SEZGİ'nin BİLGİ'si

“Bilgi bilgededir, sezgi bende

Duygu sevendedir, kalp bedende

Canın sırrı can verende...”

‘Neden’ diye sordu insan.. Niçin, niye, nasıl?...

Başka hiçbir canlının bu soruları sormadığını biliyordu..

‘Halife’ olarak kendisi seçilmişti.

‘Ben yeryüzünde bir halife meydana getireceğim’ hitabına muhatabtı.

‘Sen aklın ile yakin olanlardan ol’ sözü kendine söylenmişti..

Dünya üzerinde kendisinden başka aklı, düşünebilme yeteneği olan varlıklar yok mu?.. Elbette var!.. Hem de sayısız!..

Fakat yoğunlaşmış bir bedensel yapı olarak, diğer canlılarda olmayan, İnsan beyninde Cortex denilen bir bölüm mevcut.. 

“O, insan beyninde mükemmeli bulmuştu..”

Solucan da beyin yoktur, sadece bizdeki omurilik ve ondan çıkan sinirlerin çok basit bir modeli vardır. Kuşlarda bu model biraz daha gelişerek bizdeki beyincik dediğimiz sistemin karşılığı ile birlikte bulunur. Kedi ve köpeklerde ise daha da gelişerek bizdeki alt beyin dediğimiz sistem ilave olur, fakat üst beyin yalnızca insanlarda mevcuttur..

Beyin üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda ; İnsan, beyninin sadece % 10-15 hücrelerini kullanabiliyorsa, gerçek araştırmalar! kullanılmayan hücrelerin devreye sokulmasıyla yapılabileceğini göstermiştir. (Bkz.Ahmed Hulusi Dua ve Zikir)

Beyin bir bütün.. Bu bütünün çalışmasını iki ana bölümde değerlendirmeliyiz ;

Alt beyin ; Biz farkında olmadan çeşitli fikirler üreten beyindeki veri tabanı..

Bunun kaynağı ; Genetik yoldan bize intikal eden sevgi, korku, kıskançlık, doğal savunma güdüsü...

Doğum anından itibaren çevrenin beyin dalgalarının beynimizdeki açılımları..

İçinde yaşadığımız toplumun bizi şartlandırması..

Okuduklarımız, seyrettiklerimiz ve iletişimde olduklarımızdan bize yansıyan ve alıp kabullendiklerimiz..

Alt beyin kendi veri tabanına ters bir gerçek ile karşılaştığı zaman, içgüdüsel olarak ilk etapta onu reddeder. Zira alt bilinç dış sisteme dayalı gerçeklere göre değil, kendi veri tabanına göre, elindekileri koruma dürtüsü doğrultusunda çalışır..

En önemli fonksiyonu hayatı koruma ve nesli devam ettirme... Seksin hazzı, nesli devam ettirme iç güdüsünün süsü olmalı..

Hayvanlarda mevcut olan ‘saldır, parçala, ye, karnını doyur’ iç güdüleri bir kalıntı halinde neslimizde devam etmektedir.

Kalben iman etmekle, Tanrıya içten inanmakla, yani hayatı, tanrının varlığına bağlaması ile huzura kavuşur..

(Cortex) Üst beyin ; Düşünerek, akıl yürüterek, mantıkla, ele aldığımız konu hakkında değerlendirme yapar..

Kendimize insan demenin zevkini burada bulup tadıyoruz.. Arayışlarımızın yetersizliğinde ise her şeyi kadere ve tanrıya bağlamaya başlıyoruz..

Beynimiz, başka insanların üst beyninden daha iyi çalıştığı zaman çok hoşlanıyoruz..

Bunun ispatı için de sahip olmak iç güdümüzü giderek geliştiriyoruz. Yaşlanmaya başlayınca da, yeterli zamanımız kalmadığını düşünerek bunalıma giriyoruz..

Düşünce bir cortex ürünüdür.. Bunu aşmaya, yani düşünceyi aşmaya gücü yettiği zaman, alt beyine inecek ve bunun neticesi, alt beyin baskıdan kurtulup hayatı korumak için tüm hormonal ve biokimyasal düzenlemelerini daha iyi yapacaktır.

Üst bilinç, evrensel gerçekleri mantıksal bütünlük içinde değerlendirerek, alt bilinç tarafından üretilen bilgilerin, beyinde belirli hayal suretleri oluşturup, sonsuza kadar hayal içinde yaşayacağını fark eder..

Beyin üst bilincinin, aşırı çalışması neticesinde, vücudun müdafasında rol alan bir takım hücrelerin sayısının azaldığı, vücudun doğal ve refleksif olan kendini müdafaa mekanizmasının bozulduğu, alt beyni baskı altında tuttuğu, bunun neticesinde de ‘stress’ başlığı altında sayabileceğimiz ülser, astım, kolit ve psikomatik rahatsızlıklar ortaya çıkmıştır...

