BEĞENMİYORUZ...


Ulusça bir hastalığımız var, beğenmeme...
Toplumun değer yargıları, aşağı yukarı bu anlayış üzerine kurulu...
Yaklaşık üç dört yıl önce, Beşiktaş’ın başına bir İskoç getirildi:

Benjamin Toshcak...
Adam, geldiği sene, ligde iyi bir derece, bir de kupa getirdi beğenmedik; “lig şampiyonu yapmalıydı!..”
Altyapıya ve gençlere yöneldi, yaşlılardan vazgeçti. Çalışması, teknik direktörlüğü, velhasıl hiçbir şeyi beğenilmedi.
Bugün, otoriteler onu, Avrupa’nın en iyi on antrenöründen biri olarak değerlendiriyor.

Trafik kurallarına uymayı sevmeyiz, pek de beceremeyiz. Kargaşadan, kazalardan şikâyet ederiz, ama getirilen katı cezaları da pek beğenmeyiz...
Önce caydırıcı on kat ceza uygulaması öneririz; sonra polisi zor durumda bırakır düşüncesiyle vazgeçeriz, beğenmeyiz.

Milletimiz affedicidir, affedilen sevilir. Bir af kanunu çıkartır, ardından kendimiz dahi çıkarılanı tenkit ederiz.

Af edilmesi düşünülenler ise, isyan başlatır. Cezaevindeki, şartların insan yaşamı için elverişli olmadığını bahane eder, kısaca beğenmezler.

Çok yönlüyüz, Avrupa’ya yanaşırız, ama tenkit edilmek işimize gelmez; kendimizi ancak biz beğenmeyebiliriz!..
Bir yolunu bulup suçu onlara yıkarız.

Arap ülkelerine yakınlaşma asla söz konusu olamaz; zira, onlar beğenilmemek için varolmuşlardır!..

İşsizler ordusu içindeyken bir işe talip olur; çalışmak amacıyla binlerce kişi arasında imtihana girer, başarır, büyük emeklerle elde ettiğimizi beğenmeyiz.
İş hayatındaki kazancın karşılığında ilk basamak olması gereken “şükür”, yerini dudak bükmeğe, beğenmemeye terk eder.

Şayet bir politikacıya gönül vermiş veya bir şarkı türünü sevmişsek, alternatifini beğenmeyiz.

Önce, kendimizi beğenir, karşımızdakine mutlaka bir kulp buluruz.

Yüzünü, eşkalini sevimli, yakışıklı bulmadığımız hiçbir kişiyi ya da bazı huyları, burçlarımız uyuşmadığı gerekçesiyle beğenmeyiz.

Bizi bugünlere getiren anne-babamızı çok severiz, lakin artık çok yaşlanmışlardır, beğenilecek ne gibi yönleri, fikirleri olabilir ki?..
Genç kuşaklara bayılırız, çünkü,eskilere rağbet azalmıştır, artık beğenilmezler...

Allah’ın bir selamını karşımızdakini beğenmediğimiz için esirgeyebiliriz.

Kesret yaşantısı içinde yaşamayı pek sevmeyiz, beğenmeyiz de... Toplumun değer yargıları, hele şartlanmalar bizi pek sıkar.
Vahdet şuurunu çok yakın buluruz, ama fiilleri ile karşılaşınca o kadar da beğendiğimizi söyleyemeyiz...

Beğenmeme görüntüsünden kurtulmak için,
Kendimiz "beğenme" penceresinden bakmayı alışkanlık haline getirmeyi bir denesek artık!..

Haftaya buluşmak üzere...

Ahmet F. Yüksel
Londra - 15.2.2000