Bu tür yazılar yazmaktan pek hoşlanmadığımı belki bilirsiniz. Fakat sonunda, okurlarımın ve dostlarımın en azından belirli bir bölümünün duygularını dikkâte almak gerektiğini düşündüm.  Bu eksikliğim nedeniyle epeyce rahatsızlık duydum. Neticede, istemeyerek de olsa, “Ateizm” konusuna  eğilmek zorunda kaldım...

Teknolojinin, iletişim ve üretim tarzlarının, yaşam biçimlerinin her gün değişime uğradığı, alt üst olduğu bu ortamda,  mistik duyguların, inançların zayıfladığı, hatta  kopma  noktasına  geldiği söylenebilir.
Maddeye olan bu düşkünlük, ister istemez Ateist teoriye  kapı açmaktadır. Ve mistisizme ilişkin her türlü kuşku ve rahatsızlık ortaya dökülüp saçılırken, bu olumsuz eylemde başrolü ateistlerin  üstlendiği  düşünülmektedir.

Ateizm; “varoluş felsefesini” ve sonsuzlukta yer alan, “öte” kavramını inkâr eden, Yaradan’ın varlığını ispatlamanın gereksizliğine inanan bir kuramdır. Bu haliyle, mistisizme itibar kaybettirme gayretleri içinde, kılıktan kılığa girmekte de bir sakınca görmemektedir. Toplumsal yaşamda genelde ateizm  “ Dinsizlik “ le eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Bugünde  bu şekilde kullanılmaya devam edilmektedir.

Ateist felsefe, mistisizmin  kendi bünyesinde gelişen konumlarından, örneğin; bireylere verilen (Resûl, Mehdi, Nebi... gibi) niteliklerden rahatsız olmakta ve onları baltalama yoluna gitmektedir. Teorik açıdan ele alırsanız, ateistlerin laikliği benimsediğini düşünebilirsiniz. Fakat bu onların bu görüşleri sadece kâğıt üzerinde kalmaktadır. Onlar, bu yanlarını saklamayı gayet iyi bilir. Örneğin ateizm, “dini özgürlük” fikrine pek sıcak bakamıyor ama laikliğe de pek dokunamadıkları için bu noktadaki tepkilerini açık açık ortaya koyamıyor. Ateistler,  laik düzen içinde nüfus kağıtlarının din hanesine,“dinsiz” yazılmasını,.dini bir tören yapılmaksızın gömülmeyi arzu ediyor. Çoğu bedenlerinin yakılmasını bile vasiyet edebiliyor. Ama, istekleri nedense olumlu karşılanmıyor. Dine inanmayan birinin dinsel törenle gömülmesi de bana pek mantıklı gelmiyor.Sanırım size de, pek uygun bulmuyor “ hayır, gömülmemeli !” diyebiliyorsunuz. Ne yazık ki, bu konum için pratik bir çözüm de üretilemiyor.

Ateist görüş, ‘ öte ’yi kabul etmediği için reenkarnasyon masallarına hiç girmez. İşin garibi kendisine pek yediremese de  ölümden feci şekilde  korkar. Nedenini de açıklayamaz. Yok olacağını bilen bir ateistin, kendini nasıl ve ne şekilde,  böyle bir korkuya itebildiğine pek akıl sır ermez.

Mistisizm, inanç sahiplerinin cennete gidebileceklerini kesin bir dille vurguluyor.Fetva veremem Allah adına konuşamam ancak kanaatim bu görüşten yola çıkarak, ateist bir insanın asla cennete giremeyeceğini  rahatlıkla söyleyebilirim.

Ateizm, dini sadece inanç kurallarıyla sınırlı görmekte, felsefi açıdan “ doğrulanmayı ” ise kendi cephesine yönlendirmektedir...
Bu anlayışa göre din, doğuştan elde edilebilen ve hiçbir çalışmayı gerektirmeyen  bir unsurdur. Mistisizmin, sistem adı altında vermek istediği mantık/şuur ve düzeni, ateistler kendi ölçülerine göre, inançsız bir tutumla değerlendirmektedir...

Ateist  teori; evrende var olan her şeyin, O’nun etrafında dönmesini temin eden mutlak Bir’e olan sevgi anlayışından  ziyade, bireysel, günü birlik, menfaatçi dayanışmaları daha akılcı bulmaktadır.
Bu görüşte olanlar için, toplumsal yaşam biçiminde sadece etik kurallara sahip olmak yeterlidir. Onlara göre varoluşun bir gereği olan “mutlak ahlak” veya mistik deyimle “Allah’ın ahlakı”,  “Yaşamın  gerçeği “ gibi, bilinmesi ve yaşanılması gereken olgular  abartılmaktadır.

Ateizm;

“Evrenin varoluş nedeni olmalı mıdır?..”
“Biz tasarımın mı, yoksa değişimin mi ürünleriyiz?..”
“Evrende kötü var mı?..”

Gibi soruların yanıtını asla veremez...
Bu görüşte olan bir insan, yaşamda “ Kader “ kavramına yer vermez, kabul etmesi imkansızdır..

Ateist düşünce tanrının varlığından çok yokluğuna işaret  eder. Bu felsefe ile paylaştığım tek şey, bilincimizin ortak noktası, Tanrı yoktur  inancıdır...

Bu, çoğu inanç sahiplerinin dahi değerlendirmekten yoksun olduğu, radikal bir görüştür.

Tanrı yok!...
Ama;
Allah, dâim ve bâki olup bireyin özünde mevcuttur!...

 İşte ateistlerin atladığı en önemli nokta budur.

Tanrının varlığının reddi, semavi dinlerin hükümlerinde mevcuttur. Tanrı anlayışının reddi bizatihi dinin ve mutlak yaratıcının inkâr edilmesi demek değildir. Ne gariptir ki konu  İslâm dünyasında ve İslâmın ayak seslerinin işitildiği Türkiye de  dahi yeteri kadar algılanamamıştır. .

Ateist bir insana kızmıyorum, onu kınamıyorum.!

Zira; kendi tanımladığı ve icat ettiği “ inanmama hakkı “  ona, özünde var olan Mutlak Varlık’tan gelmektedir...Tanrı anlayışının olmadığı  bir mahaldeki düşüce tarzı böyle gelişmektedir.

Allah, inkâr kokan bir felsefe ile  kendini örtüyor!..

Ne diyebilirim ki ? Tecelli böyle.. 

İstanbul - 09.05.2000
afy@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com

YEDİ İKLİM DERGİSİ
MART 2003


Üst Ana sayfa e-mail