Stress ; olumsuz düşüncelerin devamlı olarak zihne takılması olarak tarif edilebilir. Bunun aşılabilmesi için de tasavvuf çalışmalarının etkin bir faktör olduğu düşüncesindeyim..

Beynin üst bilincinin az çalışması neticesinde, psikoz denilen rahatsızlıklara neden olacaktır. Biliyorsunuz üst bilinç, algılama, yargılama, düşünce, konuşma, hayal kurma, okuma yazma ve öğrenmeye açık, kendini hasta etse de kullanma zorunda olduğu bölümüdür.

Halk arasında deli dediğimiz hastalar, hastalıklarının bilincinde olmadıkları için doktora bile zorla götürülürler. Hayvansal tarafları olan alt beyin, onlarda tamamen meydandadır. Üst beynin tüm baskısından kurtuldukları için çok mutludurlar, şikayetleri yoktur. Gıda ve bakım problemleri dışında stres faktörünün neden olduğu organik rahatsızlıklara yakalanmazlar.

Üst beyin ile alt beyin ilişki bozukluğu neticesi, şuuraltı bölümünden gelen mesajlar üst beyin tarafından tercüme hataları ile algılandığında ‘nevroz’ denilen, bunalım diye adlandırılan hastalıklar ortaya çıkar. Alt beynin önemli bir bölümü genetik kalıntılarla doludur. Bu genetik takıntıların halledilmesine ait belirgin bir tıbbi yöntem henüz bulunmamıştır.

Üst beyin düşüncesiz kalamadığından alt beyin hayatı koruma fonksiyonu ile ilgili hormonal düzenlemeleri sağlıklı olarak yapamamaktadır.

Uyku üst beyni devre dışı bırakıyor mu?..

Uyku hali de üç devreye ayrılıyor.

Birinci devrede uyku ile uyanıklık arası algılamaların olduğu devre..

İkinci REM devresi dediğimiz rüya gördüğümüz devre..

Derin uyku dediğimiz de üçüncü bölüm.. Rüya ve derin uyku dediğimiz devrelerde beyin alt bilinç hakimiyetinde olduğu anlaşılıyor.

 Sıhhatli bir beyinin her gece ortalama 4-5 rüya devresi geçirdiği, rüya devrelerinde uyanırsa rüyayı hatırladığı, rüyasız devrelerde uyandığında ise hatırlamadığı ortaya çıkmıştır. Böylece rüyanın alt beyne ait olduğu kesinlik kazanmıştır. Çünkü uyanıklığa yani üst beyne geçişte hatırlama ancak rüyalı devrelerde olabilmekte..

Rüyaların alt beynin ve şuuraltı takıntılarından kurtulmak için kullandığı bir müdafaa mekanizması olduğu ve derin uykunun da üst beynin devre dışı bırakıldığı bir devre olduğunu söyleyebiliriz. 

Atalarımızın beyinlerindeki bilgiler, bizim alt beynimize genetik şifrelenme yoluyla geçmişti. Tıpkı bir ağaç gövdesindeki katmanlar gibi. Beynimizde en üstte cortex, sonra şuuraltı, sonra birinci ata, sonra ikinci, üçüncü...En merkezde de doğanın gizi veya bilinmeyen...

 Bazılarımız çok kolay yabancı dil öğrenirken, bazılarımız çok güçlük çeker, sebebi, alt beyinlerine en azından yakın atalarının katmanları hep aynı dilin bilgilerini aktarmıştır. Buna karşılık kolay yabancı dil öğrenen diğer aileler de yakın tarihlerinde başka bir dil kullanan yörelerden göç etmiş kişilerdir.

 Üst beyni takıntılardan kurtaramamış bir beyin, alt beyne hayatı boyunca inemez.. Önce üst beyin, daha sonra şuur altı ve daha sonra da alt beyin takıntılarını (şartlanma, değer yargıları ve duygular) halletmek gerekmektedir. Üst beyin takıntılarını halledememiş bir beyin hayatı boyunca alt beyin ve şuuraltından gelen impulsları bastırır veya tercüme hatasıyla çözümler. O zaman da kısır bir döngü içerisinde gibi devamlı gergin, tedirgin, aradığını bulamayan bir hal oluşur, hiçbir şey onu rahatlatmaz...

 Üst beyin ve şuuraltı takıntıları aşıldığında, sıra alt beyin takıntılarından arınmaya gelir.. Bu da üst beynini gerektiği şekilde değerlendirip, alt beyin takıntılarından kurtulmuş bir alt beyinle kurulacak ilişkilere bağlıdır..

 İnsanın kendisine verilmiş olan üst beyni kullanma zorunluluğu vardır. Yoksa; zaten alt beynini gerektiği gibi kullanan hayvanlardan farkı kalmaz..

 İnsan, içinde bulunduğu durumu takdir edip, gereğince değerlendirmek istiyorsa şu sözü aklından çıkartmamalı ;  

“Beynin tefekküre yöneltilmemesi, ona yapılan en büyük zulümdür!..”

T. Murat ÇELİK