er çağın, her toplumun kendine göre bir dili ve kendilerince alışılagelen bir ifade tarzı vardır.  Ve herkes, bildiği şeyleri başkasına iletmekle yükümlüdür. Hiç kimse faydalı olabilecek bilgileri başkasından esirgememelidir. Ama muteber olan, bu bilgilerin gerçeği yansıtmasıdır.

Kalemi her eline alan, onun hakkında bilinçli olsun, olmasın bir şeyler yazmadan edemiyor. “ Konuş da, ne konuşursan konuş “ mantığı ile.
Toplumun hemen  her kesimi, bu konu hakkında yazılanları, söylenenleri, görüyorum ki, duymak istediğine göre kabul ediyor. Dinleyen, söylenenin ne kadarının doğru olduğuna veya nedenine bakmadan, neye inanmak istiyorsa onu dinlemeyi yeğliyor.
Evet, güzel yurdumuzu vuran ve  her an tehlike içinde bırakacak olan Deprem olayındaki paradoksa istinaden bu sözleri dile getirmeye çalıştım .

Bazıları olayı hemen doğaya bağlıyor, savunmasını yaparken inanç ehlini düşüncelerine saygı göstermeksizin de çok ağır biçimde suçlamaktan geri kalmıyor. Şayet çok titizse, depremin nasıl ve nerelerde olacağından ziyade, alınacak tedbirlerin  üzerinde duruyor. Sonra da işgüzarlık yapıp,  bir yerinden tutarak mutlaka ilgilileri suçlamaya gidiyor. yani bir konuda ne yapacağını neden bu olayın meydana gelebileceğini analiz etmeden önyargılı bir şekilde konuşup duruyor.

Gerçek olan şu ki, depremler asla tesadüfi olamaz.  Zira evrende var olan her şey, belirli bir şuura sahiptir. Kâinatın her zerresi o şuurla dopdolu olduğuna göre, bu olayı rastgele bir hadise gibi kabullenmek mantık dışıdır. Bence doğa dediğimiz şey, canlı ve şuurlu, algılama yeteneği olan bir varlık. Başı boş, kendine göre hareket eden, istediğini yapan bir birim değil ki !..


Yaratıcıya uzanan boyutlar da bir yığın katmanla ilintili. Daha açık bir ifade ile Yaratıcı, çeşitli katmanlarla doğaya uzanmakta ve her yerde olduğu gibi, onu da ihata etmede.
Kâinatta var olan her şey, bir sebep ile oluştuğuna göre, demek ki doğadaki deprem hadisesi de bir neden ile alakalı.
İşte mistisizm bunu anlatır. Ve ölümle sonuçlanan olayı, genelde Kader kavramı ile vurgular. Deprem; Mutlak yaratıcı, İnsan, diğer birimler ve doğa arasında geçen bir diyalog ile alakalıdır. Neticede, üst boyutların bir dilemesinin sonucudur.
Kader kavramına yanaşmayan kitlenin bu olguyu algılaması imkânsız gibi bir şeydir.

Siz hiç düşünebiliyor musunuz, basit bir sinek bile kanadını ondan habersiz kıpırdatamazken, bütün bu âlemleri bir an içinde hayali ile yoktan var eden Mutlak Yaratıcı’nın herhangi bir şeyi, doğayı kendi haline,  başı boş bırakabileceğini ? Ne yazık ki, doğanın böyle serbest devinimlere hakkı yoktur. Kısacası, sistem buyruk alan ile veren ilişkisi üzerine kurulmuş. Buyruk alanın buyruk verene hiçbir “ itirazı hakkı “ bulunmadığına göre, buyruğa uymanın esas olması gerekmektedir.

İşte bu nedenle, bir noktada insanoğlu acziyetini idrak etmeli, isyanları oynama sevdasından vazgeçmelidir. Bu onun şerefine uygun düşen en mantıklı bir yoldur.

Bu düşünce tarzını beğenmeyenlere tarih yeterlidir diyorum !

İstanbul - 05.02.2002
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail