beyin ile boyutsal algılamayı yaratıyor...

Boyutları yaratıyor beyinle ve boyutlardaki alemleri ve alem suretlerini...

Beyin, kalbin vucudu kanımca...Kalbin büründüğü bir vucut...kalbin bir bakışı kendine...çok boyutlu tek kare resmi...Bedense beynin vucudu..

Doğrusunu Allah(rasulu(ehli)) bilir....