Kapılar Kapanmadan...

 

Ne kadar inanç dolu olursa olsun hiçbir insan hatalardan ve zaaflardan tamamen uzak kalamaz. Beşer olmanın kaçınılmaz vasıflarından biridir bu. Her türlü noksan sıfatlardan münezzeh ve bütün kemâl sıfatlarla muttasıf olan sadece Cenâb-ı Hakk’dır.

Beşer olmamız dolayısıyla bilerek ya da bilmeyerek günah işleriz çoğu zaman. Gaflet içinde yaptıklarımızdan dolayı vicdanımız rahatsız olur. Bu rahatsızlık onu telafi etme arzusu doğurur içimizde. Böylesi bir durumda Mevlâ’ya yönelme, O’na sığınma ihtiyacı hissederiz. İşte bu noktada, geçmişi bakımından ruhu onarma ve onu daha iyi bir geleceğe hazırlama ameliyesi olarak imdadımıza yetişir tevbe. Aynı zamanda günah kiriyle kararan gönüllerimizin de manevî temizliğinin ilk basamağını oluşturur. Müslümanın ruh dünyası, günah işlediğinde hemen nedâmet duygusu içine düşer. Bu nedâmet müslüman için yalnızca bir duygu değildir elbette. Aynı zamanda irâdî bir davranıştır.

Erdemli bir toplumu oluşturmak için atılacak ilk adım günah kiriyle kararan gönülleri tevbe ile arındırmak olmalıdır. Tevbe, ancak iyi işler yaparak hatayı tazmin ve telafi etme şartlarının tümü gerçekleştirildiğinde işlevini yerine getirmiş olur. Böylesi bir tevbe Kur’an’da ifade edilen nasuh tevbe olsa gerektir.

Affedileceğini umarak Mevlâ’nın “Tevvâb” ismine sığınan kul için tevbe kapısı her zaman açıktır. Yeter ki gözümüz yaşlı, yüreğimiz nedâmet duygularıyla dolu bir halde O’nun dergâhına yüz sürelim. Öyleyse tevbe kapıları kapanmadan cümle günahlarımıza diyelim estağfirullah...

Selam ve muhabbetlerimizle...

Selim Çakıroğlu
(Yeni Dünya Dergisi editörü)